Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşananlar artık sıradan bir parti içi kriz olmaktan çıkmıştır. Türkiye, göz göre göre siyasetin yargı eliyle dizayn edilmeye çalışıldığı çok ağır bir tabloyla karşı karşıyadır.
Mahkemenin verdiği ve mevcut yönetimi fiilen geçersiz sayan “mutlak butlan” kararının CHP Genel Merkezi’ne tebliğ edilmesi sırasında ortaya çıkan görüntüler, olayın ne kadar tehlikeli bir noktaya sürüklendiğini açık biçimde göstermiştir. Göz yaşartıcı gazlar, plastik mermiler, kurulan barikatlar, arbede görüntüleri…
Bir siyasi partinin genel merkezinin adeta abluka altına alınması, Türkiye adına düşündürücüdür.
Daha da dikkat çekici olan ise şudur:
Ortaya çıkan kalabalıkların içinde CHP ile hiçbir bağı olmayan insanların bulunduğu iddiaları konuşulmaktadır. Hatta bazı isimlerin, geçmişte açık biçimde Erdoğan hayranlığıyla bilinen çevrelerden geldiği öne sürülmektedir.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Gerçekten amaç CHP’nin iç meselesini çözmek mi, yoksa CHP üzerinden Türkiye’de yeni bir kriz alanı mı üretmek?
Çünkü Türkiye bu filmleri daha önce gördü.
Bu ülkede kaos üzerinden siyaset dizayn edildiği dönemler yaşandı. Sokak gerilimlerinin nasıl büyütüldüğünü, toplumun nasıl kutuplaştırıldığını, ardından “olağanüstü şartların” nasıl devreye sokulduğunu bu millet unutmadı.
Bugün de bazı güç odaklarının, muhalefeti sokakta sertleştirip meşruiyet alanını daraltmak istediği yönündeki kuşkular giderek büyümektedir.
Tam da bu nedenle Özgür Özel’in sonraki tavrı dikkat çekici olmuştur.
CHP Genel Merkezi’nden Meclis’e kadar yürüyerek gitmesi, aslında çok net bir mesajdır:
“Ben mücadeleyi sokakta değil, siyasette vereceğim.”
Zırhlı polis aracının üzerine çıkan Özgür Özel görüntüsü, birçok kişiye Polonya’da komünist rejime karşı işçi hareketini büyüten Lech Wałęsa’nın meydanlara hâkim olduğu günleri hatırlatmıştır. Tıpkı Doğu Avrupa’da olduğu gibi, devlet gücü ile toplumsal itirazın karşı karşıya geldiği anların sembolik görüntüleri hafızalara kazınmıştır.
Ancak gecenin ilerleyen saatlerinde yaptığı açıklamalarda daha kontrollü bir dil kullanması önemliydi.
Çünkü bugün Özgür Özel’in önündeki en büyük tehlike şudur:
Kendisini öfkeye sürüklemek isteyenlerin kurduğu oyuna gelmek…
Türkiye’de milyonlarca insan, bir siyasi partinin genel başkanının mahkeme kararlarıyla değiştirilmesini doğru bulmamaktadır. Bu mesele artık sadece CHP tabanının meselesi değildir.
İnsanlar şunu sorgulamaktadır:
“Sandığın belirlediğini mahkeme değiştirebilir mi?”
İnsanların itirazı tam da buradadır.
Eğer mesele demokratik mücadeleyse, bunun yolu kontrollü siyasi dirençten geçer. Fakat ortam bilinçli biçimde çatışmaya sürüklenirse, o zaman herkes kaybeder.
Bugün bazı çevrelerin istediği şey tam da budur:
Sokakların karışması…
Muhalefetin öfkeye teslim olması…
Ve ortaya çıkan görüntüler üzerinden yeni bir baskı düzeninin meşrulaştırılması…
Bu yüzden Özgür Özel’in önünde tarihî bir sınav vardır.
Ya öfkenin peşinden gidip kontrolsüz bir sürecin parçası olacak…
Ya da tansiyonu yönetip geniş demokratik muhalefeti büyütecek.
Burada dikkat çeken en önemli gelişmelerden biri de Müsavat Dervişoğlu’nun tavrı olmuştur. İYİ Parti liderinin ilk andan itibaren verdiği destek, yalnızca kendi tabanında değil, CHP seçmeninde de karşılık bulmuştur.
Çünkü insanlar artık ideolojik tartışmalardan önce şu soruya cevap arıyor:
“Türkiye’de demokrasi gerçekten korunabilecek mi?”
Önümüzdeki günlerde çok daha sert gelişmeler yaşanabilir. Baskın seçim ihtimali, muhalefetin yeniden şekillenmesi, yeni siyasi ittifak arayışları artık yüksek sesle konuşulmaktadır.
Ama herkes şunu iyi bilmelidir:
Türkiye’nin bugün ihtiyacı yeni bir sokak kavgası değil, demokratik meşruiyeti kaybetmeden sürdürülen güçlü bir siyasi mücadeledir.
Çünkü bugün yaşananlar yalnızca CHP’nin meselesi değildir.
Asıl soru şudur:
Türkiye’de iktidarlar sandıkla mı değişecek, yoksa kriz üreterek mi siyaset dizayn edilecek?
25 Mayıs 2026
Ahmet Orhan