CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in son İstanbul mitinginde yaptığı konuşmanın bir bölümü, Cumhur İttifakı’nın kuruluş sürecine dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Özel, ittifakın “15 Temmuz’un sokaklarında değil, Asliye Hukuk Mahkemesi’nde” kurulduğunu söyleyerek, siyasetin halk iradesi yerine yargı kararlarıyla şekillendiğini ima etti.
Bu sözlerden MHP’nin genel merkez yöneticileri çok rahatsız olacaklar ki neredeyse tamamı, çok sert cümlelerle CHP Genel Başkanına karşılık verdi.
Bu açıklamalarda, Özel’in “yakında görülecek bir mahkeme kararıyla tasfiye edileceği” yönünde imalar dikkat çekti.
Bu noktada şu soru önem kazanıyor:
Yargı, gerçekten siyasetin bir tasfiye aracı olabilir mi?
Demokrasi, siyasi partilerin ve liderlerin halkın iradesiyle yarıştığı bir sistemdir.
Yargının görevi, bu rekabetin adil koşullarda gerçekleşmesini sağlamak, hukukun üstünlüğünü korumaktır.
Ancak yargının siyasi bir aktör gibi devreye girmesi, siyaseti belirleme iddiası taşıması, demokrasiye gölge düşürür.
Türkiye, geçmişte defalarca bu yanlışın bedelini ödedi. Partiler kapatıldı, siyasetçiler yasaklandı, seçimlerin önüne engeller çıkarıldı.
Fakat tarih bize gösterdi ki bu yöntemler hiçbir sorunu çözmedi; tam tersine demokrasiyi zayıflattı, kutuplaşmayı derinleştirdi.
Bununla birlikte Özgür Özel’in “mahkeme kararlarını tanımıyorum” sözleri de ayrı bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Zira aynı Özel, haksız gördüğü kararların düzeltilmesi için yine aynı mahkemelere itiraz ediyor.
Bir yandan yargının siyasallaştığını eleştirmek doğru olabilir; ancak tamamen yok saymak doğru bir yaklaşım değildir.
Çözüm, hukukun dışında değil, yine hukuk içinde aranmalıdır.
Mevcudiyetini yasalara borçlu olan bir siyasi parti için başka bir yöntem söz konusu olamaz.
Bu nokta itibarıyla tarafsız bir gözlemci olarak şunu söylemek mümkün:
MHP yöneticilerinin söylemleri, siyasi tartışmayı daha da sertleştirecek, toplumsal kutuplaşmayı artıracaktır.
İktidar ise bu tartışmayı soğutmak yerine körüklerse, kendi meşruiyetini de tartışmalı hale getirecektir.
Muhalefet ise hukukla çelişen söylemlerden kaçınmalı, eleştirisini daha sağlam bir zeminde yürütmelidir.
Türkiye’nin ihtiyacı, sopalarla gösterilen bir siyaset değil; hukuk devleti, özgür tartışma ve adil rekabettir.
Bu ilke sadece muhalefet için değil, iktidar için de bir güvence olmalıdır.
Demokrasi, sandıkla başlar ve sandıkla biter.
Yargı, bu sürece ışık tutar ama sopaya dönüşürse, o zaman demokrasi yalnızca kâğıt üzerinde kalır.
Not: CHP İstanbul İl Yönetimi’nin görevden mahkeme kararıyla alınmasını ve muhtemel etkilerini başka bir yazıda ele almaya çalışacağım.