Manisa Son Haber

TÜİK'in "İllüzyon Sepeti" ve Sabit Gelirlinin Açlık Sınırı / Ahmet Orhan Yazdı...

EKONOMİ

Nitekim TÜİK'in açıkladığı ayrıntılı veriler bile bu tabloyu doğruluyor. Temmuz itibarıyla yıllık gıda enflasyonu yüzde 37,53, konut ve barınma giderlerindeki artış ise yüzde 40,32 olarak gerçekleşti.

TÜİK, bir kez daha alışıldık senaryosunu sahneye koydu. Temmuz ayı enflasyonu aylık yüzde 1,78, yıllık ise yüzde 31,75 olarak açıklandı. Resmî rakamlara bakıldığında sanki enflasyon diz çökmüş, ekonomik sıkıntılar geride kalmış izlenimi doğuyor. Oysa çarşıda, pazarda ve mutfakta yaşanan hayat, bu pembe tabloyu daha ilk bakışta boşa çıkarıyor.

Aynı günlerde TÜRK-İŞ'in açıkladığı Temmuz 2026 verileri ise bambaşka bir Türkiye fotoğrafı sunuyor. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 36 bin 940 lira, yoksulluk sınırı 120 bin 325 lira, bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 47 bin 758 lira olarak hesaplandı. Bu rakamlar, vatandaşın cebindeki gerçek enflasyonu anlatma konusunda resmî istatistiklerden çok daha güçlü bir tablo ortaya koyuyor.

İşte tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Vatandaşın günlük hayatıyla örtüşmeyen istatistikler, kimin gerçeğini yansıtıyor?

TÜİK'in meşhur tüketici sepetinde hangi ürünlerin ne ağırlıkla yer aldığı uzun zamandır tartışma konusu. Ancak değişmeyen tek gerçek şu ki o sepet ile dar gelirlinin alışveriş sepeti aynı değil. Bir emeklinin, bir asgari ücretlinin ya da sabit gelirli bir memurun harcamalarının büyük bölümü gıda ve barınmaya gidiyor. Enflasyonun vatandaş üzerindeki gerçek etkisini de işte bu iki temel harcama kalemi belirliyor.

Gıda ve Barınmada Gizlenemeyen Gerçek

Nitekim TÜİK'in açıkladığı ayrıntılı veriler bile bu tabloyu doğruluyor. Temmuz itibarıyla yıllık gıda enflasyonu yüzde 37,53, konut ve barınma giderlerindeki artış ise yüzde 40,32 olarak gerçekleşti. Yani dar gelirlinin vazgeçemeyeceği iki temel harcama kalemindeki artış, manşet enflasyonun oldukça üzerinde seyrediyor.

Böyle bir tabloda yüzde 31,75'lik genel enflasyon oranının vatandaş açısından fazla bir anlamı kalmıyor. Çünkü mutfaktaki yangın yüzde 38 seviyesinde devam ederken, kiralar, elektrik, su ve doğal gaz faturaları yüzde 40'lara varan artışlarla aile bütçelerini zorlamayı sürdürüyor. Vatandaşın hissettiği enflasyon ile açıklanan enflasyon arasındaki makas ise her geçen gün biraz daha açılıyor.

Zam Daha İlk Ayda Erimeye Başladı

Temmuz ayında memur ve emeklilerin maaşlarına geçmiş altı aylık enflasyon farkı yansıtıldı. Ancak zamlı maaşlar daha hesaplara yatar yatmaz aylık enflasyon yüzde 1,78 olarak açıklandı. Başka bir ifadeyle, yapılan artış daha ilk aydan itibaren erime sürecine girdi.

Üstelik bu tablo yalnızca memur ve emeklilerle sınırlı değil.

Ara zam yapılmayan milyonlarca asgari ücretli açısından durum çok daha ağır. Yılbaşında büyük beklentilerle açıklanan asgari ücretin satın alma gücü, yalnızca yedi ay içinde 5 bin 500 liradan fazla geriledi. Bu kayıp, birçok ailenin bir aylık mutfak harcamasına karşılık geliyor.

Şimdi sormak gerekiyor: Yılın geri kalan aylarında bu insanlar çocuklarının sofrasındaki eksilmeyi nasıl telafi edecek? "Enflasyonu düşürdük" söylemleri devam ederken, milyonlarca vatandaşın sofrasından her ay bir tabak daha eksiliyor.

Enflasyonu Lüks Değil, Hayatın Kendisi Üretiyor

İşin en dikkat çekici tarafı ise enflasyonu yukarı çeken kalemler.

Temmuz ayında fiyat artışlarının başını ulaştırma, konut ve gıda çekti. Yani enflasyonu artıran; lüks otomobiller, pahalı mücevherler ya da gösterişli tüketim değil. Tam tersine; ekmek, süt, kira, ulaşım, elektrik ve doğal gaz faturaları.

Dar gelirli vatandaşın en büyük sıkıntısı da tam burada başlıyor. Çünkü gelirinin önemli bölümünü harcadığı alanlarda enflasyon, açıklanan ortalama enflasyonun çok üzerinde seyrediyor.

İllüzyon Sepeti Karın Doyurmuyor

Sonuç olarak karşımızda ekonomik gerçeklerden çok algı yönetimine dayanan bir enflasyon söylemi bulunuyor.

Vatandaşa sürekli "sabır" ve "sıkı para politikası" tavsiye edilirken, mutfaktaki yangını istatistiklerle söndürmeye çalışmak kimseyi ikna etmiyor. Rakamlar ne kadar makyajlanırsa makyajlansın pazar filesi dolmuyor, kira kendiliğinden düşmüyor ve sabit gelirlinin omzundaki yük hafiflemiyor.

Unutulmamalıdır ki istatistikler, devlet yönetiminin en önemli rehberlerinden biridir. Ancak toplumun yaşadığı hayat ile açıklanan rakamlar arasındaki mesafe büyüdükçe tartışılan yalnızca enflasyon oranı olmuyor; kamu kurumlarına duyulan güven de aşınmaya başlıyor.

Ekonomiler yalnızca rakamlarla değil, güvenle yönetilir. Vatandaşın inanmadığı istatistikler ise ne enflasyonu düşürmeye yeter ne de mutfaktaki yangını söndürmeye…

03 Ağustos 2026

Ahmet Orhan

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.