Bir İstanbul Manzarası
7 Eylül Pazar akşamından bu yana, başta CHP Genel Başkanı Özgür Özel olmak üzere, mahkeme tarafından görevden uzaklaştırılan Özgür Çelik, parti yetkilileri ve İl Gençlik Başkanlığının çağrıları ile tüm CHP’lilerin İstanbul İl binası önüne davet edilmesi tansiyonu yükseltmiştir.
Polis çember kurmuş...
İl binasına giden yollar kapatılmış...
Bariyerler getirilmiş...
Bina içerisi ve civarı partili kalabalıklarla kuşatılmış olmasına rağmen, mahkeme kararıyla İl Başkanlığı göreviyle yetkilendirilmiş olan eski genel sekreter ve milletvekili Gürsel Tekin’in binaya girişi engellenememiştir.
Bu gelişmeyi ne çıkan arbede, ne milletvekillerinin direnişi, ne de tencere tava sesleri değiştirebilmiştir.
Elbette mahkeme kararlarının uygulanmasının bu yöntemlerle engellenmesi söz konusu olamazdı.
İktidar partisi olan Erbakan’ın partisinin kapatılmasının bile sokaktan engellenmesi söz konusu dahi olmamışken, CHP için farklı bir durumun olamayacağı aklı başında herkesin malumudur.
Bu gerçeklere rağmen Özgür Özel ve ekibinin ortaya çıkan mahkeme kararları ve yargılama süreçlerine karşı geliştirdiği duruş izaha muhtaçtır.
(Belki de “mutlak butlan” kararından duyulan endişe böylesine beyhude çırpınışlara yol açmaktadır!)
CHP Genel Merkezinin her mahkeme kararına karşı geliştirdiği strateji, hukuki ve siyasi süreci daha da karmaşık hale getirmektedir.
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasından bu yana CHP, siyasetini büyük ölçüde İstanbul’daki gelişmelere bağlamış durumda.
Elbette İstanbul, tüm partiler ve siyasi oluşumlar için Türkiye siyasetinin kalbi.
Ancak partinin bütün enerjisini bu kente odaklaması, geniş toplumsal taban arayışını gölgeliyor.
İstanbul İl Kongresi ve 2023 kurultay sürecinde yaşanan tartışmalar, CHP’nin demokratik işleyişine gölge düşürdü.
Delegeler üzerinde baskı iddiaları, rüşvet ve işe alma söylentileri, ardından gelen kayyum kararı...
Hepsi, siyasetin sağlıklı zeminden uzaklaştığını gösteriyor. Kayyum kararının YSK tarafından onaylanmasına rağmen, İl binası çevresinde günlerce süren gösteriler Türkiye’nin geçmişte yaşadığı gerilimli günleri hatırlattı.
Dışarıdan bakıldığında ise tablo daha da çarpıcı: İmamoğlu, adeta cezaevinden bile partiyi yönlendiriyor. Parti üst yönetimi üzerinde kurduğu bu hâkimiyet, CHP’nin halk gözünde “iktidar alternatifi” olma iddiasını zedeliyor.
Çünkü Türk toplumu dar kadrocu bir siyaseti değil; kapsayıcı ve güven veren bir vizyonu görmek istiyor.
Oysa CHP’nin ihtiyaç duyduğu şey, gerilim üzerinden siyaset değil; uzlaşı ve kapsayıcılık.
Halkın önüne çıkarılacak en güçlü mesaj, CHP’nin sadece belli bir grubun değil, toplumun tüm kesimlerinin partisi olduğudur.
Türkiye’nin ihtiyacı, sokak gösterileriyle beslenen bir gerilim değil; hukuk devletini, şeffaflığı ve demokratik değerleri önceleyen bir muhalefettir.
CHP, bu çizgiyi benimseyebildiği ölçüde güven tazeler ve ülkenin ihtiyaç duyduğu değişim umuduna dönüşebilir.
9 Eylül 2025
Ahmet Orhan