Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan İzmir Milletvekili Mustafa Bilici ; Türkiye’de İzmir başta olmak üzere diğer tüm kentlerde, aşırı nüfus yığılmaları, afet tehlike ve riskleri, yanlış yer seçimleri gibi çeşitli nedenler, kentsel dönüşüm ve yenileme ihtiyacını doğuran faktörledir. Türkiye’de 2012 tarihinde yürülüğe giren 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında uygulanan projeler ile bugüne kadar sadece 2 milyon 200 bin bağısız bölümün dönüştüğü ifade edilmektedir. Yaklaşık 12 yılda dönüştürelen 2 milyon 200 bin bağımsız bölüm, Türkiyeyi 21 yıldır yönetenler için tek kelime ile başarızılıktır. Ülkemizde yaklaşık 31 milyon konut, 5 milyon ticari alandan oluşan toplam 36 milyon bağımsız bölüm bulunmaktadır. Mevcut yapı stoğumuzda bunların 6 milyonu risk altındadır. Yine bu verinin içerisinde 2 milyon bağımsız bölümünde acil olarak dönüştürülmesi gerekmektedir. İktidarın insafına kalırsa aynı hızla sadece acil dönüştürülmesi gereken 2 milyonluk yapı için 12 yıl daha bekleyeceğiz.
Kentse dönüşümle ilgili toplumda yaygın bir kanı var. AK Parti sayesinde “Kentsel dönüşüm Rantsal dönüşüm” olarak algılanıyor. Çünkü bu güne kadar genel olarak yapılan uygulamalar ile kent merkezleri, ana caddeler, sahil kesimleri gibi rantın yüksek olduğu bölgelerde kentsel dönüşümler yapıldı. Müteahhitler açısından bir binanın yıkılıp yeniden yapılması sonucu elde edilen bağımsız bölümler inşaat maliyetini karşıladıktan sonra tatmin edici bir kâr da sağlıyorsa ilgili yapı hızla dönüştürülüyordu. Bu anlayış ile halkın büyük kısmının yaşadığı mahallelerde, yani garip, gurabanın yoğun olarak ikamet ettiği yerleşim yerlerinde kentsel dönüşüm faaliyeti çok yetersiz kaldı.
İzmir'de 30 Ekim 2020 tarihinde meydana gelen depremin ardından, konuşulan kentsel dönüşüm projeleri unutuldu. Büyükşehir Belediyesi maarifetiyle belli projeler hayat geçti, ancak iktidar finansman sağlayamadığından dolayı bunlar sınırlı sayıda kaldı. AK Parti geçen zaman içide önemsemediği veya hafife aldığı bu konuda insanların hayatıyla oynuyor. AK Partinin yanlış ve tutarsız yaklaşımlarından bir diğeri ise afet öncesi yapılacak olanlardan çok, afet sonrası yapılanlarla ilgileniyor. Çünkü siyaseten burdan nemalanabiliyor. Can güvenliğini, insan hayatını yakından ilgilendiren bu hassas meselede en önemli ve öncelikli olan, afeti yönetmenin yalnızca, oluşan bir krizi çözmek değil, afet olmadan önce buna hazırlanmak olduğunu unutmamaktır. Örneğin İzmir depreminde yapı stoğunun ne kadar riskli olduğu görüldü. Bugün yapılması elzem olan çalışmaların, yarına bırakılmaması konusunda herkesin sosrumluluk alması icap ediyor. AK Parti döneminde yapılan imar afları ve rant politikalarının bedelini Van’da ,İzmir,Elazığ, Kahramanmaraş depremiyle etkilenen on bir ilimizde bunun bedelini vatandaşlarımız canlarıyla ödedi. Deprem bölgesi olan yurdumuzda 6 Şubat’ta büyük bir imtihanla sınandık, millet olarak yaşananlardan dersler çıkarmak zorundayız.
Deprem ile birlikte kentsel dönüşüm ve imarın ne kadar öneli olduğunu acı bir şekilde tekrar hatırladık. Ülkemizde yaşayan herkesi yakından ilgilendiren, ülkemiz açısından büyük bir tehlike ve risk teşkil eden alanların dönüştürülmesi ve depremlere karşı tedbirlerin artırılmasına yönelik her türlü çalışmayı Saadet-Gelecek Grubu olarak önemsiyoruz. Ancak kabul edilen kanun teklifi eksik ve yetersizdi. Yapı dönüşüm ve yenileme sürecinde vatandaşla yapılacak uzlaşmalarla ilgili sıkıntılar , geçici konut alanı üretme konusunda eksikliklerı, ekolojik koruma yaklaşımı planlarının benimsenmemesi, kültür varlıklarıyla ilgili herhangi bir düzenleme yapılmaması, konut dokunulmazlığı hakkını zedelemesi,kolluk kuvvetlerinin zor kullanacak olması, iktidarın dilediği şekilde rezev alanları oluşturabilecek olması gibi önemli gerekçeler ile Saadet- Gelecek Grubu olarak kanuna itirazda bulunduk.
Kentsel dönüşümün yapıldığı alanlarda nüfus yoğunluğunu artırmak, kat sayısını yükseltmek doğru bir yaklaışm değildir. Dikey mimari yerine, yatay mimari tercih edilmeli, kentsel dönüşüm bu perspektif ile değerlenidirlmelidir. Milyonlarca riskli yapı stoğunun dönüştürülmesi konusunda yıkıp yapmanın dışında, binaların güçlendirilmesi veya zeminin iyileştirilmesine yönelik herhangi bir alternatif sağlanmamıştır.Bu kanun teklifinin kapsamadığı bazı yapı stokları var , riskli yapıların en çok bulunduğu yapı stoklarının, başında kaçak yapılar geliyor. Bu kaçak yap ılarla ilgili hiç bir düzenleme yok . Riskli yapılan yıktırılması için maliklere tek seferde 90 günden fazla olmamak üzere süre verilecek, yapıların tahliyelerinin engellenmesi durumunda kolluk kuvveti marifetiyle zor kullanılacak, bunuda doğru bulmuyoruz. Umuyor ve diliyoruz ki bu kanun mevcut haliyle büyük ve kitlesel mağduriyetlere sebep olmaz. İnsan hayatını ve mülkiyet hakkını yakından ilgilendiren bu kanun kapsamında yapılacakların takipçisi olacağız.