Manisa Son Haber

Alkışların Gürültüsü, Gerçeklerin Sessizliği / Mustafa Temiz Yazdı...

MUSTAFA TEMİZ HABERLERİ

Bahçeli bu davayı “yüzyılın en büyük yolsuzluk davası” olarak tanımladı ve çok çarpıcı bir öneri getirdi. Duruşmaların TRT’den canlı yayınlanması.

Siyasette bazı görüntüler vardır; tekrarlandıkça neredeyse bir ritüele dönüşür.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, grup toplantılarında konuşmaya başladığında kürsünün karşısındaki koltuklarda hınca hınç oturan milletvekillerinin alkışlarını hatırlayın.

Her cümlenin ardından yükselen bir alkış tufanı…
Hatta bazen öyle bir tempo yakalanır ki insan ister istemez şu soruyu sorar:

“Acaba konuşma mı alkışa eşlik ediyor, yoksa alkış mı konuşmaya?”

O tabloyu izleyen biri için ortaya çıkan görüntü nettir.
Sanki söylenen her söz tartışmasız bir siyasi iradenin tezahürüdür.
Sanki o kürsüden çıkan her cümle, ertesi gün devlet politikasına dönüşecektir.

En azından izleyiciye verilen görüntü budur.

Ama siyaset çoğu zaman görüntü ile gerçek arasındaki o ince farkta gizlidir.

Söylenen ile Yapılan Arasındaki Mesafe Var

Bahçeli’nin yıllardır gündeme düşen birçok çıkışı oldu.
Bunların bazıları kısa süre konuşuldu, bazıları ise birkaç gün içinde gündemin tozlu raflarına kaldırıldı.

Mesela Kıbrıs seçimlerinden sonra yaptığı “Kıbrıs Türkiye’nin bir vilayeti olabilir” çıkışı…

Türkiye’de iki gün bile ciddi biçimde tartışılmadı. Büyük bir siyasi iddia olarak ortaya atıldı ama ardından sanki hiç söylenmemiş gibi sessizliğe gömüldü.

Son dönemde ise en dikkat çekici örneklerden biri,
Ekrem İmamoğlu hakkında açılan ve kamuoyunda “İBB davası” olarak bilinen süreçte yaşandı.

Bahçeli bu davayı “yüzyılın en büyük yolsuzluk davası” olarak tanımladı ve çok çarpıcı bir öneri getirdi.

Duruşmaların TRT’den canlı yayınlanması.

Bu çağrı yapıldığında yine aynı sahne vardı.
Grup toplantısında yükselen alkışlar.

Ancak iş Meclis’e geldiğinde tablo değişti.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin davanın TRT’den canlı yayınlanması için verdiği önerge oylamaya sunuldu.

Sonuç şöyleydi:

CHP: Evet

DEM Parti: Evet

İYİ Parti: Evet

Saadet Partisi – Gelecek Partisi – DEVA Partisi Grubu: Evet

Adalet ve Kalkınma Partisi: Hayır

Milliyetçi Hareket Partisi: Hayır

Yani Bahçeli’nin önerisinin tıpkısının aynısı olarak yazılan ve TBMM'ye veren CHP'nin önergesi, AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.

Ortada görünen bir çelişki var.

Ve bu çelişkiyi açıklayabilecek ihtimaller aslında çok fazla değil.

Vatandaşın Dilindeki Üç İhtimal Ne Biliyor Musunuz.

Bu tabloyu izleyen vatandaşın zihninde ister istemez bazı sorular oluşuyor.

Vatandaş bunu kahvede, çarşıda, hatta cami avlusunda vakit ezanını beklerken bile konuşuyor.

Üç ihtimal dillendiriliyor.

MHP grubu Bahçeli’yi ciddiye almıyor.

Bahçeli milletle dalga geçiyor.

Ya da üçüncü bir ihtimal…

Bahçeli’nin önüne konup okuduklarını biz yanlış anlıyoruz ya da Bahçeli okuduğunu anlamıyor.

Ama nasıl oluyorsa her konuşmasında elleri patlarcasına alkışlayanlar değişmiyor.

Aynı eller Meclis’te oy verirken Bahçeli’nin söylediğinin tam tersine oy kullanabiliyor.

Oysa siyaset biraz da matematik gibidir.
Bazen üç ihtimalden biri gerçeğe daha yakındır.

Benzer Çelişkiler Daha Önce de Görüldü Aslında Ama Çabuk Unutan Milletiz.

Benzer durumları başka başlıklarda da gördük.

