Türkiye, tarihinin belki de en karanlık, en yozlaşmış dönemlerinden birini yaşıyor.
Bir zamanlar alın teriyle yoğrulan bu toprakların harcında artık korku, çıkar ve suskunluk var.
Demokrasiden, adaletten, liyakattan uzaklaştıkça, ülkenin vicdanı da çoraklaşıyor.
Devletin omurgasını ayakta tutan kurumlar bir bir çürürken, yurttaşın devlete güveni yerle bir oluyor.
Bugün Türkiye’de adalet, iktidarın masasında bir pazarlık konusuna dönüştü.
"Yargı artık karar değil, talimat dinliyor" sözü sokaktaki birçok vatandaşın ağzından çıkıyor.
Vatandaşın güvendiği şey, “kanun” değil, “kimin telefon ettiği.” Artık bu çürümeye vatandaşta çare diye sarılmaya başladı.
Sandıkta kazanamadıklarını dosyalarla, fezlekelerle devre dışı bırakıyorlar.
Belediye başkanlarının koltukları , halkın oyuyla değil, adliyelerden çıkan dosyalar ve içindeki etkin pişmanlıktan yargılanan çete başlarının ifadeleriyle yol bulunup boşaltılıyor veya dolduruluyor.
Buna demokrasi değil, iktidar mühendisliği denir.
Ve unutulmasın: Adaletin olmadığı yerde, hiçbir iktidar uzun süre ayakta kalamaz.
Ekonomi deseniz, ortada sadece enkaz var.
Mutfakta yangın var, sofrada yokluk.
Emekli torununa harçlık veremiyor, gençler “kurtuluş” için yurt dışına bilet bakıyor.
Pazarda fiyatlar üç günde bir değişiyor, ama bakanlar hâlâ “şahlanıyoruz” masalı anlatıyor.
Bakan Mehmet Şimşek’in ekonomi programı, ülkeyi üretimden koparıp finans spekülatörlerinin oyuncağı haline getirdi.
Yabancı yatırımcı gelmiyor çünkü bu ülkede yarının ne getireceğini kimse bilmiyor.
Sanayi çöküyor, fabrikalar sessiz, üretici borç içinde.
Ama yandaş medya hâlâ “rekor büyüme” manşetleri atıyor.
Kime göre rekor?
Halk mı büyüyor, yoksa beşli müteahhitler mi?
Bir dönem “nas” diyerek faiz indirip ekonomiyi uçuruma yuvarladılar, şimdi “rasyonel politikalara dönüyoruz” diye enkazı cilalıyorlar.
Sorun rakamlarda değil, zihniyettedir.
Sorun; iktidarda kalmak uğruna gerçeği çarpıtmayı mubah gören anlayıştadır.
Açlık sınırı 28 bin lirayı geçti, yoksulluk sınırı 91 bine dayandı.
Ama asgari ücret 22 bin, emekli maaşı 16 bin 800 lira.
Bu tablo, sadece ekonomik bir kriz değil, insani bir çöküştür.
Milyonlarca insan yaşam mücadelesi verirken, mutlu azınlık gelir farklarıyla hayatın içinden geçip, sek sek oynuyorlar..
Yoksul, akşam ne yiyeceğini düşünürken; onlar konvoylarla şatafat yarışına giriyor.
Bir ülke kendi halkının açlığına kulak tıkarsa, o sessizlik bir gün öfke olarak döner.
Kıbrıs’tan Yükselen Demokrasi Tokadının Sesi Ortalığı Çınlattı
KKTC halkı, Tufan Erhürman’a yüzde 62 oyla “demokrasi” dedi.
Halkın iradesi netti, mesaj açıktı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Erhürman’ı kutladı; ama Devlet Bahçeli, sandıktan çıkan iradeyi hazmedemedi.
“KKTC meclisi seçim sonuçlarını tanımasın, Türkiye’ye katılsın” diyerek, demokrasiyi bir kez daha hedef aldı.
Bu, sadece bir siyasi gaf değil; halkın iradesine açık bir meydan okumadır.
Kaybetmeyi öğrenemeyenlerin, demokrasiden söz etmeye hakkı yoktur.
Her 10 Kıbrıslı Türk’ten 6’sı Erhürman’a oy vermişse, bu irade meşrudur, saygı duyulmalıdır.
Bahçeli, İstanbul gibi kaybedilen her seçimi gayrimeşru ilan etmeye alıştı.
Peki Türkiye’de genel seçimi kaybederlerse, bu kez Türkiye’nin sonucuna da mı itiraz edecek?
Bu soruyu artık herkes kendine sormalı.
Hatta bir soru daha sormalı.. Seçimde açıkça desteklediğiniz, topçu Mesut'u hadi geçtim de, bakanları gönderip algı oluşturduğunuz, Kıbrıs'a saray yaptırma vaadinde bulunduğunuzda Sayın Bahçeli niye Cumhurbaşkanı Tatar'a aynı teklifi yapmadı? Yoksa sizde GENAR'ın şişirme anketine mi kandınız? Milletin zekasıyla, demokrasinin onuruyla, Kıbrıs halkının iradesiyle dalga mı geçiyorsunuz?
Bu ülkenin sorunu sadece ekonomi ya da hukuk değil.
Sorun; vicdanını, ahlakını ve adalet duygusunu kaybetmiş bir iradenin yönetiyor olmasıdır.
Liyakatin yerini sadakat, emeğin yerini yağcılık almıştır.
Birileri koltuğunu koruyacak diye 86 milyonun geleceği karartılamaz.
Gerçeği inkâr ederek bir ülke yönetilemez.
Çünkü gerçeği gizleyenlerin sonunu en son Kıbrıs'ta gördük.
Bu sonuç umarım birilerinin kulağına kar suyu kaçırmıştır.
21 Ekim 2025
Mustafa Temiz