18 Trilyonun Yanında 69 Milyar Yok Hükmündedir

18 trilyonluk bir bütçe içinde 69 milyar lirayı “fedakârlık” diye sunan anlayış, emeklilerin yaşadığı gerçek yoksulluğu ve bunun kaçınılmaz siyasi sonuçlarını görmezden gelmektedir.
AK Parti Grup Başkanı ve bir grup milletvekilinin düzenlediği basın toplantısında, en düşük emekli maaşının yüzde 18,48 oranında artırılarak 20 bin liraya çıkarılması “büyük bir fedakârlık” olarak sunuldu. Bu düzenlemenin bütçeye 69 milyar TL ek yük getirdiği özellikle vurgulandı. Ancak asıl sorulması gereken soru şudur:
18 trilyon liralık bir bütçe içinde 69 milyar lira gerçekten fedakârlık mıdır, yoksa rakamlarla halkın aklıyla alay etmek midir?
İktidar sözcülerinin yaklaşımı, sanki bu ülkede rakamların ne anlama geldiğini yalnızca kendilerinin bildiği; vatandaşın ise bu büyüklükleri idrak edemeyeceği varsayımına dayanmaktadır.
Oysa emekli için önemli olan bütçe kalemleri değil, mutfakta tencerenin kaynayıp kaynamadığıdır.

Hazırlanan kanun teklifinde, en düşük emekli maaşı alanlar dışında kalan milyonlarca emeklinin durumunu iyileştirecek tek bir düzenleme dahi yer almamaktadır. Buna rağmen bu adımın bir başarı hikâyesi gibi sunulması, toplumun aklıyla alay etmekten başka bir anlam taşımamaktadır.
Bugün bin lira civarında bir artışın; hızla yükselen kira, gıda, elektrik ve doğal gaz fiyatları karşısında bir emeklinin hayatında kayda değer bir iyileşme yaratması mümkün değildir. Devlet desteklerinin geri çekildiği, hayat pahalılığının her alanda hissedildiği bir dönemde bu artış, yoksulluğu azaltmak bir yana daha da derinleştirmektedir.
Hayat pahalılığı artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik bir krize dönüşmüştür. Ruh sağlığı hizmetlerine olan talep artarken, mevcut altyapının yetersizliği ağır sonuçlar doğurmaktadır. Ağır psikolojik rahatsızlıkları olan bireylerin dahi yataklı tedaviye erişemediği bir ülkede, sembolik maaş artışlarıyla övünmek açık bir aymazlıktır.
Bütçe tercihlerine bakıldığında tablo daha da netleşmektedir. Yap-işlet-devret projelerine yapılan ödemelerde hiçbir gecikme yaşanmazken, emekliler için ayrılan kaynakların “fedakârlık” olarak sunulması kabul edilemez. Asıl fedakârlık; bu garantilerden vazgeçip emekliyi açlık sınırının üzerine çıkaracak kalıcı düzenlemeleri hayata geçirmekle mümkün olurdu.
Bugün sayıları 16 milyonu aşan emeklilerin, yaşadıkları bu tabloyu ilk seçimde unutmayacakları açıktır. Türkiye, yirmi yılı aşkın süredir güçlü hükümetlerle yönetilmiş; bu süreklilik son aşamada Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile korunmuştur. Ancak ilk yapılacak seçimde bu sistem dahi, mevcut iktidarın yönetme kabiliyetini sürdürmeye yetmeyebilir.
Eğer iktidar, geçmişte olduğu gibi seçim öncesi yapılacak sınırlı ve gecikmiş iyileştirmelerle yeniden olumlu sonuçlar alabileceğini düşünüyorsa, bu kez büyük bir yanılgı içindedir. Çünkü mesele artık geçici artışlar değil; biriken adaletsizlikler ve kaybedilmiş güven meselesidir.
Emekliler sadaka değil, insanca yaşam talep etmektedir. Görmezden gelinen her sorun, ertelenen her adım ve yapılmayan her düzenleme sandıkta karşılığını mutlaka bulacaktır.
Bu kez mesele rakamlar değil; vicdan ve adalet meselesidir.
10 Ocak 2026
Ahmet Orhan
