Acının ve Gözyaşının Gölgesinde Bir 23 Nisan

Acının ve Gözyaşının Gölgesinde Bir 23 Nisan

23 Nisan’ın hatırlattığı gerçek şudur: Egemenlik, tek bir iradenin değil; bedel ödemiş bir milletin ortak aklıdır.

Türkiye, 23 Nisan’a bu yıl yalnızca bir bayram coşkusuyla değil; aynı zamanda derin çelişkiler, tartışmalar ve sorgulamalar eşliğinde giriyor. Çocuklara armağan edilmiş bu anlamlı günün arifesinde, okullara yönelik şiddet olaylarının yarattığı sarsıntı henüz tazeliğini korurken, millet egemenliğinin simgesi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 106. kuruluş yıl dönümünü idrak ediyoruz.

Bu tablo, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir kırılmayı işaret ediyor. Bir yanda çocukların güvenliği konusunda yaşanan zafiyetler, diğer yanda millet iradesinin en güçlü ifadesi olan bir kurumun yıl dönümü… Bu iki gerçeklik arasındaki mesafe, aslında Türkiye’nin içinde bulunduğu ruh hâlini de yansıtmaktadır.

23 Nisan, sadece bir bayram değildir. Aynı zamanda bir iddianın, bir iradenin ve bir medeniyet tasavvurunun ilanıdır. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu fikri, bu topraklarda kolay kazanılmamış; büyük bedellerle, kesintilere rağmen ayakta tutulmuştur. Bu nedenle bu tarih, sadece geçmişi anmak değil; aynı zamanda bugünü ve geleceği sorgulamak için de bir eşiktir.

Türk tipi başkanlık sistemi deneyimi, bizleri egemenliğin kaynağı ve vekâletini ciddi biçimde tartışmaya mecbur etmektedir.

Ancak tam da böyle bir dönemde, Antalya’da düzenlenen Dünya Diplomasi Forumu toplantısında dile getirilen bazı görüşler, bu temel değerlerin uluslararası boyutta da yeniden sorgulanmasına neden olmuştur. Toplantıda konuşan ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, tek merkezli yönetim anlayışlarını olumlayan ifadeleri, demokrasiye inanan Türk insanı açısından kabul edilebilir değildir.

Demokrasiyi toplumların “hak edip etmemesi” üzerinden değerlendiren bir yaklaşım, onu evrensel bir değer olmaktan çıkarır ve güç merkezlerinin yorumuna açık hâle getirir. Oysa demokrasi; denge, denetim ve ortak akıl üzerine kurulu bir yönetim biçimidir. Tek kişinin iradesine dayanan sistemler ise kısa vadede istikrar görüntüsü verse de uzun vadede toplumsal kırılganlıkları artırır.

Türkiye’nin yaklaşık yüz elli yıllık demokrasi tecrübesi, bu gerçeği defalarca göstermiştir. Darbelerle kesintiye uğrayan, vesayet mekanizmalarıyla sınanan bu süreç, her şeye rağmen millet iradesinin yeniden kendini var etmesiyle devam etmiştir. Tüm eksikliklerine rağmen bugün gelinen noktada, bu birikimi geriye götürecek tartışmaların yeniden gündeme gelmesi, sadece siyasi değil, tarihsel bir gerileme riskini de beraberinde taşımaktadır.

Daha da önemlisi, çocukların güvenliğinin tartışıldığı bir ortamda çözümü daha fazla güç yoğunlaşmasında aramak, sorunun kaynağını ıskalamaktır. Oysa ihtiyaç duyulan şey; daha güçlü kurumlar, daha etkin denetim mekanizmaları ve daha kapsayıcı bir yönetim anlayışıdır.

23 Nisan’ın ruhu tam da bunu ifade eder:
Tek bir iradenin değil, milletin tamamının söz sahibi olduğu bir düzen.

Bu nedenle bugün yapılması gereken, bu ruhu hatırlamak ve yeniden güçlendirmektir. Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece bir bina değil; milletin iradesinin vücut bulmuş hâlidir. Onu zayıflatacak her yaklaşım, aslında toplumun ortak geleceğini de zayıflatır.

20 Nisan 2026 

Ahmet Orhan

YORUM EKLE