Bir ülkeyi raydan çıkaran tren sessizce değil, gözümüzün içine baka baka kalkıyor!
MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında “İmralı’ya 3 arkadaşımı alır ben giderim” diyerek siyasi tarihe adını yeniden kazıyacak bir çıkış yaptı. Öyle bir çıkış ki, sadece siyasetin tansiyonunu değil, devlet aklına dair tüm tartıları da yerinden oynattı. Bir liderin, bir müebbet terörist başıyla görüşmeye gitmeyi böylesine meydan okuyarak ilan etmesi, sıradan bir siyasi hamle değildir. Bu, ülkenin yıllardır “devlet teröristle pazarlık etmez” düsturunu yerle bir eden, ağır sonuçlara gebe bir dönemece girildiğinin resmidir!
Komisyonun tarihi belli, gündemi belli iken, oylama yapılma kararı belli olmadan toplanan komisyonun toplantısı sonunda, daha oylama yapılmadan MHP’li Feti Yıldız’ın “Cuma günü oylanacak, sonra gidilecek” mealindeki açıklaması, devlet işleyişinin ciddiyetine gölge düşürmedi mi?
Ne oldu sonra?
Tepkiler gecikmedi, açıklama “oylama sonucuna göre” diye revize edilmek zorunda kaldı. Yani devlet politikası bile değil; sonucu belli olmayan bir komisyon kararına göre şekil alan bir süreçten bahsediyoruz!
AK PARTİ BU İŞİN NERESİNDE, NEREDE?
Cumhur İttifakı’nın ortağı Bahçeli ateşi yaktı da, Erdoğan ve AK Parti ne yaptı? Yanıt: Derin bir sessizlik!
Ne grup toplantısında net bir duruş,
Ne kurmaylardan açıklama,
Ne sosyal medya, ne siyasi kulisler.
Bugün Sayın Erdoğan’ın “Komisyon en iyi kararı alacaktır” cümlesi, Cumhurbaşkanı’ndan beklenen devlet adamlığı açıklamasına yetti mi sizce? Bence yetmedi! Bir kararname ile bir imza ile tabiatın renklerini bile değiştirmeye muktedir birinin işi komisyona bağlaması yeterli mi?
Bu ülke terörle mücadelede on binlerce evladını toprağa verdi. Bugün geldiğimiz noktada, liderlerin ağzından çıkan sözler “terörsüz bir Türkiye’ye katkı” diye sunuluyorsa, o katkının içeriğini millete açıklamak zorundalar!
CHP NE YAPACAK?
İşin en kritik noktası: CHP komisyonda ne karar alacak?
İmralı kafilesine temsilci Verirse, iktidarın hazır bekleyen diline alenen yem olacak: “Bu işte CHP de var.” Vermezse, “yoksun, bilme hakkını bile isteyemezsin” eleştirisine mahkûm olacak.
CHP içindeki fikir ayrılıkları gün gibi ortada. Bir taraf “devlet ne yapıyor anlamalıyız” derken, bir taraf “bu sürece girmek ihanet olur” düşüncesinde. Bir bölünme varsa, bu sadece mecliste değil, partinin vicdanında yaşanıyor.
DERVİŞOĞLU VE ÖZDAĞ: MUHALEFET Mİ, DİREKT FREN Mİ?
İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu’nun Bahçeli'nin, "İmralı'ya ben giderim" çıkışından sonra “Salın gitsin!” çıkışı, siyasetin nezaket sınırlarını değil, milletin sabır sınırlarını zorladı. Milletin süreci salmaya hiç niyeti yok, Bahçeli'nin salınmasına pek laf ettiği de yok. Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ da açık tavrıyla sürece karşı. Bu iki lider en azından tavır gösteriyor. En azından konuşuyorlar!
BİR YANDA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET, DİĞER YANDA 7 MİLYON TAKİPÇİ!
Bakın işin en çarpıcı yanına…Memleket normal değil, liderler bugüne kadar durdukları yerlerden esnemiyor adeta yer değiştiriyor.
İmralı: Bebek katili, askerlerin katliamına karar verici, örgütüne mesaj verebilen, devletin cezaevinden örgütünü yönetebilen biri.
Silivri: Sandıkta 800 bin farkla ülkenin en büyük kentine büyükşehir belediye başkanı seçilmiş, 15 milyon oyla halk tarafından seçmen refleksiyle Cumhurbaşkanı adayı yapılmış Ekrem İmamoğlu.
İmamoğlu’nun X hesabı kaç kere erişime kapatıldı bilen var mı? Yeni açılan hesaba dakikalar içinde 7 milyon takipçi geldi diye mi bu panik? Yoksa siyasetin korkusu, halkın sesi mi?
Bir tarafta devletin imkanlarını zorlayan bir mahkum. Diğer tarafta halkın oylarıyla seçilmiş bir belediye başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı... Ve biz bugün bakın neyi tartışıyoruz: “Kim İmralı’ya gidecek?”
Bugün içinde bulunduğumuz durumu yazayım mı size? Aha yazdım..
“İmralı trenine millet olarak hepimizi bindirdiler gidiyoruz.” Ne rotası belli, ne makinisti. Tek bildiğimiz: Bu tren ağır risk taşıyor!
Cuma günü komisyon ne diyecek?
CHP hangi bedeli göze alacak?
AK Parti bu hikâyede figüran mı, yoksa sessiz stratejist mi?
Bahçeli’nin “ben giderim” resti kime?
Ve en önemlisi…
Bu tren duracak mı, yoksa Türkiye siyasi tarihinin en kritik virajından uçuruma mı savrulacak?
Milletin gerçek gündemi geçim derdi iken, biz bugün adaya kimlerin gideceğini tartışıyoruz. Bu trenin lokomotifi halk değil. Ama freni biziz. Gecikmeden, yüksek sesle söyleyelim… “Bu tren böyle gitmez!”
Millet son süreçte ekonomi konuşan bakanın ağzına bakmayı değil cebine bakmayı, olanı biteni sorgulamayı, dediğini inkar eden siyasetçiyi ayırmayı, mazlumu, zalimi ayırt etmeyi, yalan ile doğruyu, bir de arka tarafa dolanıp işin gerçeğini görmeyi öğrendi... Yani sizi bilmem ama bu millet bu trene binmez artık, inenler çok, gözü kapalı treninize binenler de etrafınızda gördükleriniz zaten..
Bu yazı, sert muhalif bir dille kaleme alınmış olup hiçbir siyasi grubun sözcülüğünü yapmaz. Sadece millet adına sorar.
19 Kasım 2025
Mustafa Temiz