
Yerel seçimler sonrası Türk siyaseti çalkantılı, çok bilinmeyenli bir döneme girmiştir.
Meral Akşener’in İyi Parti Genel Başkanlığını bırakması ve yerine partinin Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu’nun genel başkanlığa seçilmesiyle başlayan süreçte ardı ardına önemli olaylar ortaya çıkmaya başlamıştır.
Cumhur İttifakı, kendileri farklı ifade etmeye çalışsa da elde ettikleri başarısız neticelerden sonra tartışmalı bir döneme girmiştir.
İttifakın MHP kanadında seçim sonuçlarının yorumlanması bakımından her hangi bir rahatsızlık görülmemekle birlikte AK Parti kanadında farklı bir ortam oluşmuştur.
Çok sayıda Ak partili MHP ile olan ittifakı yüksek sesle sorgular olmuş, bu ittifakın bitirilmesi, 2015 öncesi döneme dönülmesi gerektiğini dile getirmekten geri durmamaktadırlar.
Ak Parti Genel Başkanı gelen bu isteğe şu ana kadar olumlu karşılık vermemekte ve Cumhur İttifakı’nı ayakta tutmaya karalı gözükmektedir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 2. Parti olunarak alınan seçim sonuçlarını ortadan kaldırmak ve yeniden birinci olabilmek için yoğun mesai harcadığı görülmektedir.
Erdoğan bu noktada her vesileyle CHP’yi birinci yapma başarısını tekrar eden Özgür Özel’in iktidarla birlikte çalışmak suretiyle “normalleşme” arayışını bir “yumuşama” ve birinciliğe dönüş fırsatı olarak değerlendirmiştir.
İlki AKP genel merkezinde gerçekleşen Erdoğan-Özel zirvesinin ikincisi de 11 Haziranda iadeyi ziyaret olarak 18 yıl sonra Cumhurbaşkanının CHP genel merkezine gelmesiyle yaşanmıştır.
Siyasetimiz genellikle İktidar-Muhalefet kutuplaşmasından beslenirken ortaya çıkan bu gelişme gerek iktidar, gerek ana muhalefet, gerekse vatandaşlar arasında memnuniyetle karşılanmış ülkemizdeki sorunların daha hızlı çözümlenmesi açısından umutlar yeşertmiştir.
İktidar ve ana muhalefet partisi arasındaki “yakınlaşma” bundan böyle de devam eder mi bilinmez ama süreçten memnun olmayanlarında mevcut olduğunu görmek gerekir.
Süreçten memnun olmayanların kim olduğu sorusu elbette akla gelecektir.
2023 seçimlerinde CHP önderliğindeki Millet İttifakı sayesinde çok sayıda milletvekiline sahip olma şansını yakalayan İYİ Parti hariç diğer ortaklar olaylar karşısında sessizliğe bürünerek kendilerini ele vermektedirler.
İYİ Partiye gelince, onlar genel başkan değişikliğinin yarattığı doğal belirsizlikler, istifalarla süren dönem ve kurucu genel başkanın Erdoğan ile Külliyede görüşmesinin yarattığı travmayla meşgullerdir.
Dillerindeki siyasal konum belirleyici tek söylem “Parlamenter Sistem”dir.
Erdoğan-Özel görüşmesine dönecek olursak açıklanan ve ima edilen içerik çok da beklenen gelişmeler değildir.
CHP liderinin kendisine ulaşan yönetimsel her sorunu “Cumhurbaşkanına Söylerim” modunda olması alışılmış ana muhalefet lider görüntüsünden çok farklıdır.
Bülent Arınç’ın bir TV. Söyleşinde Özgür Özel için “benim kahramanımdır” demesi kadar alışılmışın dışındadır.
İster istemez insanın aklına yakın geçmişte, muhtemelen 2017 yılında bir CHP Grup Başkanvekilinin “Bu hükümet dünyanın en doğru işini bile yapsa bizim bu hükümeti alkışlayacak halimiz yok. Milletin bize verdiği görev bu kardeşim” sözleri gelmektedir.
Bu muhalefet yaklaşımı hala hafızalarımızdaki tazeliğini korurken bugünkü AKP-CHP siyasi flörtü elbette sarsıcıdır.
CHP’nin ortaya koyduğu üslup AKP’ye oy veren seçmene hoş görünmek ve ilk yapılacak seçimde CHP’ye niye oy verilmesin düşüncesini zihinlere işlemek olsa bile siyasetimiz için çok önemli bir gelişmedir.
İktidarın muhalefetin taleplerine olumlu karşılık vermesi hatta bunu açıklıkla yapması bir o kadar önemli olacaktır.
Enseyi karatmayalım, ümit var olalım.
Umalım ki bu süreç siyasi fitne üreticilere fırsat vermeden sürsün, ülkemizin sorunlarına daha hızlı çözüm bulunmasına vesile olsun.
16 Haziran 2024
Ahmet Orhan
