Siyaset dünyası ne zaman söyleyecek yeni bir söz bulamasa, ne zaman toplumsal vizyon üretmekte tıkansa, yüzünü hemen aynı tanıdık ve konforlu alana çeviriyor: Kadının bedenine, kıyafetine ve başındaki örtüye.
Son birkaç gündür Azerbaycan gündemini meşgul eden haberleri izlerken insan sormadan edemiyor: Kız çocuklarının eğitim hakkını veya öğretmenlerin mesleki liyakatini kumaş parçalarının milimetrik hesabına indirgemek hangi akla, hangi geleceğe hizmet eder? Okul kapılarına dayanan yasakçı zihniyet, eğitimin kalitesini mi artıracak, yoksa toplumun fay hatlarını daha da mı derinleştirecek?
Görünmez Hale Getirilen Asıl Meseleler
Gelin eğri oturup doğru konuşalım. Bugün siyasette kadınların başörtüsü üzerinden yürütülen tartışmaları çekip çıkardığınızda, geriye koca bir boşluk kalıyor. Kadının başındaki örtüyü masadan kaldırdığınızda;
*Ne eğitim sistemindeki köklü sorunları tartışan bir irade,
*Ne ekonomik adaletsizliklere çözüm üreten bir söylem,
*Ne de kadınların iş hayatındaki, siyasetteki temsil oranını yükseltecek gerçek projeler kalıyor.
Çünkü kadının inancı ve kıyafeti üzerinden kutuplaşma yaratmak; enflasyonu, nitelikli eğitimi, liyakati ve özgürlükleri tartışmaktan çok daha kolaydır. Kadını siyasi bir argüman, bir oy deposu ya da bir ideological iddialaşma alanı olarak görmek, siyasete ucuz ama tehlikeli bir sermaye sunuyor.
Sınıf Kapısında Başlayan Barikatlar
Bir kız çocuğunun ya da bir öğretmenin okula başörtüsüyle girip giremeyeceği tartışması, aslında bireysel özgürlüklere ve eğitim hakkına vurulmuş bir darbedir. Eğitim kurumu, zihinlerin aydınlandığı, bilimin ve yeteneğin yarıştığı yerdir; kılık kıyafet zabıtalığının yapıldığı bir kontrol noktası değil.
Bir kadının başını örtme ya da açma kararı tamamen kendisine, vicdanına ve inancına aittir. Bir devlete ya da kuruma düşen görev, kadına ne giyeceğini dikte etmek değil; onun eğitimi, çalışması ve güvenliği için gereken özgür alanları sağlamaktır.
Kadın Siyasetin Malzemesi Değil, Öznesidir!
Artık kadınların bedeni ve kıyafeti üzerinden siyasi güç devşirme devri kapanmalıdır. Başörtüsünü bir "tehdit" ya da bir "siyasi bayrak" olarak gören her iki zihniyet de aslında aynı hatayı yapıyor: Kadını bir birey olarak görmeyi reddediyor.
Siyasetçilere ve kararı alan iradeye açık bir çağrıdır: Kadınların başörtüsünü siyasete malzeme yapmayı bıraktığınızda, elinizde topluma vaat edecek ne kalıyor? Eğer bir ülkenin geleceği kız çocuklarının saç tellerine bağlandıysa, orada asıl tartışılması gereken şey eğitim sistemi değil, siyasetin vizyonsuzluğudur.
Kadınları özgür bırakın. Sınıflardan yasakları, zihinlerden barikatları kaldırın. Çünkü bir toplum, kadınlarını ne kadar özgürleştirebilirse o kadar ileriye gidebilir.
14.10.2026
İpek H. Arpağ