İçinde bulunduğumuz günlere kadar özellikle ve öncelikle ABD’nin neden olduğu çatışma ve savaş bölgelerine, yıllar sonra Rusya’nın yol açtığı yeni bir bölge daha dahil oldu.
Şimdiye kadar çoğunlukla İslam coğrafyasında görülen çatışmalar, dünya ekonomisinde büyük oranda belirsizlikler yaratmamış olmasına rağmen Rusya’nın Ukrayna’yı işgal teşebbüsü tüm dünyada emsali az görülen bir istikrarsızlığa yola açmaktadır.
Söz konusu işgal hububattan bakliyata, doğal gazdan tüm metallere büyük oranlı fiyat artışlarına neden olmuş durumdadır.
Geçtiğimiz yıl 55–65 dolar seviyesinde seyreden ham petrol fiyatları 140 dolar seviyesine ulaşırken, doğal gazda fiyat artışları bir yılda 10 katı geçmiş haldedir.
Enerji uzmanları olaylar aynı yönde devam ederse ham petrol fiyatlarının 300 dolar seviyesine ulaşması bile söz konusu olabilecektir diye değerlendirmeler yapmaktadır.
Dünya henüz pandemi ve sonrası dönemin nakliye-navlun kökenli krizlerini tam anlamıyla atlatamamışken yeni oluşan akaryakıt fiyatları, taşımaya konu malların değerinden fazla navlun bedellerine yol açmaktadır.
Yaşanan nakliye sorununu ülkemizden bir örnekle açıklayacak olursak Antalya-Mersin illerimizden yola çıkan yaş sebze ve meyveler vatandaşımıza en az 4–10 kat arasında bir bedelle ulaşabilmektedir.
Bu fiyatların oluşması tek başına mazota bağlanamasa bile en belirleyici olanın akaryakıt fiyatları olduğu kesindir.
Son yıllarda devletimiz hazinesini fiyat artışlarından korumak için akaryakıtta uygulanmakta olan eşel-mobil yöntemi çığırından çıkmış, bırakın haftalık aylık, günlük fiyat artışlarına neden olmaktadır.
Sırf bu nedenle bile piyasada tüm ürünlerde fiyatlar neredeyse anlık belirlenebilecek hale gelmiştir.
Taşımaya konu malın değerinden fazla olan nakliye bedelinin olduğu bir ortamın ekonomik açıdan sağlıklı olarak kabul görmesi mümkün değildir.
Akaryakıtı sadece bir taşıma unsuru olarak ele almak elbette yanlış sonuçlara yol açabilecektir.
İnsanoğlunun hayatını devam ettirmesinin birinci şart elbette beslenmesidir.
Beslenmenin temel unsurları da tarımsal ve hayvansal ürünlerdir.
Başka bir deyişle günümüz insanının yaşamını sürdürmesi insan eliyle yapılacak tarımsal üretimden geçmektedir.
Modern dünyada tarımsal üretimin verimliliği için en çok ihtiyaç duyduğu maddelerin başında akaryakıt gelmektedir.
Geçtiğimiz yıl Türk çiftçileri ürünlerini bir önceki yıla göre ancak %4–30 arası fiyat artışlarıyla satabilmiş olmalarına rağmen tarımsal girdilerde gübreden akaryakıta, işçilikten demirbaşa fiyat artışlar %100–400 arasında gerçekleşmiş durumdadır.
İlkbahar ayları çiftçilerimizin en çok harcama yapmak zorunda olduğu günlerdir.
Bir önceki yıl 150 liraya aldığı 50 kiloluk gübreyi bu yıl 350 liraya almak durumunda kalan çiftçilerimiz sattıkları ürün bedelleri ile bu harcamaları yapması asla mümkün değildir.
Gübre, tohum gibi girdilerin yanında %100’den fazla artmış olan mazotla nasıl üretimin gerçekleşebileceğini varın siz düşünün.
Ülkemizi yönetenler çiftçimizin önüne düşüp bu sorunlara çare bulmazsa, çiftçiler ya tefecinin ağına düşecek ya da üretmekten vazgeçeceklerdir.
Yaşamakta olduğumuz tarımsal üretim sorunun büyümesinde Rusya’nın Ukrayna işgal teşebbüsünün katkısı olsa bile esasta problemimiz yöneticilerin tarıma olan bakış açısından kaynaklanmaktadır.
1980 yılından bu yana kademe kademe hayata geçirilen serbest pazar ekonomisini hâkim kılmak için uygulanan “yeni liberal” sistem Türkiye’de yapısal sorunlara yol açmış ve iflas etmiştir.
Fahiş kar peşinde koşan karaborsacıların sadece vergi mevzuatı ile hakkından gelmek mümkün değildir.
Zaman bize göstermiştir ki rahmetli Özal’ın gündeme getirdiği “ekonomik suçların ekonomik yaptırımlarla cezalandırılması” piyasa disiplini sağlayamamıştır.
Dünyada gıda dâhil tüm emtiada görülen düşük fiyat dönemlerinde herhangi bir tedbire ihtiyaç duyulmasa bile günümüzdeki büyük krizde başka tedbirlerin devreye alınmasında zaruret vardır.
Bizzat yağ sanayicilerinin başkanının açıklamasının körüklediği “ayçiçeği yağ stoklarımızın ancak bir bir buçuk ay yetebileceği” yönündeki söylemler iç piyasada talep patlaması yaratarak bir günde yüzde ellilik fiyat artışına yol açmıştır.
Toptancı depolarına ve marketlere vergi cezası keserek piyasayı terbiye edebileceğini zannedenler hayal görmektedir.
Biz o tahakkuk eden ve kesilen ceza bedellerinin nasıl azaltıldığına veya tamamen ortadan kaldırıldığına çok şahit olduğumuzdan caydırıcı olmayacağını çok iyi biliriz.
Bu gerçekler göz önüne alınarak vatandaşımızın gıda dahil tüm ihtiyaç maddelerine uygun şartlarda satın alabilmesi için öncelikle çiftçimize üretim yapabilmesi için ön finansman sağlanmalıdır.
Zaman geçirilmeden ekim yapılan veya yapılacak olan alanlar için, çiftçi kayıt sistemi esas alınarak üreticilere faizsiz kredi sunulmalı, tarımsal girdilerin ucuz teminin önü açılmalıdır.
Bu yapılamazsa çok büyük bir üretim kaybının olacağı ve beklide ülkemizde yoklardan kaynaklanan en kargaşalı bir dönem yaşanabileceği göz önüne alınmalıdır.
Ayrıca içinde ciddi hapis cezalarının da olduğu, fiyatların devletin tüm kurumlarıyla denetlemesine olanak sağlayan “fahiş fiyat artışları ve hayat pahalılığı ile mücadele kanunu” çıkarılarak uygulamaya konulmalıdır.
Gerçek pazar ekonomisinin ancak rekabetin sağlanabildiği bir zeminde olabileceğini düşünerek tek fiyat oluşturma teşebbüsleri ağır cezaya konu edilmeli ve sıkı takibe alınmalıdır.
Tüm bunları yapamazsak geçtiğimiz yıl buğday üreticinin elinden 2250 lira fiyatla alınmış olmasına rağmen
200–220 gram ekmeğin 3 liraya yedirebildiğimiz günleri mumla arar, aynı miktarda ekmeğin 5–10 lira olduğu günleri yaşamak zorunda kalırız.
09 Mart 2022
Ahmet Orhan