Manisa Son Haber

TERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE DOĞRU: YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLANGICI MI? / Ahmet ORHAN Yazdı

GÜNDEM

Devlet Bahçeli’nin, PKK’nın kurucu önderini (!) kanlı terör örgütünü feshettiğini ilan etmek üzere TBMM’ye davet etmesinden aylar sonra, sembolik silah yakma seremonisi bir şov çerçevesinde hayata geçirilmiştir.

Devlet Bahçeli’nin, PKK’nın kurucu önderini (!) kanlı terör örgütünü feshettiğini ilan etmek üzere TBMM’ye davet etmesinden aylar sonra, sembolik silah yakma seremonisi bir şov çerçevesinde hayata geçirilmiştir.
APO, 9 Temmuz 2025’te yayınladığı video mesajında PKK’ya açık bir şekilde silah bırakma çağrısı yaptı.
Terörist başı bu çağrıda, “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum.” sözlerinin ardından terörist yoldaşlarına, “Sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum.” ifadesini kullanmıştır.
Öcalan’ın örgütü üzerinde her istediğini yaptıracak gücünün olmadığı malum bir durumdur.
Bu noktada ABD’nin, Orta Doğu’da ipleri elinde tutan devlet konumuyla gereken baskıyı ortaya koyduğu anlaşılmaktadır ki, çok istekli olmasa da teröristler silah bırakmaya başlamışlardır.
Bugün yaşanmakta olanlar, geçmişte yaşananlardan farklı bir tablo ortaya koymaktadır.
Silah bırakma ya da silah teslim etme yerine silah yakma, teröristlerin teslim olma görüntüsü vermekten imtina etmeleri şeklinde yorumlanabilir.
Ne var ki söz konusu sözde tören sırasında teröristler tarafından yapılan açıklamalarda, sorunun çözümünde “yasal ve anayasal” düzenlemeler açıkça talep edilmiştir.
Bu düzenlemelerin neler olduğu bildiride ifade edilmemiştir.
Ayrıca kamuoyuna da bugüne kadar ilan edilmemiştir.
Yıllardan bu yana yaşananlar doğrultusunda ancak tahminler yapılabilir.
Söz konusu taleplerin, teröristlerin ağzına yakışmayan “demokrasi-demokratik” ambalajlara sarılmış bölünmenin kilometre taşları olacağını tahmin etmek akla aykırı olmayacaktır.
Türk milletinin direncine muhatap olmadan taleplerin ne kadarı karşılanabilir, o da meçhuldür.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın konuya dair son açıklamasında yer alan KCK yapılanmasının tüm unsurlarının sürece dâhil edilmesi uyarısı, devletin en kritik talebidir.
Başka bir deyişle PYD yapılanmasının da sürece dâhil olması suretiyle, PKK’nın dönüşmesinin önlenmesi garanti altına alınmak istenmektedir.
“Terörsüz Türkiye” projesinin hayata geçirilmesinde en çok merak edilen unsur olan ABD’nin tutumu ve bu noktadaki samimiyeti teste muhtaçtır.
Başkan Trump tarafından atanan yeni ABD Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, SDG dolayısıyla YPG’ye yönelik olarak “Dadılık edecek değiliz.” ve “SDG’ye devlet sözü vermedik.” ifadeleri, güney sınırlarımız boyunca bir terör devleti kurma fikrinden vazgeçildiği şeklinde yorumlanmış ve memnuniyetle karşılanmıştır.
Bu durumu ölçülü bir iyimserlikle değerlendirmek yerinde olacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kızılcahamam’da AK Partili milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada, silahların bırakılmasından sonra süreci “karşılıklı konuşarak” yürüteceklerini ifade etmesi, net olarak bir müzakere sürecinin yaşanacağının delilidir.
Bunun yanında, Kızılcahamam’da “Terörsüz Türkiye” yolunda AKP, MHP ve DEM’in ortak hareket edecekleri açıklanmıştır.
Kısmen de olsa çok dilli ve çok milletli yapının önü, Türk milliyetçiliği fikriyatının ilk temsilcisi olan MHP eliyle açılmış olması son derece manidar değil midir?

Terörün tamamen ortadan kalktığı bir Türkiye, elbette her Türk evladının arzusudur.
Geçmişte yaşananların ışığında olabilecekleri de akıldan çıkarmamak (Habur rezaleti vs.), tedbiri elden bırakmamak doğru bir yaklaşım olacaktır.
Suriye’de barışın tesis edilmesi, güneyimizdeki istikrarsızlığın ortadan kaldırılması, “Terör Devleti” fikrinin terk edilmesi bu büyük fırsatın diğer unsurlarındandır.
Ancak, risklerin büyüklüğünü ve çokluğunu da gözden kaçırmamak gerekmektedir.

Riskler deyince:

– Siyasi ve hukuki riskler: Silahların bırakılarak taleplerin siyaset yoluyla aranması ve hukuki bir zemine oturtulması sırasında Türk milletinin büyük çoğunluğunun rıza göstermeyeceği, anayasanın ilk dört maddesini fiilen ortadan kaldırma anlamına gelecek taleplerde bulunulması; ciddi bir risk oluşturacak ve süreci kesintiye uğratacaktır.
Türk milliyetçi refleksi buna asla yol vermeyecektir.

– Projenin uygulanması ve güvenlik konusu: Fırsat ve riskleri bünyesinde barındıran bir diğer başlıktır.
Silah bırakma sürecine Irak, Suriye hatta İran’daki yapıların da dâhil edilmesi, bölgeye ve Türkiye’ye yönelik bölücü terör riskinin ortadan kalkması açısından çok önemlidir.
Yarım asrı geçen bir yapının buna rıza göstermek yerine direnç göstermesi ise önemli bir risktir.
Ortadan kalkması gereken yapı yalnızca PKK’dan ibaret değildir; KCK tüm unsurlarıyla lağvedilmelidir.
SDG, PYD hatta PJAK’ın silah bırakmaması, Türkiye’nin sınır ötesi müdahalelerini tekrar zorunlu hâle getirecektir.

Yukarıda ortaya koyduğum tablonun ana rengini oluşturan Öcalan’ın çağrısı, Erdoğan’ın yaklaşımı ve ABD’nin gelişmelerden duyduğu memnuniyet birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye sahada çok uzun süredir “silahın siyasete teslim edilmesi” anlamında belki de en büyük fırsatı yakalamış durumdadır.
Ancak bu zemin, güvenlik garantisi ve toplumsal meşruiyet eşliğinde inşa edilmelidir.

Sonuç olarak, “Terörsüz Türkiye” hedefine giden yolda en büyük düğüm, toplumun tüm bileşenlerinde kabul görecek şeffaf bir sürecin kurulmasındadır.
Gizli bir ajandanın, amiyane tabirle “yedire yedire” gündeme alınması, sağlıksız bir sonuca neden olabilecektir.
Türkiye tarihi bir dönemeçte olabilir; ancak bu dönemeç, kışkırtmalara da açıktır.
Temennim, bu fırsatın 2009 süreci gibi olumsuz sonuçlanmamasıdır.

13 Temmuz 2025 Ahmet Orhan

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.