Manisa Son Haber
2026-09-07 10:33:59

ÜSKÜDAR’DA SANDIK MI, HESAP MI?

Ahmet Orhan

07 Eylül 2026, 10:33

ÜSKÜDAR’DA SANDIK MI, HESAP MI?

8 Eylül’de Üsküdar’da yapılacak başkanvekili seçimi yalnızca bir belediye seçimi değildir. Asıl soru şudur: Halkın verdiği yetki mi geçerli olacak, yoksa değiştirilen Meclis aritmetiğiyle yeni bir sonuç mu üretilecek?

Türkiye, çeyrek yüzyıla yaklaşan AK Parti iktidarı döneminde siyasetin sınırlarını zorlayan pek çok gelişmeye tanıklık etti.

İktidarın seçimleri kaybetme ihtimaline karşı siyasi manevralar yapması, yeni ittifaklar araması veya hukuki düzenlemelerden yararlanması elbette siyasetin doğasında varmış gibi görülebilir.

Ancak siyasetin asıl sınırı milli iradedir.

Çünkü demokraside iktidarlar seçim kazanabilir, seçim kaybedebilir. Meclis çoğunluğu değişebilir, belediyeler el değiştirebilir. Fakat halkın sandıkta verdiği yetkinin, seçim sonrasında farklı yöntemlerle değiştirilmesi, demokrasinin en hassas sınırıdır.

İşte Üsküdar tam da bu nedenle önemlidir.

Üsküdar’da ne oluyor?

Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın görevden uzaklaştırılmasının ardından yapılan başkanvekili seçiminde CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya 22 oy alarak seçildi. Cumhur İttifakı’nın adayı ise 18 oyda kaldı.

Sonrasında AK Parti’nin itirazı üzerine seçim, yargı kararıyla yenilenmek üzere gündeme geldi.

Fakat bu arada belediye meclisindeki siyasi dengeler de değişti.

AK Parti Üsküdar İlçe Başkanlığı, CHP’den seçilmiş dört meclis üyesinin AK Parti grubuna katıldığını açıkladı. Bunun üzerine, zaten başlı başına tartışmalı hâle gelen Meclis aritmetiği, şimdi 8 Eylül’de yapılacak seçim açısından belirleyici bir noktaya geldi.

İşte burada durup sormak gerekiyor:

Üsküdar halkı 31 Mart’ta bir tercih yaptı. Peki, bu tercih bugün hâlâ geçerli mi?

Halkın vermediği yetki alınabilir mi?

Elbette bir belediye meclis üyesi partisinden istifa edebilir, başka bir partiye geçebilir. Bu onun hukuki hakkı olabilir.

Fakat demokratik açıdan başka bir soru daha vardır:

Seçmenin bir partiye verdiği oylarla oluşan Meclis çoğunluğu, seçimden sonra birkaç milletvekili veya meclis üyesinin parti değiştirmesiyle fiilen tersine çevrildiğinde, seçmenin iradesi ne ölçüde korunmuş olur?

Hukuk başka, demokrasi başka bir şeydir.

Bir davranışın hukuken mümkün olması, onun demokratik açıdan mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.

Üsküdar’da yaşanan tartışmanın özü de budur.

Daha da önemlisi, siyasetin bütün ağırlığıyla bir tarafa yöneldiği izlenimi doğarsa, yargı süreçleri devam ederken bazı siyasetçilerin parti değiştirmesi veya bazı meclis üyelerinin özgür iradelerini etkileyebilecek baskıların gündeme gelmesi, kamuoyunda çok daha büyük bir soru işareti yaratır.

Demokrasi sadece kanunun uygulanması değildir. Demokrasi, kanunun ruhuna ve seçmenin iradesine de saygı göstermektir.

“Atı alan Üsküdar’ı geçti” mi?

Üsküdar’ın talihi biraz da kendi atasözünün ironisiyle karşı karşıya.

“Atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü, olup bittikten sonra geriye bakmayı anlatır.

Ama demokrasi açısından bunun tam tersini söylemek gerekir:

Üsküdar’da atı kimse kaçırmamalı; sandığın iradesi yerinde durmalıdır.

Çünkü mesele bugün hangi partinin belediye başkanvekilliğini kazanacağı değildir.

Mesele, seçimle elde edilemeyen bir siyasi sonucun başka yollarla elde edilip edilemeyeceğidir.

Eğer halkın verdiği sonuç beğenilmiyorsa bunun demokratik çözümü bellidir:

Sandığa gidilir ve halk yeniden ikna edilir.

Meclis aritmetiğini değiştirmek, siyasi baskı oluşturmak, hukuki süreçlerden siyasi sonuç çıkarmaya çalışmak veya seçilmişlerin iradesini etkileyecek yöntemlere başvurmak, demokrasinin güven duygusunu zedeler.

8 Eylül sadece Üsküdar’ın seçimi değil

5 Eylül’de yapılması planlanan seçim, gerekli çoğunluk sağlanamadığı için 8 Eylül’e ertelendi. CHP ve YENİ Parti grupları, gözaltındaki meclis üyelerinin oy kullanabilmesini sağlamak amacıyla seçime katılmadıklarını açıkladı.

Şimdi gözler 8 Eylül’de.

O gün Üsküdar Belediye Meclisi'nde yapılacak oylama, sadece bir başkanvekili seçmeyecek.

Aslında çok daha önemli bir soruya cevap verecek:

Milli irade mi kazanacak, yoksa “ne pahasına olursa olsun biz” anlayışı mı?

Bu sorunun cevabı yalnızca Üsküdar’ı ilgilendirmiyor.

Türkiye’de demokrasiye inanan herkesi ilgilendiriyor.

Çünkü bugün Üsküdar’da seçmenin iradesine ne kadar saygı gösterildiği, yarın Türkiye’nin herhangi bir yerinde sandıktan çıkacak sonuca gösterilecek saygının da ölçüsü olacaktır.

Seçim kazanmanın yolu sandığı değiştirmek değil, seçmeni değiştirmeye ikna etmektir.

Sandıkta kazanamayanın başka yollar araması siyasettir belki.

Ama bunu demokratik bir yöntem olarak kabul etmek mümkün değildir.

8 Eylül’de Üsküdar’da verilecek asıl karar şudur:

“Millet ne dediyse o” mu, yoksa “her şeye rağmen biz” mi?

Cevabı Üsküdar verecek.

Ve Türkiye izleyecek.

07 Eylül 2026 

Ahmet Orhan

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.