Manisa Son Haber

1974’ten Günümüze Türk–Amerikan İlişkileri / Ahmet Orhan Yazdı....

GÜNDEM

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Atlantik güvenlik mimarisinin en önemli ayaklarından biri olarak şekillenmiştir.

1974’ten Günümüze Türk–Amerikan İlişkileri

Stratejik Ortaklıktan Gerilimli İşbirliğine

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Atlantik güvenlik mimarisinin en önemli ayaklarından biri olarak şekillenmiştir. Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya katılmasıyla birlikte iki ülke arasındaki ilişkiler askeri, siyasi ve ekonomik alanlarda güçlü bir stratejik ortaklık zeminine oturmuştur.

Ancak bu ilişki hiçbir zaman tamamen sorunsuz bir seyir izlememiştir. Son elli yıllık süreç incelendiğinde Türk–Amerikan ilişkilerinin stratejik ortaklık ile dönemsel krizlerin iç içe geçtiği karmaşık bir karakter taşıdığı görülmektedir. Bu nedenle iki ülke arasındaki ilişki çoğu zaman klasik müttefiklik tanımının ötesinde, zorunlu iş birliği ile rekabetin birlikte var olduğu bir ilişki biçimi olarak değerlendirilmektedir.

1974: KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI VE İLK BÜYÜK KIRILMA

Türk–Amerikan ilişkilerinde modern dönemin ilk büyük kırılma noktası 1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı olmuştur.

Kıbrıs’ta Yunanistan destekli bir darbe gerçekleştirilmiş ve adanın Yunanistan’a bağlanması hedeflenmiştir. Türkiye ise 1960 Garanti Antlaşması’ndan doğan haklarına dayanarak adaya askeri müdahalede bulunmuştur. Washington yönetimi bu müdahaleyi sert biçimde eleştirmiştir.

Bu gelişmenin ardından Amerika Birleşik Devletleri Kongresi Türkiye’ye silah ambargosu uygulama kararı almıştır. 1975–1978 yılları arasında yürürlükte kalan bu ambargo Türk dış politikasında derin bir kırılma yaratmıştır.

Ambargo sürecinin en önemli sonuçlarından biri Türkiye’de yerli savunma sanayii fikrinin güçlenmesi olmuştur. Halkın bağışlarıyla kurulan vakıflar ve kurumlar ilerleyen yıllarda Türkiye’nin savunma teknolojilerinde daha bağımsız bir konuma gelmesinin temelini oluşturmuştur.

1980: 12 EYLÜL VE NATO DENGELERİ

12 Eylül 1980 askeri darbesi Türk–Amerikan ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Askeri yönetim uluslararası meşruiyet kazanmak amacıyla Batı dünyasıyla ilişkileri normalleştirme yönünde adımlar atmıştır.

Bu çerçevede atılan önemli adımlardan biri 1974 sonrasında NATO’nun askeri kanadından ayrılan Yunanistan’ın yeniden NATO’nun askeri yapısına dönüşüne Türkiye’nin onay vermesi olmuştur. Bu karar askeri yönetimin uluslararası sistemde kabul görmesine katkı sağlamış ve Ankara–Washington ilişkilerinin yeniden istikrara kavuşmasına yardımcı olmuştur.

1980’LER: ÖZAL DÖNEMİ VE LİBERAL DÖNÜŞÜM

1980’li yıllar Türkiye açısından önemli bir ekonomik dönüşüm dönemidir. Bu dönüşümün en önemli mimarlarından biri Turgut Özal olmuştur.

Özal’ın öncülüğünde uygulanan ekonomik reformlar Türkiye’nin küresel ekonomiye entegrasyonunu hızlandırmış, dış ticaret hacmi büyümüş ve özel sektör dinamizmi güçlenmiştir.

Soğuk Savaş yıllarında Türkiye aynı zamanda Sovyetler Birliği’ne karşı NATO’nun güney kanadındaki ileri karakol olarak görülmeye devam etmiştir.

1990’LAR: SİYASAL İSLAM TARTIŞMASI VE 28 ŞUBAT

1990’lı yıllarda Türk siyaseti siyasal İslamın yükselişi tartışmalarıyla karşı karşıya kalmıştır. 1996 yılında Necmettin Erbakan liderliğinde kurulan Refah–Yol hükümeti Batı dünyasında temkinli bir yaklaşımla karşılanmıştır.

