Manisa Son Haber

Bugün Hicret, Yarın İktidar! Butlanın Ömrü, Sandığın Sabrı Kadardır / Mustafa Temiz Yazdı...

MUSTAFA TEMİZ HABERLERİ

Bu mesele, bir siyasi hareketin kendisine biçilen kefeni yırtıp başka bir kapıdan çıkma hamlesidir.

Bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in grup konuşmasını izleyen çok sayıda kişi sıcağı sıcağına arayarak aynı soruyu sordu.

"Ne diyorsun?"

O an cevap vermedim. "Yazacağım, köşemde okursun" dedim.

Çünkü bazı siyasi gelişmeler birkaç cümleyle anlatılmaz. Bazı kırılmalar ise yaşanırken değil, geriye dönüp bakıldığında tarih olur.

Bugün yaşanan tam da böyle bir kırılmadır.

Bu mesele bir parti değiştirme meselesi değildir.

Bu mesele, bir siyasi hareketin kendisine biçilen kefeni yırtıp başka bir kapıdan çıkma hamlesidir.

Çünkü artık tablo herkesin görebileceği kadar nettir.

Cumhurbaşkanı adayı cezaevinde...

Sandıktan çıkan belediye başkanları parmaklıkların arkasında...

Partinin hukuki iradesi "butlan" tartışmalarının içinde tutuluyor...

Davalar sonuçlanmıyor, sadece bekletiliyor...

Kararlar verilmiyor, zamanı geliyor...

Takvim ilerlemiyor, ayarlanıyor...

Ve bütün bu süreç, seçim takvimiyle neredeyse milimetrik bir uyum içinde ilerliyor.

Demokrasi adına işletilmesi gereken mekanizmalar, rakibi saf dışı bırakacak kadar yavaş; siyasi hesaplar söz konusu olduğunda ise ışık hızında çalışıyor.

İşte tam burada Özgür Özel'in yaptığı hamleyi yalnızca "yeni parti" diye okumak büyük hata olur.

Çünkü halkın bu ekibe güveni var. Bu yerel seçimlerde halkın iradesiyle ve evet yazan, tercih yazan mühürleriyle tescil edildi. CHP'yi Türkiye'nin 1. partisi yapanlar milletin bu teveccühüne şimdi karşılık verme zorunluluğu içindeler. Hedef iktidar ve AKP'nin 25 yılda ülkede erezyona uğrattığı kuvvetler ayrılığı, adalet ve yargı bağımsızlığı ve yerlerde gezen ekonomiyi düzeltmek.

Erdoğan ve arkadaşları partilerini terk edip AKP'yi kurarken "Milli Görüş Gömleğini Çıkardık" dediler ama Özgür Özel ve arkadaşları CHP'nin Atatürk'ün partisi olduğu kimliğini, özünü ve değerlerini bıraktıklarını söylemediler, aksine emaneti butlan CHP'sindan alarak kendilerinin koruyacağını ifade ediyorlar.

Bu bir son değildir.

Bu, başka bir başlangıcın ilanıdır.

Siyaset bazen bulunduğun binayı savunmak değildir.

Bazen binanın artık üzerine kilit vurulduğunu anlayıp yeni bir kapı açmaktır.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

İslam'ın ilk yıllarında zulüm arttığında hicret yalnızca bir göç değildi; davayı büyüten stratejik bir kırılmaydı.

Mustafa Kemal, işgal altındaki İstanbul'da oturup hukuk kitaplarının arasından bağımsızlık beklemedi. Anadolu'ya geçti ve mücadeleyi orada büyüttü.

Bugün elbette tarih birebir tekrar etmiyor; hiçbir siyasi aktör de bu isimlerle aynı kefeye konulamaz.

Ancak siyasetin temel refleksi değişmiyor:

Mevcut zemin mücadeleye izin vermiyorsa, yeni bir zemin kurulur.

Döneminde hukuken siyasi yasaklı olmasına rağmen Erdoğan ve arkadaşları hocamız dedikleri Erbakan'ı bırakmadılar mı?

Partiden ayrılıp AKP'yi kurmadılar mı?

"Milli görüş gömleğini çıkardık" demediler mi?

Erdoğan siyasi yasaklı idi, CHP öncülüğünde anayasa değiştirildi.

Erdoğan önce partisine genel başkan, sonra başbakan şimdi de Cumhurbaşkanı olmadı mı?

O kadrodan öne çıkan isimlerden ve hatta Merhum Erbakan hocasıyla helalleşerek en son ayrılan adam TBMM'ye başkan, diğer ikisi de Cumhurbaşkanı olmadı mı?

Aynı Erdoğan şu an CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve belediye başkanlarına yapılan operasyonlar, cezaevlerindeki süreçler, genel başkanı yok saydıran mahkeme süreçleri ve butlanlı CHP sürecinde de "bizim dahlimiz yok" dediğinde içimizden hiç inanmak geliyor mu? Doğrusu benim hiç gelmiyor. Bence şu an yapılan rakipsiz seçim iklimi için mıntıka temizliğini yönetiyor.

