Manisa Son Haber

Pas Geçilen Pist Değil, Aklımız ve Vicdanımız / Mustafa Temiz Yazdı...

MUSTAFA TEMİZ HABERLERİ

Bu özgüven, bir otoriter sistemin içindeki etraftaki adamlar kibri değil sadece, bir toplumun sorgulama refleksini kaybetmiş olmasının da acı göstergesi.

Bugün Türkiye’de “gerçek” denilen şeyin tanımı, bir grup profesyonel algı operatörünün elinde yoğruluyor. Sosyal medya artık bir kamusal alan değil, organize bir “algı laboratuvarı” haline geldi. Ve bu laboratuvarda yürütülen deneylerin kobayları biziz, halk.

AKP iktidarı ve Erdoğan’ın kurmayları, “post-truth” yani hakikat sonrası siyaset döneminin bütün yöntemlerini ezbere biliyor. Çünkü onlar artık siyaseti, gerçekleri yönetmekten çok, algıları yönetme sanatı olarak görüyorlar.

Bundan yıllar önce Manisa’da, gençlik kolları üzerinden örgütlenen sosyal medya ağlarına bizzat tanıklık etmiştim. Aynı merkezden verilen talimatla, yüzlerce genç evlerinden ve partinin zemin katındaki bilgisayarların dizili olduğu mekandan, aynı mesajı farklı biçimlerde paylaşarak bir “yapay gündem” oluşturuyordu. Bu, sadece manipülasyon değil; sosyolojik bir mühendislikti. Gündem inşası dediğimiz şey tam da buydu.

Ve sonuç?
Kitle, gözünün önündeki gerçeği bile inkâr edebilecek noktaya getiriliyordu.

Mısır’daki zirvede Erdoğan’ın uçağı “pas geçti” diye ortalık yıkıldı.
Yandaş medya, “Erdoğan Netanyahu gelirse inmeyiz dedi!” manşetleriyle göklere çıktı. Sosyal medyada binlerce paylaşım… “Reis rest çekti!” “Asrın lideri dik durdu!”
Ben zirve öncesi bu manşetleri görmeme rağmen, tedbiri elden bırakmadım.. Manisa Son Haber bülteninde bu haberleri kullanmadım.. Çünkü içim rahat etmedi, önceki tecrübelerim gözümün önüne geldi... Doğrusu inanmadım... Netanyahu'ya tepki gösterecek, onun orda olmasından rahatsız olacak, başka devlet başkanları ve Cumhurbaşkanları, örneğin İspanya vb ülkeler aklıma geldi.
Trump'ın seviyorum dediğini, sonra öptüğünü biliyordum.
Son ABD ziyareti sonrası bu ülkenin sırtından gidecek dolarlar aklıma geliverdi mesela...

Peki sonra ne oldu?
Bir gün sonra Saray’a yakın kalem Abdulkadir Selvi çıktı ve gerçeği yazdı:
“Uçak teknik arıza nedeniyle pas geçti.”

Yani bütün o kahramanlık masalları, “uçak arızası” kadar ömürlüydü.

Daha da ilginci, bu defa sadece yandaş medya değil, muhalif medya da bu balona üfledi. 
“Erdoğan Netanyahu’ya kafa tuttu!” manşetleri atıldı. Yani aynı yalan, hem iktidar tarafından üretildi hem de muhalefet tarafından paylaşılacak kadar meşru hale getirildi.

Sosyolojide buna “kolektif illüzyon yanılsama” denir. 
Yani kitleler, toplu halde bir yalanı gerçek sanmaya başlar. Çünkü gerçeğe ulaşma isteği, gruba ait olma isteği kadar güçlü değildir.

Bugün iktidarın en büyük başarısı, yalanı bir inanç biçimine dönüştürmüş olmasıdır.
“Yalan söylüyorlar ama olsun, en azından bizim yalanımız” diyen bir seçmen kitlesi var artık. 
Bu, sosyolojide “bilişsel uyumsuzluk” olarak tanımlanır. İnsan, inandığı şeyle çelişen bilgiyle karşılaştığında, gerçeği değil, inancını korur.

Bir dönem “Kılıçdaroğlu PKK ile işbirliği yapıyor” diye uydurulan o kurgu videolar miting meydanlarında halka izletildi. 
O gün bile, “bu kurgu” dediğimizde bize “PKK’yı mı savunuyorsun?” diye çıkışan arkadaşlarımız oldu.
Bugün aynı insanlar suskun. Çünkü gerçekle yüzleştiler ama kabullenemediler.

Bu ülke Karadeniz’den yedi defa doğal gaz buldu.
Her defasında aynı heyecan, aynı müjde, aynı kameralar…
Ama faturalar hâlâ aynı, mutfaktaki yangın hâlâ aynı.

Uçağın pas geçmesi bile artık bir “kahramanlık destanı” olarak yazılıyor.
Bir ülke düşünün, teknik arızayı bile “direniş” diye pazarlıyorlar!
Gerçeği pas geçtikçe, yalanın iniş takımları daha da güçleniyor.

Aslında her şey bir toplumsal refleks.
Yıllarca aynı kaynaklardan aynı hikâyeleri dinleyen bir toplum, sonunda “inandırılmak” istemeye başlıyor.
Buna otoriter baba kültürü de diyebilirsiniz, siyasal mistisizm de…
Ama sonuç aynı.. Halk artık gerçeği değil, rahatlatıcı bir hikâyeyi tercih ediyor.

İktidar bunu çok iyi biliyor.
“Biz ne dersek inanırlar” özgüveniyle yola devam ediyorlar.
Bu özgüven, bir otoriter sistemin içindeki etraftaki adamlar kibri değil sadece, bir toplumun sorgulama refleksini kaybetmiş olmasının da acı göstergesi.

Bugün Erdoğan’ın uçağı pisti değil, aslında hakikati pas geçti.
Yalanın, manipülasyonun ve PR siyasetinin gölgesinde bir ülke olduk.
Gazeteciysen, bu düzenin içinde “doğruyu yazmak” artık cesaret değil, direniş biçimidir.

Ve ben kendi adıma, o “pas geçen” uçağın değil, yere sağlam inen gerçeğin peşindeyim.
Çünkü bu halk, bir gün mutlaka yeniden gözünü açacak.
Ve o gün geldiğinde, bu iktidarın en büyük korkusu artık “teknik arıza” veya "dış güçler" değil, toplumsal uyanış olacak.

Ve.... Bu millet elindeki iradesini bu defa "pas geçmeyecek"...
14 Ekim 2025
Mustafa Temiz

Yorumlar (1)

Memduh abeyin 10 Ay Önce

Yiyenim matematikci cok.Herkes hesap kitap adamı olmus

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.