Ben sorusuyla başlık attım ancak hatırlarsanız bu sözü " İstanbul'u kazanan Türkiye'yi de kazanır" diye ifade edip seçim meydanlarında halka söyleyen Recep Tayyip Erdoğan'dı.
Ekrem İmamoğlu'nun 19 Mart 2025 tarihinde gözaltına alınması, Türkiye'de demokrasi, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı konularında ciddi endişelere yol açtı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 108 kişi hakkında gözaltı kararı aldı ve gözaltı gerekçeleri arasında "suç örgütü liderliği" ve "terör örgütü PKK ile bağlantılar" gibi ağır suçlamalar yer alıyor.
Bu durum, yalnızca bir yerel yöneticiye yönelik bir işlem olmanın ötesinde, Türkiye’deki demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine yönelik ciddi bir tehdit olarak sıcağı sıcağına değerlendirildi.
Bu gelişme, Türkiye'nin siyasi iklimine dair önemli bir dönüm noktasıdır. Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması, ulusal ve uluslararası düzeyde büyük tepki topladı. Kulak veren var mı? Maalesef hayır.
Meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, bu durumu hukuksuz ve anti-demokratik bir yaklaşım olarak nitelendirdi. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), halk iradesinin ayaklar altına alındığını belirterek bu gelişmeyi kınadı. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) de benzer şekilde, hukukun ve demokrasinin ihlali olarak değerlendirdiler.
İstanbul Barosu, yargının bağımsız ve tarafsız olması gerektiği vurgusunu yaparak, mevcut durumu "yargı eliyle darbeye hayır" şeklinde değerlendirdi.
Hukukun ve demokrasinin güvence altına alınması gerektiğine dikkat çeken Baro, siyasal iktidarın yargıyı bir baskı aracı olarak kullanmasının tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
Uluslararası tepkiler de giderek büyüyor. Associated Press, İmamoğlu'nun gözaltına alınmasını "Erdoğan'a karşı önemli bir rakibin tutuklanması" olarak değerlendiriyor.
The Times gazetesi ise, bu durumu "Erdoğan'ın seçim rakiplerine yönelik baskılarının bir parçası" olarak yorumluyor.
İmamoğlu'nun gözaltına alınması, Türkiye'de hukukun ve demokrasinin korunması gerektiğine dair güçlü bir hatırlatma olarak kabul ediliyor.
Halk kendi iradesiyle seçilmiş ülkenin en büyük kentinin belediye başkanının takdir ettiği çalışmalarıyla ülkeyi de yönetebileceğine inanıyor.
Yapılan yorum Erdoğan Cumhurbaşkanı olarak belediye seçimlerinde bile sahaya inerek, devletin tüm imkanlarını seferber ederek bile İmamoğlu'nu hiç yenemedi. Oylar ve sonuçlar.. Bunu gösteriyor.
İstanbul seçimlerinin YSK eliyle siyaseten iptali ve ikinci seçimde yenilen fark Erdoğan'ın içini kemiren bir kurt adeta.
Cumhurbaşkanlığı seçimi için sahaya erken inen İmamoğlu seçim tarihi belli olmasa da yapılan tüm anketlerde en az 15 puan Erdoğan'dan önde çıktı.
Rakibinin önünü kesmek için bunlar yapılıyor kanaati sokakta yürüyen sıradan insanların bile dilinde artık.
Velhasıl kelam, Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması, Türkiye'deki demokratik değerlerin ve hukukun üstünlüğü ilkesinin büyük bir tehdit altında olduğuna işaret ediyor. Cumhuriyet değerleri, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne inanan ülkesini seven herkesi endişeye sevk ediyor.
Son dönemde yaşanan olaylar, halkın devletin adaletine ve ciddiyetine olan güvenini ciddi şekilde zedelemiş durumda. İnsanlar, hatta sıradan çay sohbetlerinde bile, yargı kurumlarının siyasal çıkarlar doğrultusunda kullanıldığını ve bunun toplumsal huzuru tehdit ettiğini tartışıyor. İletişim çağında artık halk, her türlü bilgiyi sorgulamakta ve önüne konulanı hemen kabullenmemektedir.
Bugüne kadar birçok tartışma konusu olan diploma, anayasa ile çelişen adaylıklar, 15 Temmuz süreci ve ülkenin dış politikasındaki eksiklikler artık halk arasında ciddi şekilde dile getirilmeye başlandı. Erdoğan, buna rağmen anketlere odaklanarak hâlâ popülerliğini korumaya çalışsa da, İmamoğlu'nun ciddi bir rakip olarak ön plana çıktığı ve anketlerde sürekli önde olduğu görülüyor.
Öte yandan, Erdoğan'ın kendi diploması tartışılırken, rakibinin diplomasının usulsüzce iptal edilmesi ve İmamoğlu'nun evinden gözaltına alınması, toplumu derinden etkileyen bir gerilim yarattı. Bu süreç, halkı gerginleştiriyor ve ülkenin en büyük değerlerinden olan adalet ile milli irade konusu ön plana çıkıyor.
Otoriter siyasetin bu değerlere müdahale ettiği her durumda halkın tepkisi büyüyor ve tarihsel olarak, adalet ve halkın iradesine dokunan liderler, uzun vadede kaybediyor. Yurt dışındaki gözlemciler de, Türkiye'deki gelişmeleri daha net ve objektif bir şekilde izliyor; bu da Türkiye'nin uluslararası algısını olumsuz etkiliyor. Dış basın, iç basından daha açık bir şekilde bu durumu ele alıyor ve yazıyor.
Yazabiliyorlar çünkü onların ülkelerinde, demokrasi, yasalar kurallarıyla işliyor. Onların ülkelerinde yargı bağımsız işliyor. İktidarların elinde yargı kırbacı yok. Anayasal ve demokratik haklar ve özgürlükler onların ülkesinde kısıtlı değil.
Cezaevlerinde bulunanlar o ülkede gazeteciler, siyasi parti başkanları, aydınlar, seçilmiş milletvekilleri değil...
Millet olarak aklımızı başımıza toplamalıyız, demokratik seçme hakkımızla artık bu tayfaya elveda etmeliyiz. Çünkü artık değişim şart.. Ha bir de beceremediler. Yönetemediler. Mutsuz insanların sayısı sürekli artıyor bu ülkede, yazık değil mi bize?
20 Mart 2025
Mustafa Temiz