Manisa Son Haber

3 Aralık: Kutlama Değil, Hesap Sorma ve Mücadele Etme Günüdür / Mustafa Temiz Yazdı...

MUSTAFA TEMİZ HABERLERİ

2025 Türkiye’sinde hâlâ bir engelli yurttaşın seyahat edebilmek için ya taşınmayı ya da eve kapanmayı göze alması gerekiyorsa, burada başarıdan değil, devletin iflas etmiş vicdanından bahsetmemiz gerekiyor.

Bu ülkede engellilerin mücadelesini yirmi yılı aşkın süredir izleyen biri olarak çok net söylüyorum.. Bu ülkede hak var ama uygulanmıyor; yasa var ama işletilmiyor; insan var ama yok sayılıyor. Sonra çıkıp utanmadan “engelsiz yaşam” masalı anlatılıyor. Masal diyorum, çünkü gerçekle en ufak bir temas noktası yok.

Türkiye’de bedensel engelli bir yurttaşın şehirlerarası otobüse binme hakkı kâğıt üzerinde var ama gerçekte bir hiç.
Hiç!
Çünkü bu devlet, 20 yıldır şehirlerarası yolcu taşıyan bir otobüse binme hakkını bile milletin meclisinde yani TBMM'de “sonra bakarız” rafında çürütüyor.

“Esnaf mağdur olurmuş.”
“Komisyon değerlendirecekmiş.”
“Zamanı değilmiş.”
Bahaneye bakın.

Engelliye ver 2022 sayılı yasadan maaşı, sonra adeta tık evine çıkmasın, ortalıkta dolaşmasın öyle mi?
Engellinin hakkı söz konusu olduğunda, bu ülkede saat hep geri kalıyor.

Ve sonra ne diyorlar? “Düşünemedik.”
Hayır efendiler, düşünmemek değil bu. Bu bilinçli bir yok sayma
, bir sistematik ihmal, bir devlet kusuru.

Bu ülkede 11 milyon engelli yaşıyor. Her sekiz kişiden biri.
Ama iktidarın, belediyelerin, bürokrasinin umurunda değil.
Sorsan hepsi “engelsiz şehir” nutukları atıyor; uygulamada ise engellinin tekerlekli sandalyesi kaldırıma çıkamıyor, okula gidemiyor, otobüse binemiyor.

Soruyorum:
Bu yasa neden çıkmıyor?
Kimin korkusu?
Kime yaranma çabası?
Kimden neyi sakınıyorsunuz?

Vergi alan devlet, hizmet vermeye gelince ortadan kayboluyor.
Engelli ekmek almıyor mu? Alıyor.
Su almıyor mu? Alıyor.
Markete girmiyor mu? Giriyor.
Hepsinde vergi ödüyor.
Vergiyi alırken vatandaş, hizmete gelince yabancı muamelesi.

İşte onun için 3 Aralık bir kutlama günü değil:
HESAP GÜNÜDÜR.

2025 Türkiye’sinde hâlâ bir engelli yurttaşın seyahat edebilmek için ya taşınmayı ya da eve kapanmayı göze alması gerekiyorsa, burada başarıdan değil, devletin iflas etmiş vicdanından bahsetmemiz gerekiyor. Aynı devlet bir yandan maket otomobilleri vitrine koyup “yerli teknoloji mucizesi” diye övünüyor.
Bravo da… Engelli yurttaş hâlâ şehir içi dolmuşa bile binemiyor be!

Bir gün olsun kendinizi engelli bir yurttaşın yerine koydunuz mu?
Asansörsüz okula “yatırım”, rampasız binaya “hizmet”, erişilemeyen otobüse “modern ulaşım” diyerek nasıl utanmadan poz veriyorsunuz?

Bu ülkede 11 milyon engelli var.
Sayısı büyük, etkisi yok, çünkü yıllardır korkutuluyorlar.
“Destek kesilir” korkusuyla ses çıkarmayan koca bir kitle yaratıldı.
Milyonlarca insan suskunluğa mahkûm edildi.

Ama bir gerçek var:
Hak susunca korunmaz. Çalınır.

Soruyorum size: Bulunduğunuz şehirde kaç kamu binasına tek başınıza girip işinizi halledebiliyorsunuz?
Kağıt üzerindeki haklar uygulanmıyorsa, bunu neden yüzlerine haykırmıyorsunuz?

3 Aralık, kağıt kesip çiçek dağıtma günü değildir.
Bu devletin engelli yurttaştan özür dilemesi gereken gündür.

Hâlâ okula gidemeyen özel gereksinimli çocuklar var. Hâlâ özel eğitim personeli yetersiz.
Hâlâ aileler çaresiz.
Hâlâ komisyonlar engelli oranlarını masa başında eksiltiyor.
Niye?
Engelli istihdamı hakkından mahrum bırakalım diye.
Bu nasıl bir zihniyettir?
Bu nasıl bir devlet pratiğidir?
Bu yaptığınız resmen hak gaspıdır
.

