Bir bayram yazısı “Kabak Keçinin Yaşı”
Ramazan bitti bayram geldi, bahar geldi, yaz geldi derken bir de baktık kurban bayramı gelivermiş. Çok zengin bir ülkeyiz, bolca üretiyor, ürettiğimiz her malı ihraç ediyoruz, işsizlik enflasyon, hayat pahalılığı, cari açık nedir bilmiyoruz. Bu durumda, işçinin, memurun, emekli, dul ve yetimin geçim derdi olmadan yaşadığı, harcaya harcaya maaşını tüketemeyip tasarruf ettiği, yediği önünde, yemediği ardında olan, çiftçisinin mazotunu, gübresini, ilacını neredeyse bedavaya aldığı, ürettiği üründen iyi para kazanan, tüketenin de ucuza aldığı için sevinen halkımız 9 gün tatili çoktan hak ettiler.
Parası olan tatil planları yapıyor, parası olmayan da kara kara düşünüyor. Anasının, babasının elini öpmeye nasıl gideceğini bilemiyor. Kurban pazarlarında durum vahim, gelen fiyat bakıp dönüyor. Biz bu sene ibadetimizi Mehmetçik vakfı ve LÖSEV’e vekalet vererek halledip bayramı ata yurdu Demirci’de geçireceğiz. Zira Foça, bayramda Afgan, Suriyeli, az da olsa Afrikalı ve diğer sığınmacılar, sıcaktan bunalıp sahile kendini atmak isteyen günübirlikçiler, İzban ve İzdeniz sayesinde en kolay yoldan Foça’ya ulaşabilenlerin sessiz istilasına hazırlanıyor. Bunlara bir de Foça halkının ve yazlıkçıların evlatları, torunları, dünürleri v.s de eklenince havlunu serip güneşleneceğin alan bile bulamıyorsun. Biraz parası olanlar ise Yunan adalarına kaçıyor. Yunan adalarının esnafı, pansiyoncusu ellerini ovuşturmaya çoktan başladılar bile.
Sakın Yunan adalarına gidenleri eleştiriyorum falan sanılmasın, parası olan gider. Bizde sahillerin anayasamıza göre kamunun malı olduğu ve 50 metre yakınına kadar hiçbir şekilde tesis yapılamayacağı hükme bağlandığı halde sahiller lüks otellere ve şezlong mafyasına teslim edilmiş halde. Vatandaş ise üst üste daracık alana sıkıştırılıyor. Ya balık istifine razı olacaksın ya da şezlong mafyasına, beach işletmelerine hiçbir hizmet almadan adam başı en az 500 TL den başlayan haracı ödeyeceksin. Bazı belediye başkanlarının bu duruma el attıklarını ve sahilleri halka açtıklarını duydum takipçisi olacağım. Peki, Yunanistan’da nasıldır? İsteyen kendi şezlongunu koyar, havlusunu serer, isteyen de geri plandaki kafenin şezlong ve şemsiyesini kullanır yediği içtiğinden başka para ödemez. Kimse de başında dikilip ne içeceksin diye rahatsız etmez. İstersen iki kişi 30-40 avroya balıklı, deniz mahsullü mükellef öğle yemeği yersin, ya da 2-3 avroya, buzlu kahve frappe veya başka içecekle akşamı edersin. Yiyecek, içecek, eğlence başta Çeşme, Bodrum olmak üzere standart yerlerde en az beşte bir fiyatına. Hem de kapıda karşılayıp, ilgi gösteriyorlar, yemek sonunda da “from the house” diyerek karpuz ikram ediyorlar. Bizim turizmci ve esnaf kendi topuğuna sıkıyor, duydum ki bir tanesi restoranına Türk müşteri almıyormuş. Ayran 200 TL, Lahmacuna da 950 yazan yer var, üstelik bunlar sıradan yerler, bir de lüks yere gitsen kredi kartının limiti yetmez. Neymiş efendim, sezonlukmuş, kışın yatıyorlarmış. Bunlar dolar, avro yükseldikçe bayram ediyor hemen fiyata yansıtıyorlar. Böyle yaptıkça Türk müşteri de kaçar adalara, en azından adam yerine konuluyorsun, kazık yemeyeceğinden de eminsin. Bizde ise bekleyin bayram kazığını.
