Manisa Son Haber

Devlet Gibi Kadın! Selendili Şerife Vakası / Mustafa Temiz Yazdı...

MUSTAFA TEMİZ HABERLERİ

Manisa'nın dağlarından, ovalarına kadar inen, ilk yazımın ardından bana yapılan dönüşlerden sonra daha çok şaşırdığım şöhretli Selendili Şerife. Meclis başkanından, milletvekiline, iş adamına, sanatçıya varıncaya kadar kimlerde nasıl izler bırakmış bir bilseniz bu Selendili Şerife...

Gazeteler onu “binbir surat dolandırıcı” diye ansa da, o aslında modern zamanların en çalışkan kamu görevlisi unvanına adaydı. O bizim bildiğimiz Selendili Şerife.

Demircili olup da Ankara’yı mesken tutanların neredeyse hepsiyle bir şekilde temasa geçmiş; kiminin ahını almış, kiminin de aldığını vermediği için canını yakmış biri o.
Manisa'nın dağlarından, ovalarına kadar inen, ilk yazımın ardından bana yapılan dönüşlerden sonra daha çok şaşırdığım şöhretli Selendili Şerife.
Meclis başkanından, milletvekiline, iş adamına, sanatçıya varıncaya kadar kimlerde nasıl izler bırakmış bir bilseniz bu Selendili Şerife...

Yakalandı, cezaevine konuldu diye haberler çıktı.


Ama bu sıradan bir yakalanma değil. Çünkü yakalanan kişi, Türkiye Cumhuriyeti’nin belki de en yoğun çalışan kamu görevlilerinden biri olabilir.

Sabah MİT mensubu, öğlen NATO temsilcisi, ikindi vakti diplomat, akşamüstü BM görevlisi, gece ise uluslararası iş kadını…

Türkiye Cumhuriyeti devlet kadrolarında bu denli hızlı görev değişimi en son Osmanlı’da sefer zamanı görülmüştü.

Hatta bazı günler kendisinin bile “Ben bugün hangi kurumdaydım?” diye düşünmüş olması muhtemeldir.

Şerife Hanım adeta devletin tüm kademelerinde aynı anda, farklı şapkalarla hizmet veren bir süper kahramandı; tabii ki sadece kendi menfaatleri doğrultusunda.

Şerife Hanım’ın en sevdiği cümlelerden biri “Ben Amerika’da yaşıyorum.” idi.

Zira Türkiye’de bir cümlenin inandırıcı olması için içine Amerika, NATO veya MİT koymanız yeterlidir; gerisi otomatik gelir.

“Para neden gelmedi?” diye soranlara ise açıklaması hazırdı:
“Yurt dışı hesaplarından transfer zor oluyor.”

Ülkemizde en güçlü şeylerden biri banka değil, bahane sistemidir.

Dekontlar gerçek, paralar hayaliydi.

Bu sadece bir dolandırıcılık değil, aynı zamanda bir halkla ilişkiler dehasının toplumun zaaflarını ne kadar iyi bildiğinin de göstergesiydi.

Şerife Hanım’ın sosyal yeteneği takdire şayandı.

Bir çay bahçesinde tanışıp on dakika sonra diplomat, yarım saat sonra Millî Savunma Bakanlığı’yla koordineli çalışan biri, bir saat sonra işlem onaylatan, iki saat sonra da 100 bin TL alan birinden bahsediyoruz.

Bu hızla devam etseydi birkaç güne Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bile olabilirdi.

Ankara’da ona “Devlet gibi kadın” dedirtmesi boşuna değildi.

Demirci’nin halı sanayisi bölgesinde Katar Büyükelçiliği hizmet aracıyla gezip halıcılara “Bu halılar yurt dışında çok para eder” dediğinde, halıcıların gözünde bir anda New York halı borsası canlanıyordu.

Türkiye’de hayal ihracatı çok güçlü bir sektördür.
Halı burada 10 bin lira, ama hayalde 100 bin dolar.

Bu matematikte tek kazanan ise genelde hayali kuran değil, hayali kurdurandır.

Ve bu ülkede bazen dolandırıcılık zekâyla değil…

Zekâsını, duyduklarını sağlama yapmaya vakit ayıramayan; o anın adrenalinine kapılıp hayallerini gözünün önüne getiren pratik zekâlılar sayesinde başarılı oluyor.

Şimdi amiyane tabirle Şerife’ye çarpılanlar susuyor.

Sözü açıldığında “Falanca benden daha çok kaptırdı” diyerek birbirlerini züğürt tesellisi misali avutuyorlar.

Kimse kandığına inanmak istemiyor.
“Kandırıldım” da diyemiyor.

Fakat kandırıldığı ana kadar yaşananlar yazılsa, film olacak kadar film gibi hikâyeler var. Böyle insanlar o kadar çok ki…

Şerife Hanım’ın hikâyesi, eski bir fıkrayı akıllara getiriyor.