Erişilemeyen kaldırımlar; rampasız belediyeler; standart dışı otobüsler; göstermelik törenlerle süslenen “engelsiz yaşam günleri”… Neye dayanarak kutluyorsunuz?
Hangi yüzle kutluyorsunuz?

Devlet görevini yapmadığı sürece 3 Aralık kutlanamaz.
3 Aralık ancak uyarılan, sorgulanan, hesaba çekilen
bir devlete aittir.

Açık söylüyorum: Bu ülkede engellilerin sorunu yok.
Bu ülkede sorumsuz yöneticilerin, vizyonsuz bürokratların ve iş bilmez idarecilerin sorunu var.

Bir belediye başkanı, bir gün olsun tekerlekli sandalyeye oturup yönettiği şehrin sokaklarında dolaştı mı? Ruhsatına imza attığı işyerlerinin girişlerinde pastanesinde kafesinde vb. yerlerde engellilere deyim yerinde ise kapalı binalara sandalye üzerindeyken girmeyi denedi mi?

Başkanlık makamına engelliler gününde bir engelliyi temsilen başkan yapan, belediye başkanlarının yürüme engeli olmayan engelliyi oraya oturtması güzel değil mi? Güzel.. Ama o binaya tekerlekli sandalyeli birini çağırsa onu makam katına çıkartacak belediyede asansör yok.. Bu da ne kadar trajikomik bir durum değil mi? Bu töreni yapıp tüm engel guruplarını kapsadığını sanarak, başkan mı kendini teselli ediyor, yoksa arkasındaki bürokratlar mı başkanı bu törenle kandırıyor buna siz değerli okurlarım karar verin..


Kaymakam, Cumhurbaşkanının ilçe temsilcisi, yönettiği kamu binalarına gözleri bağlı, beyaz bastonla girip çıkmayı akıl etti mi?
Adliyelerin önüne varıldığında basamak basamak merdivenlerin önünde adaletin bittiğini ve binanın girişinde kapının üstündeki tabelada yazan “ADALET” yazısıyla bu durumun nasıl çeliştiğini hiç fark etti mi? Adaletin dağıtıldığı binaya giremeyene adaleti nasıl anlatabilirsiniz, hiç düşündünüz mü?

Törenlerde en önde yerlere oturuyorsunuz.. Atatürk anıtı önündeki tören platformunda dahi engelli rampasının olmadığının farkında değilsiniz değil mi? Ya tekerlekli sandalye üstünde yaşayan biri çelenk sunmak zorunda kalırsa, ya bir siyasi parti başkanı, bir oda başkanı engelli biri olursa , olamaz mı? Soru şu bu platformlara niye engelli rampası yapılmaz.. Törene gelecek bir öğrenci tekerlekli sandalye üzerinde yaşayan bir çocuk olamaz mı? 


Engelli yurttaşı vitrin dekoru yapmayı biliyorsunuz.
Ama iş icraata gelince ortada yoksunuz.
Artık bu düzen değişmek zorunda.

Engellilerin gerçek deneyimi olmadan yapılan her düzenleme, kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur.
İstişare diyorsanız, engelliyi masaya çağırın.
Çözüm diyorsanız, engellinin yaşanmışlığına kulak verin.

Ve engelli yurttaşlar…
Bu ülkenin görünmeyenleri değilsiniz.
Bu ülkenin görmezden gelinen milyonlarısınız.

Artık susmayın. Artık talep edin.
Artık hakkınızı söke söke alın.
Çünkü mücadele etmediğiniz her hak, bürokrasinin tozlu raflarında bir daha bulunmamak üzere kaybolur.

Bugün 3 Aralık.
Kutlama yok.
Masal yok.
Fotoğraf yok.
Bugün mücadele var.
Bugün hesap sorulacak.

NOT: (Bu yazıyı 20 aydır yaşadığım Simav ilçesinde kaleme aldım. Yazıdaki çevresel gözlemlere dayalı ifadelerin Simav ile bire bir bağlantısı vardır. İlgili ve yetkililerin dikkatine)

3 Aralık 2025
Mustafa Temiz

Yorumlar (1)

Sena kaplan 8 Ay Önce

Mustafa bey size teşekkür ediyorum. Yüreğime dokundu yazdıklarınız..Siz niye sitasette değilsiniz .Sizin gibi değerler orada mecliste çözüm merkezinde olmalı...

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.