Manisa Son Haber

Eğitimde Kriz Değil, Çöküş Var

GÜNDEM

14 Nisan’da Siverek’te bir meslek lisesi, 15 Nisan’da Onikişubat’ta bir ortaokul…

İki gün, iki ayrı şehir, aynı kabus: silahlı saldırılar. Bu ülkenin çocukları sabah evden çıkarken “okula gidiyorum” demiyor artık; adeta bir belirsizliğin içine gönderiliyor. Çünkü okullar, olması gerektiği gibi bilimin, aklın ve güvenliğin değil; ihmalin, denetimsizliğin ve şiddetin mekânına dönüşmüş durumda.

Bu tabloyu “münferit” diyerek geçiştirmek artık mümkün değil. 2026’nın ilk aylarından itibaren gelen haberler açıkça gösteriyor ki ortada bir istisna değil, süreklilik arz eden bir kriz var. Eğitim emekçilerinin iş bırakıp sokaklara çıkması boşuna değil. Öğretmenler sınıfa ders anlatmaya değil, hayatta kalmaya giriyor. Öğrenciler ise öğrenme hakkını kullanırken can güvenliğinden feragat etmek zorunda bırakılıyor.

Daha da vahimi, bu durum bir “kader” değil. Bu, doğrudan doğruya tercih edilmiş politikaların sonucudur. Devletin en temel görevi yaşam hakkını korumaktır. Bu sadece “öldürmemek” değildir; aynı zamanda korumaktır, önlem almaktır, riskleri ortadan kaldırmaktır. Ama görünen o ki bu sorumluluk ya ihmal ediliyor ya da bilinçli biçimde geri plana itiliyor.

Çünkü öncelik başka yerde. Çocukları korumak yerine onları sistemin ucuz iş gücüne dönüştüren anlayış, eğitimi bir hak olmaktan çıkarıp bir piyasaya dönüştüren yaklaşım, bugün yaşadığımız şiddetin altyapısını hazırlıyor. Eğitimden koparılan, sosyal destekten mahrum bırakılan, psikolojik olarak yalnızlaştırılan çocukların bulunduğu bir zeminde şiddetin artması sürpriz değil; kaçınılmazdır.

Üstelik sorun sadece güvenlik eksikliği de değil. Eğitim sisteminin kendisi de alarm veriyor. Başarı oranları düşüyor, ölçme-değerlendirme sistemleri güven vermiyor, sınavlar sürekli tartışmalı. Öğretmen mutsuz, öğrenci yetersiz, veli umutsuz. Buna rağmen çözüm üretmek yerine ideolojik dayatmalarla eğitimin içi boşaltılıyor. Bilimsel ve laik eğitim anlayışı sistemli biçimde aşındırılıyor.

Mecliste devlet okullarındaki çocuklara bir öğün yemek verilmesinin reddedilmesi, okullarda yeterli güvenlik önlemlerinin alınmaması, rehberlik ve psikolojik destek mekanizmalarının güçlendirilmemesi… Bunların hiçbiri tesadüf değil. Bunlar bir bütünün parçaları. Ve o bütün, çocukları korumayan, aksine onları kırılgan hale getiren bir düzenin adı.

Bugün Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta, Mersin’de yaşananlar birbirinden bağımsız değil. Bu saldırılar zincirinin her halkasında aynı ihmal, aynı duyarsızlık, aynı politik körlük var. Ve açık konuşmak gerekiyor: Bu düzen değişmedikçe bu haberleri yazmaya devam edeceğiz.

Çocukların yaşadığı travmalar, ailelerin içine düştüğü endişe, öğretmenlerin tükenen sabrı… Bunlar istatistik değil, gerçek hayat. Ve bu gerçek hayat her geçen gün daha da ağırlaşıyor.

Artık sorulması gereken soru şu: Bu ülke çocuklarını gerçekten korumak istiyor mu, yoksa onları göz göre göre kaybetmeyi göze mi alıyor?

HABER MERKEZİ

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.