Başlıkta sıraladığım kavramların her biri kendi başına çok önemli anlamlar taşıyan kelimelerdir. Üstüne üstlük hepsi bir araya geldiğinde insanın tüm hayatını kuşatan anlam kazanırlar.
Bu kavramların tanımı üzerine bir tartışma açmak niyetinde değilim.
Ancak bugünlerde hayatımızın neredeyse tek hakimi durumuna gelen söz konusu harf yığınlarının üzerinde mümkün olduğunca kısaca durmak isterim.
****
ENFLASYON
Enflasyon, Türk Milletinin hayatında özellikle 60’lı yıllardan itibaren önem kazanmış, bir anlamda kıdemli bir yoldaş olmuştur!
Uzunca bir süre dünyanın geriye kalanıyla aramızda olan ticari ilişkilerimizde kendi lehimize fark yaratabilmek, hiç olmazsa dış ticaret açığını azaltmak maksadıyla “düşük lira yüksek döviz kuru” politikasını milli politika haline getirmişizdir.
Bu politikayla yurt içinde üretilen veya dışarıdan alınan malların iç piyasada arzını azaltarak veya talebi kısarak yurt dışına mal ve hizmet satışına öncelik verilmesi amaçlanmıştır.
Söz konusu iktisadi yaklaşım bir yere kadar başarılı olmakla birlikte, aynı zamanda talepte yaşanan büyük miktarlı artış veya iç piyasada arzın yani üretimin azalması fiyatların yükselmesiyle neticelenebilmektedir.
Türkiye yarım asırdan fazla süreçte bu film defalarca görmüştür.
Kısaca fiyatların yükselmesi anlamına gelen bu yabancı kökenli kavramı 7 den 70’e Türk Milletinin tamamı çok iyi bilmektedir.
Türkiye yüksek enflasyonla yaşama dönemi geride bırakabilmek için 24 Ocak 1980 yılından bu tarafa birçok yapısal değişim programını-reformu devreye sokmuştur.
En son milenyum–2001 ekonomi krizinden sonra uygulanan program bunlardan en başarılı olanıdır.
Bu program toplum ve devlet hayatımızda köklü değişiklikler yapmış bağımsız üst kurullar ve kurumlarla tanışmamıza neden olmuştur.
Hayata geçirilen reformlardan sonra Türkiye koalisyonları geride bırakarak en uzun süreli tek parti hükümetleriyle idare edilme fırsatını yakalamış, millet olarak bizden ileri yani “gelişmiş batı”ya kısmen de olsa yaklaşmamıza, benzerlerimiz ülkelerden ise uzaklaşmamıza olanak vermiştir.
Ama ne yazık ki bu tatlı günler hoş bir anı olarak geçmiş hayatımızda yer almak durumuna gelmiştir.
Tek haneli enflasyon rakamlarının çok uzaklarda kalması bir yana üç haneli enflasyon rakamlarına TÜİK’e göre bile ramak kalmıştır.
Gerçi bağımsız araştırma gruplarına göre üç haneli rakamların ilk yüzlüğü aşılmış ikinci yüzlüğüne bir şey kalmamıştır.
Enflasyonlu hayat, adaletsizlik demektir.
Yüksek enflasyonla yaşamak zenginin daha zengin, fakirin ise daha fakir olduğu günler demektir.
Tıpkı bugün gibi.
****
HAYAT PAHALILIĞI
Çoğu zaman enflasyonu her telaffuz ettiğimizde hayat pahalılığı kavramını da ifade ederiz.
Ne var ki bu iki kelime ikiz kardeş gibi algılamış olmamıza rağmen farklı anlamlar ifade ederler.
Yukarıda kısaca ifade ettiğim gibi enflasyon fiyatların yükselmesi anlamına gelirken hayat pahalılığı kavramı ise gelirlerin fiyatlar kadar yükselmeyerek insanların mal ve hizmetleri satın alamamasını ifade eder.
İktisadi anlamda fiyatlar artmış olsa bile hayat pahalılığının oluşması gerekmez.
Enflasyona rağmen toplumdaki bireylerin gelirlerini arttırdığınızda o bireylerin satın alma gücünü eski halinde hatta daha ileriye götürmeniz olasıdır.
Gerçi enflasyonist ortamda zenginleşme peşinde olan çoğu sermayedar ve onlara hizmet eden iktisatçılar fiyatların yükseldiği ortamlarda çalışanlar ile emeklilerin ücreti ve çiftçilerin ürünlerinin fiyatlarının en azından aynı oranda artmasını istemezler.