Bayram yazısı olsun, gülelim dedik ama ortamı gördükçe klavye de coşuyor, yazdıkça yazası geliyor insanın. Efendim asıl niyetim bayramı Demirci’de geçireceğimiz için biraz Demirci havası yazmaktı. Onun nedenle eski Demirci günlerini yâd etmek için resimlere bakıyordum ki anılar depreşiverdi. Bir resim vardı ki çok şey anlatıyordu. Neyi mi? Kabak keçinin yaşını. Ölenlere rahmet dileyip birer Fatiha okuduktan sonra yaşananları anlatmaya devam edelim.
(Fotoğraftakiler : Naci Akın, İbrahim Akın, Demirel, Aydın Menderes, M. Naci İzmirli, Süleyman Gacar, Ümit Canuyar)
1986 ara seçimleri için var gücümüzle çalışıyorduk. Merhum Demirel üç gününü Manisa’ya ayırmıştı. Demirci ikinci günün programındaydı, helikopterle eski top sahasına indi oradan da şimdiki belediye binasının önündeki meydana geldi. Yasaklı olduğu için miting havası vermiyor, garaj kahvesinde selam verip dönecek diyorduk. Ancak muazzam bir kalabalık vardı, halk Demirel’i özlemişti. Hafız İsmail Ekincioğlu’nun Yavuz marka kamyonunu da miting kürsüsü olarak hazırlamıştık. Demirel meydana geldi kamyonun kasasına çıktı halka hitap etti. Kalabalık karşısında coştukça coştu. Yarım saatlik programı iki saatte tamamladı. Demirci’den sonra Selendi ardından da Borlu’ya geçecekti. Biz Borlu’ya geçtik gelmesini bekledik. Selendi’de program sarkmış ve hava kararmıştı. Helikopter aydınlık olmayan yere inemiyordu. Epeyce bir bekledikten sonra jandarma’dan Demirel’in gelemeyeceğini ve ertesi gün geleceğini öğrendik. Ertesi gün Borlu pazarıydı, civar köylerden, Kula’nın Encekler, Börtlüce, Topuzdamları, Selendi’nin Turpçu, Çamlıca köylerinden bile vatandaşlar hararetle Demirel’i bekliyorlardı. Ancak o gün de Demirel Borlu’ya gelemedi, akşam olunca çaresiz dağıldılar.
Demirel ve ekibi Salihli Alkent tesislerinde kalıyorlardı. Abim, ben ve belde başkanı Süleyman Kacar doğruca Alkent’e gittik. Helikopter oradaydı ama Demirel yoktu. Birinci bölge adayı Sümer Oral ile birlikte karayolu ile Alaşehir, Sarıgöl istikametine gitmişler. Bizim bölgenin adayı Ümit Canuyar oradaydı, o da gecikmeden dolayı mustaripti. Alaşehirliler akşam yemek tertip etmişler. Biz restorana vardığımızda saat 22’ye geliyordu ama hala yoktular, 22.30 gibi Kemaliye’den çıktıkları haberi geldi. 23’e doğru kan, ter içinde Demirel geldi, bizi karşısında görünce “sizin ne işiniz var burada” diye söylendi. Borlu diyecek olduk, bakışını görünce sustuk o da anladı ve Alkent’te beklememizi söyledi. Hemen çıktık, Salihli’ye yaklaştığımızda Durasıllı kasabası önünde gençler lastik yakmışlar Demirel’i bekliyorlarmış, yarım saate gelirler diyerek ayrıldık. Demirel geldi, üstünü değiştirdikten sonra pilot ve Ankara’dan gelen arkadaşlarla konuştu sonra yanımıza geldiler. Helikopterin çok az yakıtı varmış. Borlu araya girse Bergama ve İzmir programlarına yetmeyecekti. Çiğli havaalanında hem Petrol Ofisi hem de DHMİ’deki arkadaşlarımızın gece güvenebilecekleri adamları yokmuş mecbur sabah beklenecekti. Demirel, Borlu’ya karadan ne kadar sürede gidilebileceğini sordu. Biz 1 buçuk saatte gittiğimizi ama kendisinin eskortla bir saatten bile önce varabileceğini söyledik. Plan yapıldı; Adnan Turfan arkadaşımız sabah erkenden helikopterle Çiğli’ye uçacak, sonra Borlu’ya gelecekti ve Demirel de karayoluyla Borlu’ya gelip, konuşmasını yapıp Adnan’ı bekleyecekti.
