Gömlekten Formaya: Siyasetin Transfer Sezonu
Bir zamanlar görüşler değişiyordu, şimdi adresler değişiyor.
Türkiye'de halkın en büyük tutkularından biri futboldur. Hatta çoğu zaman söylenir: Futbol, Türkiye'de asla sadece futbol değildir.
İnsanlar tuttukları takımın başarısıyla sevinir, yenilgisiyle üzülür. Tribünlerde bazen hayatta bulamadıkları heyecanı, aidiyeti ve kazanma duygusunu yaşarlar.
Futbolun kendine özgü kuralları vardır. Transfer dönemi vardır. Kulüpler oyuncu alır, oyuncu satar. Bugün bir formayı giyen futbolcu, yarın başka bir takımın formasını giyebilir.
Kimse de buna şaşırmaz.
Çünkü futbolun doğası budur.
Peki, futbolda transfer olur da siyasette olmaz mı?
Oluyor elbette.
Hem de fazlasıyla oluyor.
Son günlerde Türkiye adeta bir siyasi transfer sezonu yaşamaktadır. Belediye başkanları, milletvekilleri ve yerel yöneticiler bir partiden diğerine geçerken, Ankara koridorları futbol kulüplerinin transfer masalarını andırmaktadır.
Ancak küçük bir farkla...
Futbolcu kendi formasını değiştirir.
Siyasetçi ise çoğu zaman milletin emanet ettiği temsil yetkisinin adresini değiştirir.
İşte tartışma tam da burada başlıyor.
Çünkü milletvekili koltuğu kişisel mülk değildir.
Belediye başkanlığı makamı da şahsi kariyer planlamasının bir parçası değildir.
O makamların sahibi milletin kendisidir.
Bir siyasetçinin fikir değiştirmesi elbette mümkündür. Demokratik sistemlerde bu en doğal haktır.
Fakat seçmenin oyunu alırken başka bir siyasi kimlikle ortaya çıkıp, seçildikten sonra o oyu başka bir siyasi haneye yazdırmaya çalışmak; hukuken mümkün olsa da siyaseten ve ahlaken tartışmalıdır.
Üstelik bugün yaşanan transferlerin zamanlaması da dikkat çekicidir.
Bir yılı aşkın süredir özellikle CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar, soruşturmalar ve gözaltılar, gündemin önemli başlıklarından biri hâline gelmiştir.
Tam da bu süreçte bazı belediye başkanlarının parti değiştirmesi, toplumun geniş kesimlerinde şu sorunun sorulmasına yol açmaktadır:
"Acaba insanlar siyasi tercih mi değiştiriyor, yoksa siyasi güvenlik mi arıyor?"
Bu sorunun cevabından bağımsız olarak, böyle bir sorunun ortaya çıkması bile demokrasinin sağlığı açısından düşündürücüdür.
Benzer durum milletvekili transferlerinde de yaşanmaktadır.
Üstelik dikkat çekici olan nokta, siyasi trafiğin büyük ölçüde tek yönlü işlemesidir.
Neredeyse bütün yollar aynı adrese çıkmaktadır.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu transferlerin amacı nedir?
Anayasa değişikliği mi?
Yeni siyasi denklemler mi?
Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili olası hesaplar mı?
Yeni açılım süreçlerinin gerektirdiği sayısal çoğunluk arayışları mı?
Ankara kulislerinde bütün bu ihtimaller konuşuluyor.
Doğru ya da yanlış...
Ancak bir başka gerçek daha var ki, o da en az bunlar kadar önemlidir.
Bugün siyaset kurumuna zarar veren yalnızca parti değiştiren siyasetçiler değildir.
Belki onlardan daha fazla zarar verenler; bu transferleri teşvik eden, ödüllendiren ve siyasetin olağan bir parçası hâline getiren anlayışlardır.
Çünkü birkaç ay içerisinde iki, hatta üç kez parti değiştiren siyasetçilerin bulunduğu bir ülkede artık mesele siyasi görüş değişikliği olmaktan çıkmıştır.
Bu durum giderek siyasi güven sorununa dönüşmektedir.
Dahası, kulislerde dolaşan söylentiler de siyasetin itibarını kemirmektedir.
Bir milletvekiline yeniden adaylık sözü verildiği...
Bir başkasına siyasi gelecek vaat edildiği...
Bir diğerinin çeşitli sebeplerle oluşan mali sorunlarının çözüldüğü...
Bu iddiaların doğru olup olmaması elbette ayrı bir konudur.
Fakat vatandaşın bu söylentilere inanabilecek noktaya gelmiş olması bile başlı başına bir alarmdır.
Çünkü artık insanlar parti değiştiren siyasetçiye bakınca şu soruyu soruyor:
"Acaba fikri mi değişti, şartları mı?"
Siyasetin itibar kaybı işte tam burada başlıyor.
Bir zamanlar Türk siyasetinde "gömlek değiştirmek" konuşuluyordu.
Aradan yıllar geçti.
Bugün geldiğimiz noktada ise gömlek değiştirme tartışmaları, yerini forma değiştirme görüntülerine bırakmış durumda.
Ancak unutulmamalıdır ki futbolcunun forması kendisine aittir.
Milletvekilinin koltuğu ise millete.
Demokrasiler sadece sandıkla değil, seçmenin iradesine gösterilen saygıyla da ayakta kalır.
Transferlerle çoğunluk sağlanabilir.
Transferlerle anayasa yapılabilir.
Transferlerle siyasi hesaplar da tutturulabilir.
Ama güven transfer edilemez.
İtibar transferle kazanılamaz.
Milletin emaneti transfer masalarında el değiştiremez.
Ve günün sonunda seçmen yalnızca gidenleri değil, gönderenleri de not eder.
Çünkü demokrasiye verilen zarar, transfer olanın attığı imzadan ibaret değildir.
Asıl zarar, milletin iradesini bir transfer pazarlığının konusu hâline getiren siyasi zihniyettir.
26 Haziran 2026
Ahmet Orhan