Manisa Son Haber

TESADÜF MÜ, UYARI MI? / Ahmet Orhan Yazdı...

GÜNDEM

Bugün ihtiyaç duyulan şey hamaset değil; soğukkanlılıkla güçlendirilmiş, çok katmanlı bir güvenlik anlayışıdır.

Türkiye, son günlerde birbirinden bağımsız gibi görünen; ancak yan yana konulduğunda son derece ciddi bir tabloya işaret eden gelişmelerle karşı karşıya. İnsansız hava araçlarının hava sahamızı ihlal etmesi, Karadeniz’de sorumluluk alanımızda gemilerin bombalanması, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlamaya dönük yeni ittifaklar ve Ankara’nın göbeğinde yaşanan dramatik bir kaza…

Tüm bu gelişmelerin aynı zaman dilimine sıkışması, “tesadüf” kelimesini yetersiz kılıyor.

Üst üste yaşanan İHA ihlalleri yalnızca sınır bölgeleriyle sınırlı değil; İstanbul ve başkent Ankara çevresine kadar uzanmış durumda. Bu tablo, Türkiye’nin hava sahası güvenliği konusunda ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor. “Çelik kubbe” söylemlerine rağmen hava sahamıza giren unsurların engellenememesi, sadece teknik bir zafiyet değil; aynı zamanda caydırıcılık açısından da üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir alarmdır.

Karadeniz’de yaşananlar ise tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Türkiye’nin sorumluluk alanında gemilerin bombalanması ve bunlardan birinin Türk bayrağı taşıması, doğrudan egemenlik ve uluslararası itibar meselesidir. Denizlerde “etki alanı”ndan söz ederken, bu alanlarda yaşanan fiilî saldırılara karşı yeterli önlem alınamaması, güvenlik mimarimizin yeniden sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.

Güney cephesinde ise Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlamaya dönük hamleler hız kesmeden devam ediyor. İsrail’in öncülüğünde Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında yapılan, Türkiye’nin meşru haklarını yok sayan anlaşmalar; yalnızca enerji paylaşımı değil, açık bir jeopolitik kuşatma girişimi niteliği taşımaktadır.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Libya’dan Türkiye’ye davetli olarak gelen Genelkurmay Başkanı ve beraberindeki heyetin Ankara’dan Libya’ya dönüşü sırasında maruz kaldığı durum, muhtemel bir suikast girişimi olmanın ötesinde; Türkiye’nin güvenliğine, itibarına ve caydırıcılığına yönelmiş açık bir mesajdır.

Bu tabloya ek olarak, son günlerde uluslararası basında yer alan S-400 iddiaları meselenin bir başka kritik boyutunu ortaya koymaktadır. Türkiye’nin, Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerini iade etmeyi değerlendirdiği yönündeki haberler; yalnızca teknik ya da askerî bir tercih olarak değil, stratejik bir kırılma noktası olarak ele alınmalıdır.

Bütün bu gelişmeleri, yine telkinlerle Türkiye’de yürütülmekte olan “terörsüz Türkiye” sürecinden bağımsız okumak mümkün değildir. Türkiye içeride terörü bitirmeye, dışarıda denge siyaseti kurmaya çalışırken; eş zamanlı olarak farklı cephelerden baskı altına alınmaktadır. Amaç açıktır: Türkiye’nin dikkatini dağıtmak, reflekslerini zayıflatmak ve karar alma süreçlerini baskı altına almak.

Bugün ihtiyaç duyulan şey hamaset değil; soğukkanlılıkla güçlendirilmiş, çok katmanlı bir güvenlik anlayışıdır. Hava sahasından denizlere, diplomatik masadan istihbarat alanına kadar her başlıkta alarm zilleri çalmaktadır.

Yaşananlar birer tesadüf değil; dikkatle okunması gereken stratejik uyarılardır.

25 Aralık 2025

Ahmet Orhan

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.