Manisa Son Haber
2026-08-12 19:32:50

Çerkes Ethem’in İdam Ettirdiği Hacı Nurullah Efendi ve Dilaver’in Mehmet Olayı! Demirci’nin Kanlı Yazı

Rasih Hacıkadiroğlu

12 Ağustos 2026, 19:32

1920 yazı...

Anadolu, işgalin gölgesinde nefes almaya çalışıyor; bir yanda Yunan ordusunun ilerleyişi, diğer yanda Kuvâ-yı Milliye birliklerinin direnişi sürüyordu. Demirci ise bu büyük mücadelenin tam ortasında, yalnızca düşmanla değil, savaşın doğurduğu korku, şüphe ve acımasızlıkla da mücadele ediyordu.

İşte o günlerde Demirci'de yaşanan iki ölüm, aradan geçen onca yıla rağmen hafızalardan silinmedi.

Biri, şehrin tanınmış halı tüccarlarından Hacı Nurullah Efendi...

Diğeri ise halk arasında “Dilaver’in Mehmet” olarak bilinen bir Demircili...

İki ayrı hayat, iki ayrı hikâye... Ancak ikisini de aynı karanlık dönemin hükmü birleştirdi: Çerkez Ethem kuvvetlerinin verdiği idam kararları.

Demirci’nin Tanınmış Tüccarı

Hacı Nurullah Efendi, Demirci'nin köklü ailelerinden İzmiroğulları'nın mensuplarından biriydi. Şehrin tanınmış halı tüccarları arasında yer alıyor, Demirci ile İzmir arasındaki halı ticaretinin gelişmesinde önemli rol oynuyordu.

Demirci Kaymakamlığı tarafından yayımlanan kaynaklarda da Hacı Nurullah Efendi'nin mensup olduğu kol, ilçenin köklü İzmiroğlu ailesi içerisinde gösterilmektedir.

Fakat onun hayatının son günlerinde ticaretin yerini savaş aldı.

Yunan kuvvetleri Demirci'ye doğru yaklaşırken şehirde korku büyüyordu. İşgal kuvvetlerinin gelişinin ardından yaşanabilecek yağma, yakma, yıkma ve sivil katliamı ihtimali halkı endişelendiriyordu.

İşte tam bu noktada Hacı Nurullah Efendi'nin adı, Demirci'nin kaderiyle birlikte anılmaya başladı.

Bir Şehri Kurtarmak İçin Yapılan Görüşme

Yerel aile anlatımlarına göre Yunan kuvvetlerinin Demirci'ye yaklaşması üzerine Hacı Nurullah Efendi, Demirci halkının isteğiyle Yunan birlikleriyle görüşmeye gitti.

Amacı düşmana hizmet etmek değil, anlatımlara göre tam tersine, şehrin başına gelebilecek büyük bir felaketi önlemekti.

Demirci'nin yakılmaması...

Evlerin yağmalanmaması...

Sivillerin zarar görmemesi...

Hacı Nurullah Efendi'nin Yunan komutanıyla yaptığı görüşmenin temelinde bu kaygıların bulunduğu aktarılmaktadır.

Yerel hafızada anlatılanlara göre Hacı Nurullah Efendi, Yunan komutanından Demirci'nin tahrip edilmeyeceğine ilişkin güvence dahi aldı.

Fakat savaş zamanlarında gerçek ile şüphe arasındaki çizgi son derece inceydi.

Bir işgal kuvvetinin komutanıyla görüşmek, o dönemin sert savaş şartlarında farklı biçimde yorumlanabilirdi.

Ve öyle de oldu.

Casusluk Suçlaması ve İdam

Hacı Nurullah Efendi'nin Yunan makamlarıyla yaptığı görüşme, Çerkez Ethem ve kuvvetleri tarafından düşmanla işbirliği ve casusluk şeklinde değerlendirildi.

Karar ağırdı.

Hacı Nurullah Efendi'nin kendisini savunmasına, görüşmenin gerçek amacını anlatmasına veya ailesinin aktardığı şekliyle Demirci halkını korumaya çalıştığını açıklamasına rağmen sonuç değişmedi.

2 Ağustos 1920 tarihinde Hacı Nurullah Efendi, Çerkez Ethem tarafından asılarak idam edildi.

Demirci'nin tanınmış halı tüccarı, köklü bir ailenin mensubu ve şehirde itibarlı bir isim olan Hacı Nurullah Efendi, bir anda savaşın acımasız hükmüyle hayatını kaybetti.

Ancak burada tarih açısından önemli bir ayrıntı vardır:

Hacı Nurullah Efendi'nin gerçekten düşmanla işbirliği yapıp yapmadığı konusunda farklı anlatımlar bulunmaktadır.

Ailesinin ve onu tanıyanların aktardığı hatıralarda olay, düşmana yardım eden bir kişinin cezalandırılması olarak değil; Demirci halkını korumaya çalışan bir insanın trajik sonu olarak anlatılmaktadır.