Köy meydanında “Ben görünmez ip satıyorum! Bu ipi alan zengin olur!” diye bağıran adamın hikâyesini…

Köylüler “İp nerede?” diye sorduğunda adam,
“Görünmez dedim ya…” der.

Ve herkes görünmez ipten satın alır.

Çünkü o ipi, adam değil, umut satar.

Şerife Hanım da “MİT’te bağlantım var”, “Devlette görevliyim”, “Yurt dışı hesaplarım var” diyerek aslında görünmez bir umut satıyordu.

Ortada NATO yoktu, diplomatlık yoktu, ABD hesabı yoktu.
Ama bir şey çok boldu.. İnanmaya hazır insanlar.

Bizde bir hastalık var: Unvan alerjisi.

Birisi “Ben devletle çalışıyorum” dediğinde akıl tatil yapıyor, mantık otomatik olarak kapanıyor.

Ancak bu kara mizahın sustuğu, gülümsemelerin donduğu bir an da vardı.

Depremin ilk günlerinde, enkazın altında binlerce insan varken depremzede bir aileye gidip
“NATO askerleriyle enkazı kaldırabilirim” demesi…

İşte burada Şerife’nin vicdanındaki nasırın kalınlığı da ortaya çıkıyor.

Bazı şeyler komik değildir; sadece insanın içine ağır bir sessizlik bırakır.

Bu sadece bir dolandırıcılık değil, aynı zamanda insanlığın en temel değerlerine yapılmış bir saldırıdır.

Şerife Yılmaz’ın hikâyesi sadece bir dolandırıcılık vakası değil; aynı zamanda toplumun aynasıdır.

İnanmaya hazır oluşumuz, unvanlara olan zaafımız ve hayallerin gerçeklerin önüne geçme potansiyeli…

Şerife Hanım halıcılara “Bu halılar yurt dışında çok para eder” derken aslında bir hayal satıyordu.

Bugünün piyasasında ise bu hayallerin adı değişti. Kripto paralar, NFT’ler, “sıfır sermayeyle milyoner ol” eğitimleri…

Eskiden “devlettenim” diyerek güven telkin edenler, şimdi “blockchain uzmanıyım” veya “finansal özgürlük koçuyum” diyerek karşımıza çıkıyor.

Ve yine o görünmez ip fıkrasındaki gibi, insanlar bu yeni nesil “görünmez varlık”lara yatırım yapmak için sıraya giriyor.

Selendili Şerife Hanım, sadece bir dolandırıcı değildi; aynı zamanda toplumsal zaaflarımızın da aynasıydı.

Bugünün kolay yoldan zenginleşme vaatleri de benzer bir ayna tutuyor.

İnanmaya hazır oluşumuz, kolay yoldan başarıya ulaşma hevesimiz ve gösterişe olan düşkünlüğümüz, bu yeni nesil “görünmez varlık” satıcılarının ekmeğine yağ sürüyor.

Belki de bir gün bu dijital Şerifeler de yakalanır.


O zaman anlarız ki gerçek zenginlik ve başarı, sanal vaatlerin ardında değil; emeğin, bilginin ve dürüstlüğün ta kendisindedir.

Ama o zamana kadar yeni bir “uzman”ın mucizevi yatırım tavsiyeleriyle karşılaşmaya hazır olun!

Şerife cezaevinden çıkarsa hukuk profesörü olur diye endişelenmekte haklıyım. Cezaevi ortamının aslında bir hukuk kariyeri edinilecek kadar etkili bir yer olduğu da girip çıkanlardan duyulmuştur. Şerife de belki tahliye olduğunda yine diplomalı, ödüllü bir kahraman olur. Belli mi olur cezaevinin kapısında davul zurna ile de karşılanabilir. 9/8 lik "Selendi'nin Sarı sarı samanı" türküsü bile çaldırılabilir.

Zira memlekette bu Şerife’ye inanacaklar, inanın, onun bıraktığı gibi duruyor.

“Rezervasyon yaptırın” dese, isimlerini yazdırmak için kuyruğa girerler.

Şerife bu âleme nasıl dönecek, merakla bekliyorum.
Belki de yeni bir unvanla, yeni bir “görünmez ip”le karşımıza çıkar.

Kim bilir…
Belki de bu kez uzay ajansında görevli olur.

Hatta Mars’ta arsa satmaya başlar.

Şerife bu… O neyi biliyor.
Memlekette müşteri çok.
Tükenmezler ki…
Ve emin olun…

Memlekette Mars’ı görmemiş ama Mars’tan arsa alacak kadar hayale kredi açmaya hazır bir müşteri kitlesi yine bulunur.

Çünkü bu ülkede dolandırıcıların en büyük sermayesi para değildir.

İnanmaya hazır insanlardır. Para da hep onlardadır.
14 Mart 2026
Mustafa Temiz

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.