Manisa Son Haber

BÖLÜM III:  Şişedeki Gelecek: Akaryakıt Kokulu Su Havzaları / Ahmet Orhan Yazdı...

GENEL

Meselenin hanehalkı bütçesine getirdiği finansal yük bir yana, geleceğimizi ipotek altına alan çevresel ve sağlıksal maliyeti artık taşınamaz boyutlara ulaştı.

Musluk suyu güvenle içilemediği için her gün milyonlarca plastik şişe üretiliyor, hidrokarbon kaynakları tüketiliyor ve bu plastiklerin ne yazık ki çok küçük bir kısmı geri dönüştürülebiliyor. Doğaya, denizlere ve çöp depolama alanlarına terk edilen her pet şişe, mikroplastik olarak eninde sonunda yine besin zincirimize, topraklarımıza ve en nihayetinde kendi bedenimize geri dönüyor.

Daha da vahimi, su gibi taşınması zor ve ağır bir kaynağın yerinde tüketilememesinin yarattığı lojistik yük. Türkiye'nin bir ucundaki zengin, doğal su havzalarından doldurulan tırlar, her gün yüzlerce kilometre yol kat ederek büyükşehirlere su taşıyor. Yollar aşınıyor, karbon emisyonu katlanıyor, ithal akaryakıt tüketimi tırmanıyor. Yani içemediğimiz her bardak şebeke suyu, ülkenin dış ticaret açığına ve hava kirliliğine de negatif bir çarpan olarak ekleniyor. Eski borulardan sızan patojenlerin veya apartman depolarındaki kirliliğin yol açtığı sağlık harcamaları ise doğrudan kamu sağlık sisteminin (SGK) sırtına yükleniyor.

Çözüm, her köşe başına bir su bayisi açmak, market raflarını plastik şişelerle doldurmak ya da her eve bir arıtma cihazı kurarak kaynakları israf etmek değildir. Çözüm; modern, denetlenebilir ve hesap verebilir bir yerel yönetim anlayışıyla şehir şebekelerini yeniden "içilebilir" kılmaktır. Avrupa’nın pek çok modern kentinde olduğu gibi musluğu açıp kana kana su içebildiğimiz gün, hem hane bütçeleri nefes alacak hem de bu ülkenin kaynakları boş yere plastik ambalajlara ve tır kasalarına feda edilmemiş olacak. Şişelenmiş suya mahkûm olmak bir coğrafi kader değil, altyapı belediyeciliğinin yapısal iflasıdır.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.