Güçlü ve uzun süreli iktidarlar ülkeye istikrar kazandırabilir. Ama denetimsiz güç, bir süre sonra istikrar üretmekten çok kendi çevresini üretmeye başlar. Türkiye'nin asıl ihtiyacı güçlü iktidar değil, güçlü devlet ve dengeli siyasettir.
Siyasette güçlü çoğunlukların önemli avantajları vardır.
Hükümetler parlamentoda yeterli desteğe sahipse karar almak kolaylaşır. Uzun vadeli programlar uygulanabilir, yatırımlar kesintiye uğramaz, bürokrasi sürekli değişen siyasi dengelerin baskısından kurtulabilir.
Kısacası istikrar, yönetim için önemli bir değerdir.
Fakat demokrasilerde istikrar ile iktidarın denetimsizleşmesi aynı şey değildir.
Asıl tehlike burada başlar.
GÜÇ ARTTIKÇA DENGE NEDEN ÖNEM KAZANIR?
Toplumların farklı düşüncelere, farklı dünya görüşlerine, farklı ekonomik ve sosyal çıkar gruplarına sahip olması, demokrasinin doğal sonucudur.
Böyle bir toplumda devletin bütün kurumlarının uzun yıllar boyunca aynı siyasi anlayışın etkisi altında kalması, sadece siyasi rekabeti değil, devletin tarafsızlığı konusundaki güveni de zedeleyebilir.
Çünkü devlet kadrosu, iktidar partisinin kadrosu değildir.
Devletin memuru hükümetin değil, devletin memurudur.
İktidar değiştiğinde devlet değişmez. Hükümet değişir.
Demokratik sistemin en önemli güvencelerinden biri de budur.
DEVLET KADROSU BÜYÜRKEN
Türkiye'de kamu istihdamının geldiği nokta, bu tartışmayı ayrıca önemli hâle getiriyor.
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı verilerine göre Haziran 2024 itibarıyla kamu sektöründe 5 milyon 263 bin 73 kişi çalışıyordu. 2026'nın ikinci çeyreğinde sayı 5 milyon 417 bin 126'ya yükseldi.
Burada mesele yalnızca “Kamuda kaç kişi çalışıyor?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Devlet kadrolarına kimler, hangi ölçütlerle giriyor?
Eğer liyakatin önüne siyasi yakınlık, referans, aidiyet veya iktidara yakınlık geçerse devlet kurumu yavaş yavaş toplumun tamamının kurumu olmaktan çıkar ve belirli bir siyasi çevrenin ağırlığının hissedildiği bir yapıya dönüşür.
Bunun sonucu yalnızca haksızlık değildir.
Daha büyük tehlike, devlete duyulan güvenin aşınmasıdır.
İKTİDARIN KÖRLÜĞÜ
Uzun süre iktidarda kalan siyasi hareketlerin karşı karşıya kaldığı en önemli tehlikelerden biri de budur.
İktidar çevresinde zamanla eleştirenlerin sayısı azalabilir.
Hataları söyleyenler uzaklaşırken, iktidarın her kararını doğru bulanların sayısı artabilir.
Böylece hükümet, toplumun tamamından gelen uyarıları değil, kendi çevresinden gelen alkışları duymaya başlayabilir.
İşte o zaman yolsuzluk iddiaları, usulsüzlük tartışmaları, kamu kaynaklarının dağıtımı ve kayırmacılık iddiaları çok daha önemli hâle gelir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Uzun süreli iktidarların oluşturabileceği denetim zaafını görmezden gelmek son derece yanlıştır.
Demokrasinin görevi, yolsuzluk olduktan sonra bağırmak değil; yolsuzluğun ortaya çıkmasını zorlaştıracak denetim mekanizmalarını kurmaktır.
TÜRKİYE'NİN GEÇMİŞİ BİZE NE SÖYLÜYOR?
Türkiye bu konuda geçmişte de önemli tecrübeler yaşadı.
Demokrat Parti döneminde başlayan ve 1950'li yılların sonlarında ağırlaşan siyasi gerilimler, iktidar ile muhalefet arasındaki denge mekanizmalarının önemini ortaya koydu.
Daha sonraki dönemlerde de AKP dönemiyle kıyaslanması mümkün olmasa da AP, CHP-MSP, ANAP, DYP gibi farklı siyasi iktidarlar benzer sorunlarla karşılaştı.
Dolayısıyla mesele AK Parti'ye, CHP'ye, MHP'ye veya başka bir partiye özgü değildir.
Partiler değişebilir.
İnsanlar değişebilir.
Fakat denetimsiz güç aynı sonucu üretmeye eğilimlidir.
Bu nedenle demokratik sistem, iktidara gelen kişinin veya partinin iyi niyetine bırakılamaz.
TÜRKİYE'NİN İHTİYACI: DENGE
Türkiye gibi siyasi, kültürel ve sosyal farklılıkların güçlü olduğu bir ülkede çözüm, toplumun bir bölümünün diğer bölümünü yönetmesi değildir.
Çözüm, farklı toplum kesimlerinin devlet yönetiminde kendisini görebildiği bir siyasal denge kurabilmektir.
Bunun yolu da iktidarın sürekli el değiştirmesinden önce, iktidarın denetlenebilir olmasından geçer.
Parlamento güçlü olmalıdır.
Yargı bağımsız olmalıdır.
Kamu görevlisi liyakatle seçilmelidir.
Basın özgür olmalıdır.
Kamu kaynaklarının dağıtımı şeffaf olmalıdır.
Muhalefet sadece seçimden seçime hatırlanan bir unsur değil, yönetimin sürekli denetleyicisi olmalıdır.
ASIL MESELE İKTİDARI DEĞİŞTİRMEK DEĞİL
Türkiye'nin bugün ihtiyacı sadece bir iktidarın yerine başka bir iktidarı getirmek değildir.
Daha önemli olan, hangi iktidar gelirse gelsin aynı demokratik denge kurallarına uymak zorunda olduğu bir devlet düzeni oluşturmaktır.
Çünkü yarın bugünün muhalefeti iktidara geldiğinde aynı imkânlar onun da elinde olacaktır.
Eğer sistem değişmezse, bugün eleştirdiğimiz yöntemlerin yarın başka ellerde uygulanmasından şikâyet etmenin anlamı kalmaz.
Türkiye'nin gerçek ihtiyacı güçlü hükümetlerden vazgeçmek değil;
güçlü hükümetleri güçlü kurumlarla dengelemektir.
Çünkü demokrasi, sadece çoğunluğun yönetmesi değildir.
Demokrasi, çoğunluğun yönetirken azınlığın haklarını, devletin tarafsızlığını ve yarının iktidarını da koruyabilmesidir.
Ve belki de Türkiye'nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur:
İKTİDARIN GÜCÜ DEĞİL, DEVLETİN DENGESİ
27 Eylül 2026
Ahmet Orhan