Olayları doğru anlamak ve doğru anlatmak için sayıları kullanırız.
Kimi zaman satın aldığımız ürünü, kimi zaman harcadığımız emeği..
Bugünlerde ise sayıları en çok içinde bulunduğumuz zorlukları tam anlamıyla ifade etmekte kullanıyoruz.
Sayıların içinde elektrik ve doğal gaz faturalarında yazanlar en popüler olanlarıdır.
Birçok vatandaşımız özellikle elektrik harcamalarında yüzde yüz veya birkaç kat üzerinde artışların olduğu gerçeğiyle karşılaştığında büyük bir dehşete kapılmaktadırlar.
Söz konusu sayıların varlığının hayatın akışı içindeki normal bir gelişme olduğunu söylemek mümkün değildir.
Bu fiyatları, dünya enerji fiyatları ve döviz kurundaki değişim gerçeği ile izah ederek insanlarımızın fahiş artışları sükûnetle kabullenmesini beklemek abestir.
Bir milletvekilinin dediği gibi vatandaşa “madem fiyatların çok arttığını düşünüyorsun öyleyse elektrik doğal gazı daha az kullan veya hiç kullanma” anlamına gelecek sözleri söyleyemezsiniz.
İnsanlar, toplumlar ve milletler niye çaba gösterir ve çalışırlar?
Elbette daha iyi şartlarda ve refah içinde yaşamak için.
Modern insanın en temel ihtiyaçlarının başında barınma beslenme, giyinme, ısınma ve aydınlanma gelir.
Hiç kimse size bu temel ihtiyaçlardan vazgeçin diyemez.
Unutmayalım ki dünyada bugün geçerli olan diğer bir gerçekte Sosyal Devlet olgusudur.
Başka bir deyişle vatandaşının her türlü ihtiyacının en iyi şartlarda karşılanmasından kendini sorumlu gören devlettir söz konusu ettiğimiz.
Öyleyse Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onu yönetenlerin vatandaşlarımızın asgari refah şartı olan elektrik ve doğal gaz ihtiyaçlarının karşılanabildiği bir düzeni tesis etmek görevi olmak durumundadır.
İlgi duyanlar bilecektir benim de gözüme “Ülkelerin Borç Sıralaması” başlıklı bir haber ilişti.
Haberin daha ilk paragrafını okuduğumda haberin Türkiye’nin borcunun daha az olduğuna dair algı yaratmak amaçlı kullanılmakta olduğunu anladım.
Okumayanlar için haberi özetlemek gerekirse;
Borçlu ülkeler sıralamasında birinci sırada olan Japonya devlet borcunun GSYİH’nın %256,9 kadar olduğu ifade edilmekteydi(Gayri Safi Yurtiçi Hasıla-Yurt içinde üretilen tüm mal ve hizmetlerin bir yıllık toplam bedeli).
Aynı listede Türkiye ise yüzde 37,8'lik oran ile listenin son sıralarında yer alıyordu.
120 ülkenin yer aldığı listede kişi başı milli geliri bizim en az 4 katımız olan bazı gelişmiş batılı ülkelerin Borç/GSYİH oranı ABD'de yüzde 133,3, Kanada'da yüzde 109,9, Fransa'da yüzde 115,8 ve Birleşik Krallıkta yüzde 108,5 olduğu bildirilmişti.
Bu rakamları gördüğünüzde Türkiye’nin ekonomik olarak daha iyi durumda olduğunu düşünmez misiniz?
Oysa gerçeğin öyle olmadığını küçük çocuklar dâhil herkes bilmektedir.
Ne yazık ki insanlar rakamları çoğu kez kendi tezlerini kabul ettirmek veya gerçeği çarpıtmada da sıkça kullanırlar.
“Rakamları söylediği” ifadesini hepimiz sıklıkla kullanırız.
Gerçekte rakamlar konuşmaz onları, yükledikleri anlam ve yorumlarla insanlar konuşturmaktadır.
Madem öyleyse içinde bulunduğumuz durumu sayılara boğmadan, gerçeklerden kopmadan ortaya koyalım.
Bugün itibariyle bütün ışıltılı sayılara rağmen tüm ülke olarak çok ciddi ekonomik zorluklar içindeyiz.
Paramızdan altı sıfırı sildiğinde kuruşları yeniden hayatımıza soktuğuyla övünen RTE hükümeti, halen yönetimde olmasına rağmen bırakın kuruşları liraların anlamını yitirdiğine şahit olmak durumunda kalmıştır.
Bundan on yıl önce 12500 dolar seviyesine kadar yükselmiş olan kişi başı milli gelirimizin kişi başına neredeyse yarısına kadar gerilemiş olması hayatın ruhuna kesinlikle aykırı bir durumdur.
Bir zamanlar nüfusumuzun 100 milyona çıkacağı günleri heyecanla hayal etmiş olmamıza rağmen bu gün 85 Milyonun asgari refahını sağlamakta müşküle düşmüş durumdayız.
Sokaklarımız işsiz eğitimli gençlerle dolu.
Yaşı ilerlediği için iş bulamayan babalar tek çare olarak az da olsa bir emekli maaşına umutlarını bağlamış durumdayken ne kadar iyi durumda olabiliriz.
Emeklilerimiz de aldıkları maaşla karınlarını doyurabilmek için ucuz ekmek kuyruklarında saatlerini tüketmektedir.
Bu şartlar içindeyken, bakın o kadar iyi durumdayız ki, Japonya bile bizden çok borçludur diyerek gerçekleri görmezden gelmek, devekuşu gibi kafamızı kuma gömmekten başka bir şey olmayacaktır.
Listenin birincisi Japonya’nın emekli vatandaşlarını zorla tatile yurtdışına gitmeye zorlamakta olduğunu unutmayalım.
En çok duyduğumuz bir diğer sayı da enflasyon büyüklüğünü belirleyen rakamlardır.
Ocak 2022 itibariyle resmi enflasyon %50’nin biraz altında ilan edilmiştir.
Yeri gelmişken; TÜİK’in bu oranı açıklamasından birkaç gün önce kurumun başındaki şahsın görevden alınması yerine yeni atma yapılmış olması elbette bu sayılara zaten az olan güveni daha da azalmıştır.
Vatandaşın enflasyonu ise maalesef %100’ü aşmış durumdadır.
Sayın Cumhurbaşkanı içinde bulunduğumuz ekonomik durumu “Faiz sebep enflasyon neticedir” diyerek özetlemekte, ekonomi politikasını bu kabule göre şekillendireceğini beyan etmektedir.
İktisatçılar enflasyonu talebin arzdan fazla olduğu durum olarak da ifade ederler.
Yani üretimin ihtiyaçtan az olduğu durumda enflasyon ortaya çıkmaktadır.
En doğrusu da budur.
Bu durumda yapılması gereken daha fazla üretmektir.
Hatta o kadar çok üretmeliyiz ki tabiri caizse ağzımızdan ziyade olmalıdır.
Kendi tüketeceğimizden fazlasını dışarıya satarak milli gelirimizi daha fazla yükseltmemiz de böylelikle mümkün olacak demektir.
İsrafı önlemek, kaynakları doğru kullanmak,her yerde tasarruf etmek ve adil bölüşmek..
Bunlarda diğer önemli başlıklardır.
Elbette buraya birçok ilave yapmak mümkündür.
Ülkemizin ve yarınımızın güvencesi gençlerimiz için çalışmak ve daha fazla üretmekten başka her çözüm geçici olacaktır.
Uzun lafın kısası daha çok üretim ilk şarttır.
04 Şubat 2022
Ahmet Orhan