Saat gece yarısını çoktan geçmişti, Gacar’ı Borlu’ya gönderdik, biz de üstte odalar altta hamam olan bir otelde yattık. Gazeteciler de orada kalıyorlarmış. Gecenin o saatinde o yorgunlukla uyumak ne mümkün? Hem uyusak belki uyanamaz, Demirel’e yetişemezdik. Abime araba kullanacağı için uyumasını söyleyip hamama indim. Göbek taşında gözlerimi ne kadar kapayabildiysem bütün dinlenmem o kadar. Güzel bir kese köpükten sonra, sabah ezanında Salihli’nin meşhur börekçisinden böreğimizi alıp çayla kahvaltımızı yaparak hemen yola koyulduk. Borlu’ya vardığımızda ahali henüz toplanıyordu ve üç gündür toplanıp, dağılmaktan öfkeliydiler. On dakika geçmedi ki Demirel geldi aracından inerken halkın öfkeli olduğunu kulağına fısıldadım.
Demirel römorkun tepesine çıktı, önce şapkasını sallayarak halkı selamladı sonra da “aziz Borlulu’lar nassınız bakem eyi misiniz?” diye seslendi. Halkta çıt yok, ne bir cevap ne bir tepki. İki gün toplanıp dağılmanın acısını çıkarıyorlar adeta. Demirel bir süre sustu sonra; “sizin karın ağrınızı biliyorum ama bir de beni dinleyim bakalım” diyerek söze girdi:
Sizler de benim gibi köylü çocuğusunuz, keçinin yaşı nasıl bulunur bilir misiniz?Önce gülüşmeler, ardından cevaplar gelmeye başladı. Biz bilmiyorduk ama Demirel’in gülümsemesinden ve yüz ifadesinden doğru cevabı tahmin edebiliyorduk. Bu kez susma ve gülme sırası Demirel’deydi. Gülerek sözlerine devam etti:
Keçinin yaşı boynuzundaki boğumdan belli olur, ben çobanlık yaptım bunu bilemeyecek ne var? Hepiniz az çok bilirsiniz ama ya keçi benim gibi gabaksa o zaman nasıl anlayacaksınız?Bütün meydan gülmekten kırılıyordu Borlulu’ nun öfkesi bir cümlede sona ermişti. Tam o esnada uzaktan helikopter göründü. Demirel artık başka söz söylemeye gerek kalmadığını düşünerek son sözlerini söyledi:
Biz bugüne kadar ne söz verdiysek yaptık şu yukardaki alet karanlıkta iniş yapamıyor. Ne yapalım iki gündür sözümüzü tutamadık, kısmet bugüneymiş. Siz, siz olun, gabak keçinin yaşıyla yola çıkanın işini sormayın. Canuyar’ı size sizleri de yüce yaradana emanet ediyorum!...Şapka sallandı, Demirel arabaya bindi top sahasına doğru ilerledi, halk da onunla beraber top sahasına kadar yürüdü. Pervane dönüp havalanana dek o şapka sallanmaya devam etti. Ertesi gün sandıktan tulum kırat çıktı.
(Aynı gün Demirel gittikten sonra)
Halkıyla bütünleşmesini bilen Demirel gibi bir lider tekrar gelir mi bilemeyiz ama merkez sağdan Türkiye’ye yeni bir heyecan yeniden gelecektir kimsenin kuşkusu olmasın.
Hepinizin bayramını kutlar sağlıklar dilerim.
11 Haziran 2024
Naci Akın
HALİL İBRAHİM DEGER 2 Yıl Önce
YAZINI ÇOK BEGENDİM TAKDİR EDİYORUM BAYRAMINI KUTLARIM SAYGI VE SEVGİLERİMİ SUNARIM ALLAHA EMANET OL
Aktar Tıbbi sınai gazlar tic.ltd.şti 2 Yıl Önce
Naci kardeşim son derece zeki ve nükteden halkı ile bütünleleşmesi, kıvrak zekası ile her zorluğu aşabilen bir lider bu kadar güzel anlatılabilirdi.Teşekkürler! Huzurlu bir bayram olmasını diliyorum.