Kayyum tartışmaları

Görevden alınan belediye başkanlarının göreve iadesi meselesi

Emekli maaşları konusunda yapılan çağrılar

Cumhurbaşkanlığı sistemi üzerine yapılan savunular

Bahçeli konuşuyor.
Alkışlar yükseliyor.

Ama sonuçta çoğu zaman başka bir karar çıkıyor.

Ankara’dan bakıldığında belki bu detaylar çok iyi görünmeyebilir.
Çünkü Cumhur ittifakının milletvekilleri çarşıya pazara çıkamıyor.

Ama Anadolu’da vatandaşın gözünden bunlar asla kaçmıyor.

Sosyal medyada yaşlı bir kadının yazdığı bir cümle dikkatimi çekmişti.

“Savcının bakan olduğu yerde sen çoktan beraat ettin Ekrem evladım.”

Bu cümle aslında bir hukuk yorumu değil.

Bir vatandaşın siyasete duyduğu güvensizliğin özeti.

İddianame öncesi konuşulan iddiaların önemli kısmının havada kalması, beklentilerin farklı yönde gelişmesi ve ardından TRT yayın önerisinin reddedilmesi…

Bütün bunlar toplumda şu soruyu büyütüyor.

“Eğer gerçekten çok büyük bir dava ise neden herkesin gözü önünde görülmesin?”
İddianame boş çıkmasa AKP ve MHP, TRT işini kendileri hallederdi. Meclisten bu karar da çıkardı.

Davayı açan savcının Bakan yapılması.. Şu an tüm mahkemelerin, HSK'nin bile amiri olması... Diye cümle kuruyor vatandaş... Çoğu zaman cümleyi şöyle bitiriyor:

“Demek ki…”

Sonrasını söylemeye gerek duymuyor.

İşin ironik tarafı şu..

Türkiye tarihinin en tartışmalı davalarından biri olan
Yassıada Yargılamaları bile o anti demokratik karanlık dönemin tek kanallı TRT radyolarından bile halka dinletilmişti.

Hem de o zamanın pille çalışan en az 1,5 metre uzunlukta anten ile çeken radyolarından orta dalga frekanslarında, cızırtılı bir sesle…
Yaşadıklarımız, şeffaflık konusunda bazen geriye gittiğimiz hissi oluşturuyor.

Bugün ise teknoloji çağındayız. Demokraside ve bağımsız yargıda ve adalet dağıtımında neredeyiz. Bunu halk seçim sandığının üstüne yazacak, birlikte göreceğiz ve öğreneceğiz.

Demokrasi Alkışla Değil, Tutarlılıkla Yaşar

Demokrasinin temelinde iki şey vardır.

Bu, tüm gelişmiş ve gelişmekte olan demokrasiler için değişmeyen bir kuraldır.

Tutarlılık

Hesap verebilirlik

Bir siyasetçi söylediğinin arkasında durabiliyorsa güven üretir.

Ama sözlerle yapılanlar arasındaki mesafe büyüdükçe alkışların sesi de anlamını yitirir.

Çünkü alkış gerçeğin yerine geçmez.

Bir noktadan sonra vatandaş şu soruyu sormaya başlar.

“Bu sözler gerçekten bir politika mı, yoksa sadece bizi uyutan kürsü cümleleri mi?”

Anadolu’da anlatılan eski bir hikâye vardır.

Bir köyde çok konuşkan bir çoban varmış.
Her gün köy meydanında yüksek sesle bağırırmış:

“Merak etmeyin! Sürüyü kurtlardan ben korurum!”

Köylüler de her gün onu alkışlarmış.

Bir gün gerçekten kurt gelmiş.

Çoban yine bağırmış...

“Merak etmeyin! Kurtlara geçit vermem!”

Ama bu kez kimse yerinden kalkmamış.

Çünkü köylüler fark etmiş.

Çoban her gün konuşuyor ama sürü her gün biraz daha eksiliyormuş.
Çoban pişkin pişkin köy kahvesinin önünde sormuş..
"Ahali hani nerde alkış"
Sonunda köyün en yaşlı adamı şöyle demiş:
“Evlat… Bize kurtlardan çok sözlerin zarar verdi. Çünkü insanlar önce sözlerine inandı, sonra gerçekleri gördü. Kurtlar bizden önce seni fark etti, kuzuları yedi yağlandı, biz de sürünün azaldığını görünce ve bunu anlayınca seni çobanlıktan azlettik.”

Hikâyenin özü basit...

Siyasette en güçlü şey alkış değildir; tutarlılıktır.

Alkış çok ama sonuç yoksa gürültü artar, güven azalır.

Ve güven azaldığında değişim kaçınılmaz olur.

13 Mart 2026

Mustafa Temiz

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.