Manisa Son Haber
2025-08-12 12:37:44

Dervişoğlu ile Siyasette Yeni Dönem

Ahmet Orhan

12 Ağustos 2025, 12:37

DERVİŞOĞLU İLE SİYASETTE YENİ DÖNEM

Türkiye siyaseti, “Terörsüz Türkiye” süreci tartışmalarıyla yeniden hararetlendi. Bu süreçte ilk net itiraz, İYİ Parti Genel Başkanı Musavat Dervişoğlu’ndan geldi. Dervişoğlu’nun çıkışı, sadece partisinin değil, tüm milliyetçi muhalefetin gündemini belirledi. Çünkü siyasette bir konuya ilk tepkiyi veren isim, konunun doğal sahibi gibi görülür. Dervişoğlu, bu avantajı ustalıkla kullandı ve kamuoyunun dikkatini üzerine çekti.

Dervişoğlu’nun “Terörsüz Türkiye” sürecine yönelik ilk itirazı, İYİ Parti’nin üniter devlet yapısı ve millî kimlik konusundaki hassasiyetini yansıtıyor. Onun çıkışı, özellikle şehit aileleri ve milliyetçi kesimler nezdinde yankı bulmuş görünüyor. Bu durum, diğer milliyetçi partilerin de benzer tepkiler vermesine zemin hazırladı.

Ancak bu tepkilerin bir kısmı, samimi bir duruştan ziyade “gündemden geri kalmama” refleksiyle atılmış adımlar olarak değerlendiriliyor. Neticede, milliyetçi seçmen tabanını kaybetmemek için sessiz kalmanın maliyetini herkes gördü. Dervişoğlu’nun sürecin kapalı kapılar ardında yürütülmesi ve terör örgütüyle müzakere algısı yaratması konusundaki eleştirileri, kamuoyunda hem kendisine hem de İYİ Parti’ye ilgiyi yeniden artırdı.

Bununla birlikte, bu itirazların ne kadar yapıcı çözüm önerisi sunabileceği ya da yalnızca tepkisel bir duruş olarak kalıp kalmayacağı; ayrıca İYİ Parti’nin eski gücüne ulaşıp ulaşamayacağı, sürecin ilerleyişine bağlı. Milliyetçi partilerin birleşik bir karşı duruş sergilemesi hükümetin politikalarını etkileyebilir, ancak bu aynı zamanda kutuplaşmayı da artırabilir. Önemli olan, bu tartışmaların Türkiye’nin birliğini ve güvenliğini merkeze alarak, duygusal değil rasyonel bir zeminde yürütülmesidir.

Kandil’den veya DEM Parti’den gelen, pazarlık yapıldığı izlenimi uyandıran söylemlerin, “Terörsüz Türkiye” sürecinin meşruiyetine gölge düşürdüğü inkâr edilemez. Cumhur İttifakı’nın bu iddiaları şiddetle reddetmesine rağmen, bu tür açıklamalar kamuoyunda güvensizlik yaratmış ve özellikle milliyetçi kesimlerde tepkileri sertleştirmiştir.

“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nda neredeyse ilk günden gizlilik kararı alınması, halk tarafından şeffaflık eksikliği olarak değerlendirildi. Bu da “pazarlık var” söylemlerinin etkisini artırmış ve hükümetin süreci yönetme kabiliyetini zorlamıştır. Eğer bu izlenim kontrol altına alınmazsa, halkın sürece desteği hızla azalacaktır. Muhalefetin eleştirileri güçlenmiş, toplumsal itiraz derinleşmiştir. Hükümetin bu tür söylemlere net yanıt vererek süreci daha açık yürütmesi, olumsuz algıyı hafifletebilir. Aksi takdirde süreç hem siyasi hem de toplumsal düzeyde tıkanabilir. Zaten hassas olan bu konuda, iletişim kritik önemdedir.

Fakat asıl sarsıcı gelişme, Cumhur İttifakı’na yönelen iddialar oldu. “Kandil’le ya da DEM Parti ile bir pazarlık yapıldığı” izlenimi, iktidarın en hassas olduğu noktadan vuruyor. Yıllardır “teröre karşı en kararlı duruş” söylemiyle kendini konumlandıran Cumhur İttifakı, böyle bir algı oluştuğu anda kendi seçmen tabanında güven bunalımı riskiyle karşı karşıya kalır.

Bu durumun sonuçlarını üç başlıkta özetlemek mümkün:

1. Güven Kaybı ve Taban Erozyonu Cumhur İttifakı’nın milliyetçi-muhafazakâr seçmenindeki sadakat, büyük ölçüde “teröre taviz vermeme” söylemine dayanıyor. Eğer pazarlık algısı güçlenirse, bu seçmen kitlesinde hayal kırıklığı ve kopuş yaşanabilir.

2. Muhalefetin Söylem Üstünlüğü Dervişoğlu’nun öncülüğünde yükselen tepkiler, muhalefete “Biz samimiyiz, onlar değil” argümanını verir. Bu, özellikle İYİ Parti, Zafer Partisi, diğer ülkücü kökenli partiler ve bağımsız milliyetçi oluşumlar için büyük bir fırsattır.

3. Politik Dengelerde Kırılma Kısa vadede gündem tamamen “terörle pazarlık” eksenine kayar. Orta vadede MHP’nin tabanı bile bu durumdan rahatsız olur ve ittifak içi dengeler bozulur. Uzun vadede ise milliyetçi oyların yeniden dağılımı hızlanır.

Sonuç olarak; Dervişoğlu’nun bu süreçteki liderliği, milliyetçi siyasetin yeni bir döneme girdiğinin işaretidir. Ancak bu dönem, yalnızca liderlik yarışının değil, seçmen sadakatinin de sınandığı bir süreç olacak. Eğer “pazarlık” algısı güçlenirse, 2028’e giden yolda milliyetçi oyların adresi değişebilir. Bu değişim, sadece partilerin oy oranlarını değil, Türkiye’deki ittifakların yapısını da kökten sarsar.

12 Ağustos 2025

Ahmet Orhan

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.