Siyasi partiler, demokrasinin yalnızca seçim dönemlerinde görünen yüzü değildir. Asıl kimlikleri; üyeleriyle kurdukları ilişki, karar alma süreçleri ve temsil anlayışlarıyla ortaya çıkar. Bu nedenle bir partinin örgütlenme modeli, yalnızca kendi geleceğini değil, ülkenin demokrasi kültürünü de yakından ilgilendirir.
Özgür Özel, yeni kurulan partinin ilk grup toplantısında yaptığı konuşmada, günlük siyasi tartışmaların ötesine geçen bir örgütlenme anlayışı ortaya koydu. Hükûmete yönelik eleştirilerinden bağımsız olarak değerlendirildiğinde, konuşmanın en dikkat çekici bölümü, partinin aşağıdan yukarıya inşa edileceğini ifade eden yeni teşkilatlanma modeliydi.
Bu modele göre örgütlenmenin başlangıç noktası mahalleler olacak. Parti üyelerinin oluşturacağı mahalle meclisleri, yalnızca yerel sorunların konuşulduğu platformlar olmayacak; ilçe ve il teşkilatlarının şekillenmesinde de etkili olacak. Süreç; mahalleden ilçeye, ilçeden ile, oradan da genel merkeze uzanan katılımcı bir yapı üzerine kurulacak.
Ancak konuşmada dikkat çeken yenilik bununla da sınırlı değil. Özgür Özel, mevcut siyasi parti teşkilatlanmasının ötesine geçen yeni organların oluşturulacağını da açıkladı. Mahalle meclislerinin yanı sıra ilçe meclisleri ve il meclisleri kurulacağını ifade etti.
Bilindiği gibi, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, siyasi partilerin temel organlarını; büyük kongre, genel başkan, merkez karar ve yönetim organları ile il ve ilçe teşkilatları çerçevesinde düzenlemektedir. Parti tüzükleri de bu hukuki çerçeve içerisinde yönetim kurullarını, kongreleri ve diğer zorunlu organları belirlemektedir. Buna karşılık, "ilçe meclisi" ve "il meclisi" adıyla sürekli çalışan, üyelerin doğrudan katılımını esas alan organlar, bugüne kadar Türk siyasal hayatında yaygınlaşmış bir uygulama değildir.
Bu nedenle Özgür Özel'in ortaya koyduğu model, yalnızca yeni yöneticilerin nasıl seçileceğine ilişkin bir öneri değil; aynı zamanda parti içi yönetişim anlayışını yeniden tanımlama iddiası taşımaktadır. Mahallelerden başlayarak oluşturulacak meclisler aracılığıyla üyelerin görüşlerinin sistemli biçimde yukarıya taşınması, parti politikalarının hazırlanmasına katkı sunması ve teşkilatın karar süreçlerine sürekli katılması hedeflenmektedir.
Henüz bu modelin ayrıntıları kamuoyuyla paylaşılmış değildir. Milyonlara ulaşabilecek bir üye kitlesinin görüşlerinin nasıl derleneceği, mahalle meclislerinden ilçe ve il meclislerine uzanan temsil zincirinin hangi usullerle işleyeceği, dijital katılım imkânlarının nasıl kullanılacağı ve alınan kararların bağlayıcılığının nasıl sağlanacağı, cevap bekleyen önemli sorular olarak önümüzde durmaktadır.
Konuşmanın dikkat çeken bir diğer yönü ise yalnızca teşkilat yöneticilerinin değil; belediye başkan adaylarından milletvekili adaylarına kadar partiyi temsil edecek isimlerin belirlenmesinde de üyelerin daha etkin rol almasının hedeflenmesidir. Bu vaat hayata geçirilebilirse, Türkiye'de uzun yıllardır tartışılan parti içi demokrasi konusunda önemli bir eşik aşılmış olacaktır.
Dünyada benzer katılımcı örgütlenme modelleri, özellikle sosyalist ve Marksist gelenekten gelen bazı partilerde görülmektedir. Ancak merkez solda konumlanan, demokratik siyaset iddiasındaki ve kuruluşuyla birlikte ana muhalefet görevini üstlenen büyük bir partinin bu ölçekte bir örgütlenme modelini benimsemesi, Türk siyasetinde alışılmışın dışında bir girişimdir.
Elbette böylesine geniş katılımlı bir sistem, önemli güçlükleri de beraberinde getirecektir. Katılım arttıkça karar alma süreçlerinin yavaşlaması, yerel beklentiler ile ülke ölçeğindeki önceliklerin zaman zaman çatışması ve oluşturulacak meclislerin etkin biçimde çalıştırılması, ciddi bir organizasyon kabiliyeti gerektirecektir. Dolayısıyla başarının anahtarı yalnızca iyi niyetli vaatlerde değil; açık kurallarda, güçlü kurumsal yapılarda ve şeffaf uygulamalarda aranmalıdır.
Bununla birlikte, ortaya konulan bu modelin ciddiyetle takip edilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü burada tartışılan yalnızca yeni bir partinin teşkilatlanması değildir. Asıl tartışılan konu, Türkiye'de siyasi partilerin üyeleriyle kurduğu ilişkinin yeniden tanımlanmasıdır.
Eğer mahalle meclislerinden başlayıp ilçe ve il meclisleri aracılığıyla genel merkeze uzanan bu yapı gerçekten işlerlik kazanır; üyelerin iradesi parti politikalarına, aday belirleme süreçlerine ve yönetim anlayışına yansıyabilirse, bunun etkisi yalnızca yeni partiyle sınırlı kalmayacaktır. Diğer siyasi partiler de benzer katılımcı modeller geliştirme yönünde toplumsal bir beklentiyle karşı karşıya kalacaktır.
Bugünden kesin hükümler vermek için henüz erkendir. Ancak verilen sözlerin ne ölçüde parti tüzüğüne yansıyacağı, oluşturulacak yeni organların nasıl çalışacağı ve üyelerin karar süreçlerine gerçekten ne kadar katılacağı dikkatle izlenmelidir.
Bazen siyasetin yönünü seçim sonuçlarından çok, siyaset yapma biçimini değiştirmeye yönelik cesur arayışlar belirler. Özgür Özel'in ilk grup toplantısında açıkladığı bu örgütlenme modeli de, başarıya ulaşıp ulaşmayacağından bağımsız olarak, Türk siyasal hayatında dikkatle takip edilmesi gereken önemli bir demokrasi ve parti içi yönetişim denemesi olarak şimdiden kayda geçmiştir.
05 Ağustos 2026
Ahmet Orhan