Bundan yaklaşık iki yıl önce kaleme aldığım ve çeşitli haber sitelerinde yayınlanan çiftçilerimizin durumunu ve gıda güvenliği hakkındaki yazımı, günümüzün sorunlarına ışık tutacağı umuduyla yeniden değerli okuyucuların dikkatine sunuyorum.
GIDA GÜVENLİĞİ VE SÜREKLİLİĞİ UNUTULAN ÇİFTÇİLERİMİZ
2020 yılı şimdiden dünya tarihine bir çok bakımdan bir dönüm yılı olarak geçmiştir. Yıllardan bu yana daha çok gelecek porejeksiyonu ve senaryo olarak üzerinde konuşulan biyolojik savaş, tüm dünyayı ve yürürlükteki kuralları etkileyen gribal bir salgınla kendini göstermiştir.
*Tüm dinlerin ibadetlerini,
*Ülkeler arasındaki sınırları,
*Dünya ticaretini,
*Sağlık sistemlerini,
*Gıda üretimi,
*Takas aracı olan parayı,
*Gümrükleri,
*Askeri düzenleri,
*İnsan ilişkilerini,
*İnsan davranışlarını,
Üretim faaliyetlerini ve nerdeyse insanlığı ilgilendiren her şeyi fiilen tamamen veya kısmen değişime zorlayan mutasyona uğramış, DSÖ tarafından Covid-19 adı verilen bir virüs böylesine emsali görülmemiş bir etki yaratmıştır. Ülkelerin içerisinde ve ülkeler arasında insan ve her türlü mal dolaşımı kısıtlandığı gibi, para transferlerine de uluslararası düzeyde sınırlamalar getirilmiştir. Sanayi ürünü ve hizmetlerdeki kısıtların dışında zaruri ihtiyaç maddelerinden belli başlı tarım ve gıda ürünlerine de uluslararası ticaret yasakları getirilmiştir. Sözün özü devletler kendi vatandaşlarının hayatını sürdürmesinde zora düşmemek adına ticari kazançlarından fedakârlık yapmayı göze almışlar ve ihtiyaç fazlası olsa bile belli başlı tarım ve gıda ürünlerinin dışarıya satışına yasak koymuşlardır. Gıda ürünlerindeki yasağın ihracat dışında ithalat alanında da olabildiği durumlar söz konusudur.
****
Mutasyona uğrayarak her an yeni bir tür üretme potansiyeline sahip Covid–19 virüsüyle karşı karşıya gelme kaygısı devletleri görülmemiş tedbirler almaya itmiştir. Sınırların zayıfladığı, yeni oluşan ülkeler arası birliklerin içinde sınırların kalktığı günler geride kalmıştır. 27 devletten oluşan AB de bile birliğe dâhil ülkeler arasında insan, mal ve hizmetlerin dolaşımında yasaklar getirmek suretiyle birliğin sorgulanmasına neden olunmuştur.
****
İnsanlar her şeyin yokluğunda hayatını sürdürebilir, rahat ve refahından vazgeçebilir ancak gıda ve sudan vazgeçmesi mümkün değildir. Covid-19 öncesi dünyada yılda 28 milyonun açlık ve yetersiz beslenmeden hayatını kaybettiği bir ortamda gıda başta olmak üzere her alanda üretimin azalacağı göz önüne alınırsa tehlikenin ne kadar büyük olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Yıllardan bu yana böylesi günlerin geleceğine dair senaryolar üzerine çalışan ülkeler gıda güvenliği ve temin sürekliliği üzerine çok büyük çalışmalar yapmış ve yapmaktadırlar.