Dolayısıyla bu hadise, yalnızca bir idamın hikâyesi değil; Milli Mücadele'nin karmaşık ve tartışmalı şartlarının da bir yansımasıdır.

Bir Başka Kurban: Dilaver’in Mehmet

Aynı günlerin bir başka acı hikâyesi ise halk arasında “Dilaver’in Mehmet” adıyla bilinen Demirciliye aittir.

Onun hikâyesi de savaşın siviller üzerinde kurduğu ağır baskıyı gözler önüne serer.

Yerel anlatıya göre Yunan askerleri Mehmet'i silah zoruyla kendilerine yol göstermeye mecbur bıraktı.

Bir tarafta silahlı işgal askerleri...

Diğer tarafta karşı koyması halinde hayatını kaybetme ihtimali bulunan bir sivil...

Mehmet'in Yunan askerlerine yol göstermesinin kendi iradesiyle gerçekleşmediği, zor altında kaldığı aktarılmaktadır.

Fakat savaşın ardından bu olay farklı değerlendirildi.

Mehmet'in Yunan askerlerine kılavuzluk etmesi, gönüllü işbirliği ve düşmana yardım olarak kabul edildi.

Ve onun için de ölüm kararı çıktı.

Dilaver’in Mehmet de Çerkez Ethem kuvvetleri tarafından idam edildi.

Böylece bir başka Demircili, işgal koşullarının ve savaş hukukunun acımasızlığı arasında hayatını kaybetti.

Savaşın Ortasında Sıkışan Siviller

Dilaver’in Mehmet'in hikâyesi, aslında Milli Mücadele yıllarında Anadolu'daki sivillerin karşı karşıya kaldığı büyük çıkmazı anlatır.

İşgalci bir ordu tarafından zorla bir yere götürülen, emirlerine uymadığı takdirde hayatını kaybetme tehlikesi bulunan sıradan bir insan...

Savaştan sonra ise aynı hareketin, bu kez düşmana yardım olarak değerlendirilmesi...

Bu nedenle Mehmet'in hikâyesi yalnızca bir idam hadisesi olarak değil, savaş şartlarında sivillerin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının çarpıcı bir örneği olarak ele alınmalıdır.

Demirci’nin Kanlı Günleri

1920 yazında Demirci ve çevresi son derece ağır bir askerî ve siyasi atmosfer içerisindeydi.

Yunan kuvvetleri ilerliyor, yerel Kuvâ-yı Milliye birlikleri direniyor, bölgede farklı silahlı gruplar etkinlik gösteriyordu.

Halk ise bütün bu çatışmanın tam ortasında kalmıştı.

Kiminle konuşulacağı...

Kime güvenileceği...

Hangi davranışın ihanet, hangisinin hayatta kalma çabası olduğu...

Bu soruların cevapları çoğu zaman silahların gölgesinde veriliyordu.

İşte Hacı Nurullah Efendi ile Dilaver’in Mehmet'in kaderi, bu dönemin ne kadar sert olduğunu gösteren iki ayrı örnektir.

Biri, bir şehri felaketten kurtarmak amacıyla düşman kuvvetleriyle görüştüğü anlatılan bir tüccardı.

Diğeri, yerel anlatıya göre silah zoruyla düşmana yol gösteren bir sivildi.

Fakat ikisinin de sonu aynı oldu.

İdam.

Tarihin Unutmaması Gereken İki İsim

Bugün üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olsa da Demirci'nin 1920 yazındaki bu karanlık günleri, yalnızca savaş meydanlarında kazanılan veya kaybedilen muharebeler üzerinden okunmamalıdır.

Çünkü tarihin büyük mücadelelerinin arkasında, isimleri çoğu zaman kitaplara sığmayan insanlar vardır.

Hacı Nurullah Efendi...

Dilaver’in Mehmet...

Onların hikâyeleri, Milli Mücadele'nin yalnızca kahramanlık ve zaferlerden ibaret olmadığını; savaşın, şüphelerin, korkuların, yanlış anlaşılmaların ve ağır kararların da tarihin bir parçası olduğunu hatırlatmaktadır.

2 Ağustos 1920'de Demirci'de yükselen bir darağacı, yalnızca bir insanın hayatına son vermedi.

O darağacında, savaşın ortasında kalan bir şehrin korkuları, çaresizliği ve o günlerin sertliği de tarihe kazındı.

Ve aradan geçen yıllara rağmen geriye şu soru kaldı:

Hacı Nurullah Efendi gerçekten bir hain miydi, yoksa şehrini korumaya çalışan bir Demircili mi?

Tarihin kesin hüküm vermekte zorlandığı bu soru, Demirci'nin Milli Mücadele yıllarından bugüne taşıdığı en acı hatıralardan biri olarak yaşamaya devam ediyor.

Rasih Hacıkadiroğlu

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.