Manisa Son Haber
2025-07-09 16:10:57

Atatürk Kimleri Aldattı?

Prof. Dr. Celal Metin

celalmetin2004@gmail.com 09 Temmuz 2025, 16:10

Kuruluşunda birinci derecede katkısı olduğu Türkiye Cumhuriyeti, hâlâ bir şekilde varlığını sürdürüyor. Ölümünün üzerinden doksan yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen, lehine ya da aleyhine hâlâ hakkında konuşuluyorsa, Mustafa Kemal Atatürk tarihsel bir öneme sahiptir. Düşünce ve eylemleriyle, teori ve pratiğiyle Atatürk; hem yaşadığı dönemin koşullarının hem de kendi yeteneklerinin bir ürünüdür.

Mustafa Kemal, bir Osmanlı subayı olarak Çanakkale’de gerçek anlamda tarih sahnesine çıkar. Kurtuluş Savaşı’nda öncü komutanlardan biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde ise liderdir. 1919’da Millî Mücadele’ye katıldığını ilan eden en kıdemli komutan, Sivas Kongresi ile öne çıkar; Sakarya Meydan Muharebesi ile liderliğe yükselir; Büyük Taarruz sonrası tartışmasız şekilde "kurtarıcı" olarak tanınır. Cumhurbaşkanlığı ile birlikte devlet kurucu lider rolüne ulaşır. Dönemin özgünlüğü bağlamında, Türk toplumunun beklediği kurtarıcı ve kurucu liderliği üstlenmiştir.

1919-1927 arasında, ikna ve güç gösterisiyle muhalif unsurları ya tasfiye etmiş ya da siyaset dışına itmiştir. Bu süreçte şans faktörünün etkisi oldukça sınırlıdır. Atatürk, daha çok stratejik hesaplamalar, zamanlama ve adım adım ilerleme gibi siyasal hamleleri öncelikli tutmuştur. Hem kurtuluş hem de kuruluş sürecinde, doğru analizleri ve keskin zamanlama öngörüleriyle zirveye ulaşmıştır.

Özellikle Kurtuluş Savaşı sürecinde, şansa ya da mucizeye yer vermemiş; tüm taktik ve kararlarını gerçeklikten taviz vermeden uygulamıştır. Atatürk’ün hayatına baktığınızda, birlikte yola çıktığı, sonra yollarını ayırdığı ya da sonradan dahil olan kişilerle birlikte tarih yazdığı görülür. Ancak hiçbir zaman milletine yalan söylememiş, onu aldatmamış, hayal satmamıştır. Onurlu ve çağdaş bir gelecek vaat ederken, bu hedefe emeği ve tercihiyle ulaşmaya çalışmıştır.

Gençliğinde siyasete ilgi duymuş; İttihatçılarla beraber yürümüş, sonra kendi yoluna yönelmiştir. Saltanata bağlılığı zayıf, seküler yaşam tarzı güçlü ve cumhuriyetçi bir kişilik olarak tanınır. Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit’in, onu Anadolu’ya göndermesi, tamamen o dönemdeki çaresizliklerinin sonucudur. Başka anlamlar yüklemek, gerçek dışı olur.

Atatürk’ün genç subaylık yıllarında açık sözlü olması nedeniyle çevresini zorladığı, 1913 sonrasında ise oldukça ketumlaştığı bilinmektedir. Gerçek fikirlerini çoğu zaman gizlemiş, düşündüklerini zamanla ve uygun şartlar oluştuğunda hayata geçirmiştir. Bu sayede enerjisini boşa harcamadan hedeflerine ulaşabilmiştir.

Kaynaklar, onun gençlik yıllarında analiz, taktik ve strateji konularına büyük ilgi duyduğunu belirtir. Okul arkadaşları onun tartışmacı yapısından rahatsız olurken, öğretmenleri bile ona hazırlıksız yakalanmamak için tedbir almıştır. Kurtuluş Savaşı, onun liderliğinde; net analizler, sıra dışı çözümler ve etkili taktiklerle yürütülmüştür.

Peki Atatürk kimleri aldatmıştır?

Bugün ona saldıranların zihniyetlerini, onların dedelerini aldatmıştır. En sık dile getirilen iddia, Kürtlere özerklik vaat ettiği halde bu sözü tutmadığı yönündedir. Bunun yanında hilafet-saltanat yanlılarını ve Sovyetleri de taktiksel olarak oyaladığı söylenebilir.

1919-1927 dönemi doğru anlaşılmazsa, Atatürk’ün attığı adımlar eksik değerlendirilir. O yıllarda kurtuluş için herkese ve her desteğe ihtiyaç vardı. Kurtuluş Savaşı'nın hiçbir resmi belgesinde doğrudan “Türk” adı geçmez; çoğunlukla dolaylı olarak kullanılır. Bu tamamen bir taktiktir.

İlk meclisin adında bile “Türkiye” ifadesi yer almaz. O dönemde Osmanlı hâlâ resmen var olduğu için, doğrudan yeni bir devlet ilanı yapmak muhafazakâr çevreleri karşıya almak olurdu. Atatürk, halife-padişah yanlılarını, dini duyguları güçlü halk kesimlerini yanına çekmek için İslamî sembolleri bilinçli şekilde kullanmış, zamanı geldiğinde bu çevreleri siyaset dışına itmiştir.

Kürtlerle ilgili ilk dönem söylemlerinde Türk-Kürt beraberliği ve haklar ifadesi görülürken, süreç ilerledikçe bu ifadeler yerini merkezileşmeye bırakmış, Kürt isyanları karşısında da tavizsiz bir duruş sergilenmiştir. Kürt halkının büyük çoğunluğu ise baştan itibaren Türkiye’nin parçası olmayı tercih etmiştir.

Sovyetlerle ilişkiler de benzer şekilde taktiksel yürütülmüştür. Atatürk, Sovyetlerin askeri değil, siyasal desteğini öncelikle aramıştır. Sovyetlerle kurulan sıcak ilişkiler, Türkiye’nin uluslararası alanda konumlanmasına büyük katkı sağlamıştır. Komünist yapılar bir dönem desteklenmiş, ardından sınırlandırılmış; ama Sovyetler gücendirilmeden bu yapılmıştır.

1929 yılında Atatürk’ün, Eskişehir İstasyonu'nda yaptığı ve sansürlenen açıklamasında Komünizm’in insanlık suçu olduğunu belirtmesi üzerine, Sovyetler hayal kırıklığına uğramıştır. Ancak tarihsel koşullar bu kırılmayı büyük bir soruna dönüştürmemiştir.

1927’de Cumhuriyet Halk Fırkası Kurultayı’nda okuduğu Nutuk, hem son yedi yılın tarihi hem de siyasal bir hesaplaşma belgesidir. Artık sırların yerini açık beyanlar, geçici ittifakların yerini ise seküler Türkçü kadrolar alacaktır.

Atatürk’ün nihai hedefi, çağdaş bilimi ve aklı rehber edinen bir devlet ve toplum yapısı kurmaktır. Milli kültür, akıl ve bilim kavramları bugün hâlâ geçerliliğini korumaktadır.

9 Temmuz 2025
Prof. Dr. Celal Metin

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.