Türkiye yine alışılmadık bir gündemin içine çekilmiş durumda.
Haftalardır televizyon ekranlarında dönen tartışmalar, sosyal medyada yükselen yorum fırtınası ve siyasetin koridorlarında hissedilen tuhaf bir hareketlilik… Hepsi tek bir soruya kilitlenmiş halde.
TBMM’de kurulan komisyon, Abdullah Öcalan’la görüşmek için İmralı’ya gidecek mi?
Bu sorunun ortaya atılması bile tek başına bir demokrasi testidir.
Çünkü anayasal bir devletin, bir terör örgütü elebaşını muhatap alması; devlet ciddiyetiyle bağdaşmadığı gibi, devletin kendi varlık gerekçesine aykırıdır.
Üstelik toplumun nabzı çok net. Sokakta, kahvede, minibüste, pazarda… Tepki aynı cümlede birleşiyor:
“Devlet devletliğini bilmeli!”
Ama siyasetin gündemi başka.
Özellikle de Devlet Bahçeli’nin ani çıkışıyla…
Türkiye siyasetinde, bir gün söylediğini ertesi gün tersine çevirme maharetiyle bilinen Bahçeli, bu kez de “Kimse gitmezse İmralı’ya ben giderim” diyerek ülkenin gündemini altüst etti.
Vatandaş ise basit bir gerçekliği hatırlatıyor: “Devlet Bahçeli devlet değildir; giderse gitsin, onun sadece adı Devlet.”
Peki ne oldu?
— MHP Genel Başkanı konuştu.
— Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bahçeli’ye övgüler düzdü; fakat konuştuğu kürsüdeki ünvanıyla AKP Genel Başkanı sıfatıyla topu komisyona attı.
Cumhurbaşkanlığı sisteminin tuhaf yönlerinden biri de bu, nerede hangi ünvanıyla konuştuğunu kestiremiyoruz.
Cumhurbaşkanı ünvanı ile de yine topu komisyona atmış oldu öyleyse diye düşünüyoruz.
Cumhurun başı, bir kararnameyle, geceyi gündüz yapan yetkisiyle "Cumhurbaşkanı olarak bu konuya şöyle yaklaşıyorum" ile başlayan cümlesini duyamadan, komisyondaki oylamanın günü olan mübarek cuma gününe geliverdik.
— AKP’de kurmaylarda sessiz, milletvekilleri zaten etkisiz eleman modundalar, belki temkinli yaklaşıyorlar diyeceksiniz de bırakın temkinli yaklaşımı, neredeyse “derin sessizlik” hâkim.
— TBMM Başkanı oylama tarihini duyurdu.
— Televizyon ekranları günlerdir olası “İmralı heyeti”ni tartışıyor.
Ülkenin siyasî enerjisi yine Öcalan ismi etrafında dönmeye başladı.
Dün “asla olmaz” denilenlerin bugün “gidilebilir” çizgisine getirilmesi, siyaset değil; alıştırma operasyonudur. Kamuoyu yoklamasıdır. Zemin hazırlığıdır.
Ve artık şu çok açık: Bu millet bu oyunların tamamını çözecek kadar tecrübelidir.
Devlet terör örgütüyle müzakere etmez.
Devlet terör örgütü elebaşını muhatap almaz.
Bu bir tercih değil;
anayasal zorunluluk, devlet aklının temel direğidir.
Adına “komisyon”, “süreç”, “terörsüz Türkiye” ya da başka bir paket denmesi hiçbir şeyi değiştirmez.
Böyle girişimler devlet otoritesini gölgeleyen, toplumda meşruiyet tartışmalarını körükleyen tehlikeli yollardır.
Öcalan’la masaya oturan bir devlet, kendi otoritesini masada bırakır.
Komisyonun üye yapısı da dikkat çekici: 31 üye ile kritik eşik korunuyor.
AKP + MHP + DEM Parti sayıları, “evet” için gereken oyu fazlasıyla veriyor.
Bu üç partinin firesiz desteği, Türkiye’nin siyasi hafızasında geri dönüşü zor bir sayfa açabilir.
CHP’nin kararsızlığı ise en az tartışmanın kendisi kadar düşündürücü.
Bir yanda toplumun hassasiyeti, öte yanda siyasetin hesapları…
Ama millet şu sorunun cevabını arıyor:
“Aynı adalet anlayışı dururken, yasalar aynıyken, hiçbir iyileştirme yokken… İmralı ile görüşmek neyi değiştirecek?”
Unutulmamalı:
Devlet duruşu siyasal hesaplarla belirlenmez.
DSP’nin net “hayır” demesi, Yeniden Refah’ın sert çıkışı, toplumdaki demokratik refleksin hâlâ ölmediğinin kanıtı gibi.
Sokağa inin, esnafa sorun; pazarda teyzeye, üniversitede gence sorun…
Herkes aynı yerde kilitleniyor:
“Devlet neden Öcalan’ın ayağına gitsin?”
Soru bu kadar basit.
Cevap bu kadar net.
Bahçeli’nin tek bir çıkışıyla Türkiye’nin gündemi yön değiştiriyor olabilir. Evet, bu yeni değil.
Ama devlet, kişilerin gündem mühendisliğine göre rota değiştiremez.
Devlet, terörle mücadeleyi kararlı, tutarlı ve tavizsiz bir çizgide yürütmek zorundadır.
Bugün alınacak karar yalnızca bir komisyonun yönünü değil; Türkiye’nin terör karşısındaki gelecekteki duruşunu da belirleyecek.
Ve unutulmamalı:
Devlet teröristle aynı masaya oturursa, o masadan kalkan devlet değildir.
Olsa olsa siyasettir.
Devletin kendisi değil, devleti yöneten siyasetçiler değişir.
Milletin gözü üstünüzde…
Hadi bakalım, görelim marifetinizi.
21 Kasım 2025
Mustafa Temiz