Cumhuriyet Halk Partisi, Özgür Özel liderliğinde uzun yıllardır hasret kaldığı bir siyasal ivmeyi yakalamış görünüyor. Henüz Bülent Ecevit’in 1980 öncesi dönemindeki o efsanevi oy oranlarına ulaşılmamış olsa da, özellikle yerel seçimlerden sonra ortaya çıkan tablo, partinin ciddi bir büyüme potansiyeline sahip olduğunu kanıtlıyor. Mevcut siyasi koşullar, CHP’nin çok daha yüksek bir toplumsal desteğe ulaşabileceği bir zemini hazırlamış durumda. Ancak tam da bu yükseliş noktasında, seçmenin zihninde beliren tereddütler bu ivmenin önünde bir set oluşturuyor.
Yaklaşık çeyrek asra yaklaşan AK Parti iktidarının yorgunluğu, söylem tekrarı ve derinleşen ekonomik kriz, CHP’yi doğal bir “kurtuluş adresi” hâline getirdi. Bu rüzgâr, CHP yönetiminde iktidarın artık “eli kulağında” olduğuna dair bir iyimserlik, hatta yer yer siyasal rüyalar oluşturuyor. Oysa siyaset, sadece rakibin yıpranmasıyla kazanılan bir oyun değildir. Muhalefetin güven vermesi, tutarlılık sergilemesi ve ülkenin temel meselelerinde net bir duruş ortaya koyması, en az iktidarın hataları kadar belirleyicidir.
Burada en dikkat çekici değişim, “sistem” vaadinde yaşanıyor. CHP, geçmişte muhalefetin ana omurgasını “güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş” üzerine kurmuştu. Bu söylem, geniş çevrelerde karşılık bulmuştu. Ancak bugün parlamenter sisteme dönüş meselesi neredeyse fısıltı düzeyinde ifade ediliyor. Bunun sebebi muhtemelen, iktidar ihtimali belirginleştikçe mevcut sistemin sunduğu yürütme avantajlarının CHP açısından da cazip hâle gelmesidir. Bu durum, seçmenin zihninde partinin duruşunun ilkesel mi yoksa konjonktürel mi olduğuna dair soru işaretleri yaratıyor.
Ekonomi başlığı, CHP için en güçlü umut kaynağıyken; güvenlik ve kimlik meseleleri partinin “yumuşak karnı” olmaya devam ediyor. Özellikle DEM Parti ile kurulan yakınlaşmada sergilenen dil, milliyetçi ve ulusalcı seçmende ciddi bir güvensizlik yaratıyor. Suriye bağlamında SDG ve PYD gibi yapılara doğrudan değinilmemesi, yalnızca IŞİD vurgusu yapılması, toplumun bir kesimi tarafından bilinçli bir tercih olarak okunuyor.
Bu konu, DEM Parti buluşması sonrasında Özgür Özel’in muhtemelen söz konusu görüşme hakkında bilgilendirme de yaptığı İYİ Parti ziyaretinde Müsavat Dervişoğlu tarafından dillendirilmiş; milliyetçi seçmenin tereddütleri kamuoyu önünde paylaşılmıştır. Aynı buluşmada Dervişoğlu’nun güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüşün üzerinde durması da, var olan ikircikli yaklaşımın bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak CHP, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu kriz ortamında iktidara en yakın parti konumundadır. Ancak bu durum, otomatik bir zafer garantisi anlamına gelmez. İktidarın anahtarı sadece ekonomide değil; güvenlik, kimlik ve devlet meselelerinde de toplumsal dengeyi gözeten, net bir siyasetten geçmektedir. Aksi takdirde CHP, bir tarafı memnun etmeye çalışırken diğer tarafı ürküterek, tam kapıyı açacağı sırada dışarıda kalabilir.
01 Şubat 2026
Ahmet Orhan