İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu mahkeme tarafından suçlu bulunarak 2 yıl 7 ay 15 gün hapis ve siyasi faaliyetten alıkoymayla cezalandırıldı. Özellikle hukukçular ve siyasetçiler için sürpriz olan bu mahkeme kararından sonra farklı görüşler, çoğu olumsuz yorumlar havada uçuşmaya başladı.
Dikkatimi çeken; herkesin siyaseten yakın durduğu yere göre yorum yapıyor olmasıydı.
Aslında doğrudan yanlı değerlendirmeler yapılıyor diye suçlamak da istemiyorum. Ancak doğru olan şu ki “sap ile saman” birbirine karışmış durumdadır.
Mahkeme kararına dair değerlendirmelere baktığımızda;
- Yargı eliyle siyaset dizayn edilmeye çalışılıyor, muhalefetin tepesinde asılı duran yargı kılıcı iktidara tehlike arz edenlerin tepesine iniyor,
- Bu mahkeme kararı cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi stratejik bir hamledir, karar hukuki değil siyasidir, şeklinde karar aleyhinde,
- Belediye başkanı olmak, seçilmiş olmak kimseye suç işleme hakkı vermez. Tıpkı tutuklu bulunan gazeteciler gibi; gazeteci olunca suç işlemek yasal olmuyor,
- Şiir okumakla yüksek seçim kurulu üyelerine hakaret etmek aynı şey değil, şeklinde ise karar lehinde olanlar öncelikle göze çarpmaktadır.
Yukarıda sıraladığım yorumların hepsi kendi özellerinde reddedilemeyecek doğru önermelerdir.
Konunun üzerinde gelin birlikte düşünelim…
Hiç olmazsa 15 Temmuz sonrası biz güçler ayrılığını tam anlamıyla sağlıklı bir şekilde tesis edebilmiş olsaydık bu yorumları yapmaya ihtiyaç hisseder miydik diye kendi kendimize soralım.
Çoğunluğumuzun vereceği cevap hiç şüpheniz olmasın ki hayır olacaktı!
Yıllarca önce sola sonra belli bir gruba(FETÖ) yakın olmakla itham edilen yargımızın mevcut iktidar maharetiyle saf değiştirdiği kanaati, maalesef gerek Cumhur İttifakı’na gerekse Millet İttifakı’na gönül vermiş olan insanlarımızın önemli bir bölümünde mevcuttur.
Yapılan farklı çalışmalara göre halkımızın yargıya güveni %20’lerin altında görünmektedir.
Bu güvensizlik son zamanlarda kamuoyu ilgisini çeken tüm yargı kararlarında kendini göstermektedir.
İfade ettiğim görüşlerden yürütmenin 1980 öncesinde olduğu gibi yargının ölçüsüz, yanlı yaklaşımlarına terk edilmesi anlamı çıkmasın.
Her iki erkin de bir birlerinin yetki alanlarına saygı duyacağı ortamın tesisinin, ülkemizin çağdaş medeniyetin bir üyesi olmasının asgari şartı olduğu bilinmelidir.
2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçiminde TBMM 367 krizinden beri rüzgar çok defa yön değiştirdi.
Olan her defasında Türk Demokrasisine oldu.
Elbette ki hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur, adalet önünde herkes eşittir.
Ancak kişiye göre değişen yorumlara yol açan söylemler üzerinden milyonlarca oy alarak seçilmiş kişilerin halkın adına kullanılan yargı yetkisiyle milli iradeyi temsil etmesine kolayca son verilememelidir.
Sandıkta yapılamayan mahkeme salonlarında yapılıyor inancı hepimizi üzdüğü gibi yargımızın tartışmasız saygı görmesine mani olur.
Unutmayalım ki hepimiz aynı gemideyiz.
Bu gemi su alırsa önce devletimize sonrasında da olanlar hepimize olur.
16 Aralık 2022
Ahmet Orhan