Keşke hiç bu işlere girilmeseydi! CHP'nin kendisine siyasi yasaklı olduğunda yaptığı jesti, milli iradeye rağmen yasal engeli kaldırmasını hiç unutmasaydı. Çeyrek asırdır yönettiği ülkenin son halinde önüne gelen anketler sanırım kendisini bu işlere odaklandırıyor. Ancak keşke sokağı dinleseydi. 

Hukukun tüm aşamaları tükendiğinde, HSK'sı, Yargıtay'ı bir yerel mahkemenin kararıyla sürecin içinde teferruat arasında detay oluyorsa, kurallar dahlinde parkuru değiştirmek gerekir.

Özgür Özel'in yaptığı hamle de tam olarak budur.

Çünkü karşısındaki mesele artık parti içi rekabet değildir.

Karşısındaki mesele, hukuk üzerinden siyaset dizayn edilmesidir.

İşin en acı tarafı ise kara mizahın gerçek hayattan geri kalmasıdır.

Bir ülkede seçim konuşuluyor...

Ama aday içeride.

Belediyeler konuşuluyor...

Ama seçilmiş başkanlar cezaevinde.

Parti konuşuluyor...

Ama partinin sahibi seçmen değil, mahkeme dosyaları oluyor. 
Hukukun belirlediği adı butlan olan adam " ben genel başkanım" diye kendince gayritüzük, gayri hukuki kararlar alıp ortalıkta geziniyor. Televizyonculara "siz ekranda benim ismimin altına niye CHP Genel Başkanı yazmıyorsunuz" diye fırça atıyor.

Sonra dönüp "demokratik rekabet" deniliyor.

İnsan ister istemez düşünüyor.

Belki de bundan sonra seçim broşürlerine sandık fotoğrafı yerine mahkeme kalemi koymak gerekir.

Çünkü görünen o ki sandığın kaderini bazen oy pusulası değil, adliyelerdeki dosya numaraları belirliyor.

Demokrasinin navigasyonu bozulmuş durumda.

Vatandaş sandığa gitmek istiyor, sistem onu adliyeye yönlendiriyor.

İşte kara mizah tam burada başlıyor.

Peki bundan sonra ne olur?

Bana göre cevap oldukça net.

En fazla iki yıl içinde bugün "Butlan Kemal" diye anılan siyasi denklem tamamen çökecek.
Belki gerçekten mutfağa dönülür.
Belki yengeyle birlikte yemek yapılır.
Belki televizyon programlarında eski günler anlatılır.
Siyaset bazen insanı kürsüden mutfak tezgâhına indirir.
Ama tarih, hangi kapının açıldığını değil, hangi kapının halk tarafından kapatıldığını yazar.
Asıl mesele ise seçim gecesidir.
Eğer Özgür Özel iktidarı kazanırsa...
Bugün siyasetin görünmez mimarı olduğunu düşünenlerin önemli bölümü tarihin dipnotuna dönüşecektir.
Çünkü iktidar değiştiğinde yalnızca koltuklar değişmez.
Ezberler değişir.
Kahramanlar değişir.
Suskunlar konuşmaya başlar.
Ve en önemlisi...

Bugün "nasıl olsa hesap sorulmaz" rahatlığıyla hareket edenlerin uzun bir yüzleşme listesiyle tanışması kaçınılmaz olur.
Bir de işin unutulmayacak ironisi var.
"Sana bir römork buğday vereceğim" diye Özgür Özel'i sokakta bağrına basan çiftçi var ya o boşalttığı kasanın içindeki buğdayın altında kimler kalacak asıl siz ona bakın.
O kasadan boşalacak buğdayın altında tek adam rejimi kalacak, anti demokratik tavırlar kalacak, Ucu açık konuşan HSK, Rötar yapan Yargıtay, Anayasa Mahkemesi kararlarını saymayanlar, Butlan ve tayfası ve daha kimler kalacak bir bilseniz.. Zaman herşeyi önümüze serecek..
O kasanın altında siyaset kaldı.
Güven de kaldı.
Adalet duygusu da kaldı.
Şimdi herkes o kasanın gölgesinden çıkmaya çalışacak. Yeni parti tabelayı astığı gün, TBMM'de sıfırdan gelip Ana muhalefet partisi olduğu gün, ete kemiğe büründüğü göründüğü gün, Kılıçdaroğlu'nun etrafında namaza gitse iki saf tutacak adam kalmayacak.

Ve bazen bir siyasi hikâye, kapatıldığı sanılan bir kapının önünde değil; kimsenin ihtimal vermediği yeni bir yolun ilk adımında yazılır.

O gün geldiğinde kazanan yalnızca bir siyasetçi olmayacaktır.

Kaybedenlerin listesi ise öylesine uzun olacaktır ki, isimleri yazmaya bugünden başlasanız bile seçim gecesine kadar bitiremezsiniz.
21 Temmuz 2026
Mustafa Temiz

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.