Böyle bir durumda sanki gelinen noktanın nedeni ücretler ve tarım ürünlerinin fiyatıymış gibi enflasyonun daha fazla artarak enflasyon sarmalı olacağından dem vururlar.
Oysa iç ve dış çok sebebi olmakla birlikte ülkemizde enflasyon genellikle kötü ülke yönetimi neticesinde ortaya çıkmıştır.
—İyi bir planlama ve önceliklerin doğru belirlenmeden yüksek bedelli yatırımlar yapılması,
—Devlet harcamalarında israfa kaçılması,
—Toplumun genelini ilgilendirmeyecek alanlardaki faaliyetler için adaletten uzak kişilere kaynak aktarılması,
—Devlet yönetiminde rüşvet ve iltimasın yaygınlaşması,
—Kendi kendini büyüten, çalışma alanı yaratan yatırımlar yerine spekülatif aşırı kazancın önünü açan tercihler,
—Devletin mevcut akçelerinin boşa harcanması ve daha birçok nedenle borca sokulmasını fiyat artışlarının nedeni olarak saymak gerekirken halk çoğunluğunu gelinen noktanın sorumlusu ilan etmek haksız bir yaklaşımdır.
İçinde bulunduğumuz durumda öncelikle yukarıda saydığım olumsuzluklar konusunda tedbirler alınmalıdır.
Hayat pahalılığı karşısında, fiyat artışları konusunda hiçbir sorumluluğu olmayan toplum kesimlerinin ücretleri ve tarımsal destekler arttırılmak suretiyle daha fazla ezilmeleri önlenmelidir.
****
GÜVEN VE İSTİKRAR
Güven ve istikrar ekonomi literatüründe bir birinden ayrılmayan iki kavramdır.
Biri olmadan diğerinin olması pek mümkün değildir.
İlginç bir şekilde “Türkiye için Güven ve İstikrar” AK Partinin yeni sloganı ilan edildiğini Cumhurbaşkanının İzmir İl Danışma Kurulu konuşmasında öğrenmiş olduk.
Partiler sloganlarını seçerken genellikle hedeflediklerini tercih ederler.
Bu açıdan bakıldığında günümüzde en çok eksikliğini hissettiğimiz ve en çok da ihtiyacımız olan durumdur güven ve istikrar.
Yaşamakta olduğumuz kaotik süreçte iktidarın piyasaya güven verememekte olduğu herkesin malumudur.
Hükümet yeniden güven ortamını tesis edebilmek için büyük çaba göstermekte olmasına rağmen bir türlü istenen yönde gelişmeler olmamaktadır.
Güven duygusunun piyasa yapıcılarda ve halkta hâkim kılınamamış olması hükümetin önündeki en temel problemlerden biri olmaya devam etmektedir.
Bu güvensizliğin paramıza yönelmesi döviz kurlarının her türlü fedakârlıkla ortaya konan tedbirlere rağmen yükselmesine neden olmaktadır.
Daha şimdiden 20 Aralık 2021tarihindeki dolar kuru seviyesine yeniden dönülmesine ramak kalmış durumdadır.
Güvensizliğin yarattığı daha birçok örnek vermek elbette hepimiz için çok kolaydır.
Ne yazık ki ülke yönetim kadrosunun halk nezdinde güven duygusunu yitirmesi halinde, yeniden bu duygunun aynı kadro eliyle hâkim kılınması pek olası değildir.
İstikrar kavramına gelince genel kullanımda, aynı kararda, aynı biçimde değişmeden sürme, kararlılık anlamına gelmekle birlikte, iktisadi anlamda piyasa şartlarının değişmemesi(statüko) veya değişse bile öngörülebilir olmasıdır.
Günümüzdeki günlük hatta anlık fiyat değişiklikleri, döviz kurlarının zaman içindeki miktarlarının belirsiz olası, faizlerdeki dalgalanmalar vs. hepsi istikrarsızlığın açık ifadesidir.
****
Ne yazık ki dış ve iç olumsuz gelişmelerin zirve yaptığı bugünlerde en çok yokluğunu hissettiğimiz duygu güven, en çok ihtiyacımız olan şey ise istikrardır.
Tüm dünyada ve ülkemizde yaşanan tecrübeler bize göstermiştir ki demokrasinin söz konusu olduğu piyasa ekonomilerinde olumsuz tablonun oluşmasından sorumlu olan kadroların güven ve istikrarı tekrar tesis etmesi görülmüş şey değildir.
Bu şartlar altında sorunun çözümü için izlenmesi gereken tek yol sonunda sandık olan yoldur.
Milli iradenin tercih ettiği kadro hangisi olursa olsun çözüm için makul bir süre kazanılmış olacaktır.
13 Haziran 2022
Ahmet Orhan