2023 genel seçimlerine birkaç ay kala ülke gündemi o kadar hızlı değişiyor ki bazen arada çok önemli gelişmeler hak ettiği ilgiyi göstermek bile mümkün olmuyor.
EYT, asgari ücret, altılı masa, ebabil kuşları, Sinan Ateş cinayeti, memur ve emekli maaşlarına zam, muhakkak ki hepsi gerçekten çok önemli konular.
Gündem bu konularla yoğun bir şekilde meşgulken Ziraat Odaları Genel Başkanı Şemsi Bayraktar bir açıklama yaptı.
Bayraktar açıklamasında, çiftçilerin tarım BAĞ-KUR primlerinin düşürülmesini istedi.
Son derece yerinde bulduğum Sayın Bayraktar’ın bu talebine katılıyorum.
Katılmakla da kalmıyor esasında yetersiz bir iyileştirme talebi olarak görüyorum.
Bugün itibariyle yuvarlak hesap 3000 lira olan aylık prim tutarının çiftçilerimiz tarafından düzenli olarak ödenmesi çeşitli zorlukları da beraberinde getirmektedir.
Zorluklardan birincisi, prim tutarı olurken diğeri ise prim ödemesinin şeklidir.
Öncelikle yıllık 36.000 lira ödemenin daha makul bir seviyeye mesela şimdiki tutarının yarısına indirilmesi bir miktar rahatlık sağlayacaktır.
Yılda bir veya nadiren iki kez ürün alıp gelir elde edebilen çiftçilerimizden aylık sosyal güvenlik prim talep etmek hiç de makul değildir.
Bugünkü uygulamada ısrar edilmesi prim borçları nedeniyle takibe düşmüş çiftçi sayısını arttırmaktan başka bir sonuç yaratmayacaktır.
Ne yazık ki Türk bürokrasisi çiftçilerimize çoğunlukla şaşı bakmakta, devletin sırtında yük olarak görmektedir.
Ancak evrensel korona salgını, tarımsal yolla elde edilen gıda ürünleri bakımından kendi kendine yetebilen ülke olabilmenin ne kadar önemli bir ayrıcalık ve güvence olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Bu tespitimizin ışığında devlet ve köylü ilişkisin temelinde büyük fotoğrafa baktığımızda ciddi mağduriyetler kolaylıkla tespit edilebilir.
Her vatandaşın anayasal hakkı olan sağlık, asayiş, eğitim gibi devlet hizmetlerine erişimi en zor olan toplum kesimi her zaman köylülerimiz olmuştur.
Bu durumun yaşanmasında teorik olarak kimsenin suçu olmasa da pratikte bu durum tartışmasız bir gerçektir.
-Tam donanımlı devlet hastaneleri şehirdedir ve köylüler hariç herkes bir kaç dakikada ulaşabilir.
-Çoğu köy okulu kapandı ve taşımalı eğitime geçildi. Şehirde çocuklarımız çok daha kolay okula gidip gelebilirken köylerde tam tersi geçerlidir.
-Şehirde sık sık polisler devriye geziyor ve “alo” deyince bir kaç dakikada hemen şikayet konusu olaya müdahale edebiliyorken köylerde böylesine bir avantajın varlığından bahsedilemez.
Kırsalda asayişi temin etmekten 1.dereceden sorumlu olan jandarmanın bunu aynı hızla yapabilmesi coğrafi sebeplerle mümkün olmamaktadır.
Yukarıda da vurguladığım gibi bu durumların yaşanmasının nedeni insan faktöründen kaynaklanmamaktadır.
Anlatmaya çalıştığım köylü olmanın zorluğu ve dezavantajlarıdır.
Bunun yanında çiftçiliğin mesleki olarak getirdiği zorluklar var.
Çiftçiler-köylüler için hayat, ışıl ışıl caddeleri olan şehirlerde geçmiyor...
Onlar, insan hayatını öğüten, tüketen, tabiatın zor şartları altında, her zaman toz, toprak ve çamur ile yaşıyor.
Sıraladığım çıplak gerçekler ışığında Sayın Bayraktar’ın teklifine geri dönecek olursak; yukarıdaki prim miktarı düşürülmeli ve yılda bir veya iki ödemeli alternatif sistem getirilmeli önerime daha sıcak bakacağınıza eminim.
Toprakla girdiği amansız mücadelede çiftçilerimiz için en azından bu kadarını yapmalıyız.
Onlar için ne yapsak yeridir.
Devletten aldıkları hizmetlerin azlığı ve zor yaşam şartlarına rağmen devamlı üreten bu emekçilerimizin hakkı olan çok daha fazlasıdır.
Keşke hiçbir çiftçimizden hiç prim alınmasa ve ürettiği sürece sosyal güvence altında kalarak emeklilik yolları açık olsa.
İnanın bunu yapmış olmak yaşantıları düşünülürse kesinlikle çok değildir.
Tam aksine köylülerimiz-çiftçilerimiz bunu fazlasıyla, gerçekten hak ediyor.
Bahsettiğim duruma bir de devletin penceresinden bakmaya çalışın; Ömürleri boyunca hiçbir şekilde vergi kaçırmamış( zaten kaçırmaları mümkün değil, mahsül satarken daha eline payına düşen ürün bedeli geçmeden vergi kesiliyor) bir kitle var karşınızda.
Üstelik bugüne kadar bir kez bile vergi indirimine muhatap olmamış, ne dendiyse ödemiş bir kitle... Köylülerimizin sosyal güvencesi ve emeklilik hakkı analarının ak sütü gibi helaldir.
Doğalgazları yok, fiber internetleri yok ama hiç olmazsa sağlık güvenceleri ve yaşlılıklarında da biraz maaşları olsa fena mı olur?
18 Ocak 2023
Ahmet Orhan
Mehmet Kara 4 Yıl Önce
Çiftçi köylü yıllardır kimsenin umrunda değil. Bu makale için teşekkür ederim
Cemil Karcı 4 Yıl Önce
O kadar insan bu işten dertli ki. Buna rağmen şimdiye kadar hiç gündeme getirilmedi.
Ahmet Orhan 4 Yıl Önce
Değerli okuyucu ülkemizin geldiği bu noktada, tarıma üvey evlat muamelesi yapılmasının ac sonuçlarıyla millet olarak karşılaşmak zorunda kaldık. Hayat pahalılığı hepimizi bıktırdı. Bir gün aldığımızı ertesi gün aynı fiyata almak zorundayız. Tarım başta olmak üzere tüm sektörlerde daha çok üretmek durumundayız. O nedenle çiftçilerimiz en akıllı şekilde desteklenmeli üretmek için teşvik edilmelidir. Ben de bu istikamette bir siyasetçi olarak her ortamda görüşlerimi sizlerle paylaşmaktan. Yorumunla yaptığın katkıya teşekkür ediyor selamlarımı gönderiyorum.