Manisa Son Haber

SİLİVRİ’YE GİDİLİRSE İMRALI’YA DA GİDİLMELİ Mİ?

GÜNDEM

Bugün “Silivri” dendiğinde, kamuoyunun aklına öncelikle Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu gelmektedir. “İmralı” dendiğinde ise, PKK terörünün baş sorumlusu, binlerce insanımızın hayatına kastetmiş, Devlet Bahçeli’nin ifadeyle “kurucu önder” diye andığı terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın hükümlü olarak bulunduğu cezaevi akla gelir.

Devlet Bahçeli’nin “Silivri’ye gidiliyorsa İmralı’ya da gidilir” sözünü, sıradan bir siyasi çıkış olarak görmek büyük yanılgı olur. Sembollerle konuşmayı seven, göndermelerle mesaj vermeyi alışkanlık haline getirmiş bir siyasi liderin bu cümlesi, aslında bir zihniyetin ve bir planın dışa vurumudur.

Bugün “Silivri” dendiğinde, kamuoyunun aklına öncelikle Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu gelmektedir. “İmralı” dendiğinde ise, PKK terörünün baş sorumlusu, binlerce insanımızın hayatına kastetmiş, Devlet Bahçeli’nin ifadeyle “kurucu önder” diye andığı terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın hükümlü olarak bulunduğu cezaevi akla gelir.

Bu iki ismin, Silivri ve İmralı’nın, aynı cümle içinde kullanılmasının tesadüf olmadığı açıktır. Bahçeli adeta, “Ver Abdullah Öcalan’ı, al Ekrem İmamoğlu’nu” demek istemektedir.

Şimdiden açıklanan iddianameyle yüzlerce yılla yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun karşısına, ömür boyu ceza almış ve cezaevinde kalması gereken Abdullah Öcalan’ı koymak; İmamoğlu’nu, PKK terörünün başı ile aynı kefeye itmeye kalkmaktır.

Bu söz, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’nin İmralı’ya gitmeme kararı almasının ardından daha da anlamlı hale gelmiştir. Zira süreci başlatan, Abdullah Öcalan’la görüşme gündemini yeniden siyasetin merkezine taşıyan bizzat Devlet Bahçeli ve çevresidir.

Ancak iş, “babalar gibi” eleştiri yapmaya benzemez. Abdullah Öcalan’ın ayağına gidilmesi fikri kamuoyuna yansıyınca, Türk toplumundan çok güçlü bir tepki yükselmiştir. Bu tepki, sadece iktidar ve muhalefet dengelerini değil, MHP’nin iç hesaplarını da etkilemiştir.

Birçok siyasi parti, İmralı’ya gitme düşüncesine açıkça itiraz etmiş, buna CHP de dahil olmuştur. İşte tam da bu noktada, Bahçeli’nin kafasında kurguladığı “Abdullah Öcalan’ın umut hakkından yararlanması” ve “PKK’lıların affedilmesi” beklentisi ciddi biçimde zora girmiştir.

CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararı, bu tabloyu MHP açısından daha da sıkıntılı hale getirmiş olmalıdır.

Bu yüzden, “Silivri’ye gidiliyorsa İmralı’ya da gidilir” çıkışını, CHP’ye yönelik bir tür siyasi şantaj ve baskı aracı olarak görmek çok da yanlış olmayacaktır.

Mesaj açıktır:

“Eğer siz Silivri’ye gidiyor, İmamoğlu’na sahip çıkıyorsanız, biz de İmralı’ya gitmeyi meşrulaştırır, bunu size rağmen gündemde tutarız.”

Bahçeli’nin çalışma arkadaşlarının, özellikle İYİ Parti’ye, hatta Cumhur İttifakı ortağı Büyük Birlik Partisi’ne ve diğerlerine yönelen sert sözleri de, MHP içinde yaşanan bir paniğin dışa vurumu olarak okunabilir. Demek ki sadece sokaktaki vatandaş değil, yapılan anketler ve kamuoyu araştırmaları da bu gidişattan ciddi rahatsızlık işaretleri veriyor.

Türk Milleti, terörün bu topraklardan tamamen silinmesini, kardeşlik bağlarının güçlenmesini istemekte kararlıdır. Bu konuda bir tereddüt, bir bulanıklık yoktur. Ancak aynı Türk Milleti, devletin itibarını yerle bir edecek, “devletin diz çökmesi” anlamına gelecek bir fotoğrafı da asla kabul etmeyeceğini açıkça göstermiştir.

Türkiye’de binlerce insanın katili olan, bir numaralı halk düşmanının ayağına gidilerek çözüm aranmasını reddetmektedir.

Siyaset, elbette toplumsal irade ve milli hassasiyetler karşısında kendini yeniden gözden geçirmek, yöntemlerini güncellemek zorundadır. MHP’nin bugün geldiği noktada, yanlış taahhütlerin altına girdiği görülmektedir. Bu taahhütlerin bedelini Türk milletine ödetmeye çalışmak ise mümkün değildir ve olmamalıdır.

Terörsüz bir Türkiye, sadece bir siyasi partinin değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk milletinin ve bu coğrafyada yaşayan herkesin ortak özlemidir. Ancak bu hedefe, Abdullah Öcalan’ı meşrulaştırarak, onu siyasetin merkezine oturtarak veya ona “umut hakkı” pazarlıkları üzerinden rol biçerek ulaşmaya çalışmak, hem ahlaken hem siyaseten kabul edilemez.

Bugün asıl ihtiyaç, terörle arasına mesafe koyan, hukuk devletinin kırmızı çizgilerini gözeten, milletin vicdanına yaslanan bir çözüm anlayışıdır.

Silivri’yi İmralı’yla aynı cümlenin içine sokmak, sadece kavramları değil, değerleri de bulandırır. İşte bu nedenle, Bahçeli’nin sözünü hafife almadan, satır aralarındaki niyeti dikkatle okumak ve Türk milletinin net tavrını hatırlatmak şarttır.

29 Kasım 2025

Ahmet Orhan

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.