1997 yılında yaşanan 28 Şubat süreci sonucunda Erbakan hükümeti sona ermiştir. Bu gelişme Türkiye’de laiklik ilkesinin ve Batı ittifakıyla kurulan stratejik ilişkinin korunması açısından Batılı çevreler tarafından dikkatle izlenmiştir.

2000’LER: ERDOĞAN DÖNEMİ VE BATI İLE UYUM

2000’li yılların başında Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yeni bir siyasi dönem başlamıştır. Bu dönemde siyasal İslam geleneği önemli ölçüde revize edilerek daha pragmatik ve Batı ile uyumlu bir siyasi çizgi benimsenmiştir.

Avrupa Birliği reformları, demokratikleşme paketleri ve ekonomik liberalleşme politikaları Batı dünyasında Türkiye’ye yönelik olumlu bir algı oluşturmuştur.

2010’LAR: GÜVEN KRİZİ VE 15 TEMMUZ

2010’lu yıllarda Türk–Amerikan ilişkilerinde güven krizi ortaya çıkmıştır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Ankara darbenin arkasında Fethullah Gülen yapılanmasının bulunduğunu savunmuş ve Gülen’in ABD’den iadesini talep etmiştir.

Ancak Washington yönetiminin bu talebe olumlu yanıt vermemesi Türk kamuoyunda Amerika’ya yönelik güvensizliğin artmasına yol açmıştır.

S-400 VE F-35 KRİZİ

Türkiye’nin Rusya’dan S‑400 hava savunma sistemi satın alması iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir kriz yaratmıştır. ABD yönetimi bu sistemin NATO altyapısıyla uyumsuz olduğunu savunarak Türkiye’yi F‑35 savaş uçağı programından çıkarmıştır.

STRATEJİK DEĞERLENDİRME

ABD’nin Türkiye politikasında bazı temel unsurlar uzun yıllar boyunca değişmeden kalmıştır.

1. Jeopolitik konum: Türkiye Avrupa, Orta Doğu ve Kafkasya arasında stratejik bir köprü konumundadır.

2. Bölgesel güç dengesi: Türkiye bölgesel güç dengeleri açısından kritik bir aktördür.

3. Enerji ve ticaret koridorları: Türkiye enerji hatları ve lojistik ağlar açısından kilit bir transit ülke konumundadır.

TARİHSEL TİCARET YOLLARI VE KUŞAK-YOL BOYUTU

Türkiye tarih boyunca Asya ile Avrupa arasındaki büyük ticaret yollarının kesişim noktasında yer almıştır. Antik çağların ünlü ticaret hattı olan İpek Yolu Çin’den başlayarak Orta Asya üzerinden Anadolu’ya ulaşmış ve buradan Avrupa’ya açılmıştır.

Günümüzde Çin tarafından geliştirilen Kuşak ve Yol Girişimi de benzer bir ticaret koridoru mantığıyla şekillenmektedir. Anadolu coğrafyası bu yeni ekonomik ağın önemli güzergâhlarından biri durumundadır.

Bu nedenle Türkiye yalnızca askeri açıdan değil aynı zamanda küresel ticaret ve lojistik sisteminin önemli bir düğüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

BOĞAZLAR VE MONTRÖ DENGESİ

Türkiye’nin jeopolitik önemini belirleyen bir diğer kritik unsur ise İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerindeki kontrolüdür.

1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi Türkiye’ye Karadeniz ile Akdeniz arasındaki deniz trafiğini düzenleme yetkisi vermektedir. Bu durum Türkiye’yi Karadeniz güvenliği açısından vazgeçilmez bir aktör haline getirmektedir.

GENEL SONUÇ

1974’ten günümüze uzanan süreç incelendiğinde Türk–Amerikan ilişkilerinin krizler ve iş birliği arasında gidip gelen dalgalı bir karakter taşıdığı görülmektedir.

Ancak tüm gerilimlere rağmen iki ülke arasındaki ilişkiler hiçbir zaman tamamen kopmamıştır. Bunun temel nedeni Türkiye’nin jeopolitik konumu, enerji yolları üzerindeki rolü, ticaret koridorları ve Karadeniz güvenliği açısından taşıdığı stratejik önemdir.

Sonuç olarak Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişki klasik bir müttefiklikten ziyade jeopolitik zorunlulukların şekillendirdiği stratejik bir ortaklık niteliği taşımaktadır.

12 Mart 2026 

Ahmet Orhan

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.