****
Yeterli toprağı olmayanlar topraksız tarıma, uygun toprağı olanlar ise yüksek verimli ve sağlıklı tarımsal üretime önemli yatırımlar yapmaktadırlar. Dünyada durum böyleyken Türkiye, halkının gıda ürünleri ihtiyacının karşılanmasında ve tüketimde ithalata dayalı çeşitlendirmeyi tercih etmiştir. Halkın birçok tarım ve gıda ürününe ulaşmasında düşük fiyat oluşturarak avantaj sağlama uğruna, girdilerin pahalılığı sebebiyle rekabet gücü kalmayan kendi çiftçisini mutsuzluğa itmiştir. Bu mutsuzluğun sonucunda yakın geçmişte çoğunluğu köyler, kırsal mahalleler kasaba ve şehirlerde yaşayan çiftçiler öncelikle köylerini terk ederek çiftçiliği bırakmıştır. 1980 sonrasında başlayan tarımdan geçinen insan sayısını ülke nüfusunun %10–20 oranına çekme projesinde kantarın topu kaçırılmış Türkiye’nin köy ve kırsal mahalle nüfusu %7,5’e kadar gerilemiştir. Türkiye’de çiftçi sayısı son 10 yılda yüzde 38 azaldı. Tarım alanları da son 15 senede yüzde 12 düştü. Sebze bahçeleri alanı ise aynı dönemde yüzde 15 küçülmüştür. Bu süreçte çiftçilere verilen milyarlarca desteğe rağmen şehre yönelen nüfus hareketi durmamıştır. Artık köylerimizin nüfusu çoğunluğu üretim yapması mümkün olmayan yaşlılardan müteşekkil hale gelmiştir. En verimli arazilerin olduğu köylerin dahi nüfusu daha önce olan hane sayısının %25’lerine kadar gerilemiş hatta tamamen boşalmış köylere bile rastlamak mümkün olmaktadır. Yakın zamanda köylere kazandırılan okullar, sağlık ocakları gibi yapılar tamamen atıl hale gelmiştir. Köylerin ve kırsal mahallelerimizin boşalmış olması milli güvenlik zafiyeti yaratmış, PKK, DHKPC gibi terörist yapılara alan açmıştır.
****
Türkiye dünyada tarımsal ve gıda ürünleri itibariyle kendi kendine yetebilecek dünyanın sayılı ülkelerinden biridir. Ülkemiz sahip olduğumuz topraklarda bugünün teknolojisiyle bile 200 Milyon insanı doyurabilecek tarımsal üretim potansiyeline sahiptir.
****
Covid-19’un neden olduğu hasarları önlemek için hükümet tarafından yürürlüğe konulan Ekonomik Kalkan Paketinde tüm kesimler olmasına rağmen 21 ilde tohum desteği dışında henüz çiftçiler yoktur.
****
Tarımsal üretimin bu kadar stratejik bir hale geldiği günümüzde bu yaklaşım kabul edilemez. Büyük imkân ve üretim kapasitesine sahip ülkeler gelecek korkusuyla içine kapanırken Türkiye’nin çiftçileri üretime yönlendirecek ve teşvik edecek tedbirleri yürürlüğe koymaması anlaşılır birim durum değildir.
****
—Domates, mısır başta olmak üzere her türlü bakliyat ve mevsim sebzelerinin, konserve hammaddesi ürünleri ekim ve dikim zamanı olan bu günlerde üretim eldeki imkânlar zorlanarak desteklenmelidir.
—Acilen 21 ille sınırlandırılmış olan tohum desteği tüm illeri kapsayacak hale getirilmelidir.
—Köy ve kırsal mahalle nüfusumuz hiç olmazsa %10’un üzerine çıkabilmesi için üretimin içinde olmak kaydıyla “köye dönüş” teşvik edilmeli, dönüşü cazip hale getirecek destek ve tedbirler yürürlüğe konulmalıdır.
—Yerli tohum üretimini yeterli ve verimli hale getirmek suretiyle tohum ithalatına ihtiyaç ortadan kaldırılmalıdır.
—Ülkemizin su kaynaklarının kıt olduğu göz önüne alarak tarımda su israfına yol açan açık, vahşi sulama sistemlerinin yerine yurt içi imkanlarla kapalı, cebri sulama sitemleri tesis edilmelidir. Kapsadığı muhtemel işgücü açısından “Köye dönüş”, Türkiye’nin son yıllardaki en belli başlı sorunlarından biri olan işsizliğin önlenmesinde büyük katkı yapacağını da unutmamak gerekir.
****
Diğer toplum kesimleri gibi çiftçimizin yeterince desteklenmesi ülkemizde bir süredir gerileyen iç talebi arttıracak üretime ve piyasaya çok önemli katkılar verecektir.
16 Nisan 2022
Ahmet Orhan