Ülkenin gündemi çok yoğun... Yazacak, eleştirecek o kadar çok şey var ki! Hem nalına hem mıhına yazıyoruz ama dinleyen yok, anlayan yok. Ne iktidardan ders alan var ne de muhalefetten. Sizin anlayacağınız, bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.
Herkes kendi havasında, demlenen demlenene... Nereye çekersen çek, kimsenin umurunda değil. O yüzden ben de yazılarımı bir süre rölantiye almıştım. Malum, zaten çoğu kimse yazlıkta, okuyan sayısı da azaldı sanıyordum. Ama bazı dostlar, “Manisa Son Haber’de artık yazmıyor musun?” diye sorunca anladım ki fazla ara vermişim.
Geçtiğimiz hafta zafer haftasıydı. Bugün de kutlu düğün: Zafer Bayramı. Bugün yazmayayım da ne zaman yazayım?
Başlığa yazdım: Zafer, başaracağına inananlarındır. Elhak doğrudur! İnanmak, başarmanın yarısıdır. İnanırsan başarırsın.
O Zamanlar...
Vatan toprağı işgal altında. Ordumuz terhis edilmiş, bütün tersanelerimize girilmiş, silah bıraktırılmış. Padişah sarayında adeta tutsak, hükümet ise işgalcilerin hükümeti konumunda. Padişahın eniştesi Ferit, Sadrazam değil adeta İngilizlerin İstanbul Komiseri! Ne kadar vatansever varsa, başını kaldıranı hapse attırmış; kimilerini de Malta’ya sürmüş.
Tüm bu olumsuzluklara, gaflet, dalalet ve hıyanete rağmen kurtuluşa inanmış bir avuç vatansever; elini değil, başını, gövdesini taşın altına koymuş. Ant içmiş: kurtuluşa ve istiklale! Bir vapur kalkmış Samsun’a doğru. O sıradan bir vapur değil; zafere inanmışların, başaracağına inanmışların sembolü. Samsun’a ayak bastığı gün, Gazi’nin o inancı daha da yeşermiş.
23 Mayıs günü... Türk’ün esareti kabullenmeyeceğini bütün dünyaya haykırmak için on binlerce İstanbullu Sultanahmet Meydanı’nda toplanmış. Üniversite ve lise öğrencileri, gençler, yaşlılar, kadınlar... Kürsüde bir kadın: Edebiyatçı Halide Edip. “Evlatlarım, kardeşlerim” diye haykırarak bütün medeni dünyaya meydan okuyor; Samsun’dan başlayan hareketin dalga dalga tüm Anadolu’ya yayılması için işaret fişeğini ateşliyordu.
Anadolu’nun her tarafından destek yağıyordu. Bu kez ses Maraş’tan yükseldi. Fransız askerleri ve Ermeni lejyonerlere direnen Sütçü İmam olarak anılan İmam Ali, direnişin ilk kurşununu atarak ateşi yaktı. Yurdun her tarafında artık dağlarda çoban ateşleri yanıyordu. Ege’de sivil direnişin önderi Mahmut Celal Bey (Bayar), Galip Hoca kisvesiyle Aydın, İzmir ve Aydın yöresinde halkı ve efeleri Kuvâ-yi Milliye’ye katılmaya ikna etti. Deşifre olunca da Akhisar cephesi milis komutanlığı görevini sürdürdü.
İstanbul’da kalan vatanseverler, Üsküdar Özbekler Tekkesi üzerinden Karadeniz kıyılarına intikal ediyor; oradan takalarla İnebolu’ya, ardından Gazi’ye ulaşıyorlardı. Teslim edilmeyen silah ve mühimmat, tabut içinde cenaze görüntüsünde ya da farklı yollarla Anadolu’ya geçiriliyordu. Malta sürgünündeki paşalar da İtalya egemenliğindeki nispeten güvenli Rodos’a intikal ediyor; oradan Kuvâ-yi Milliye milisleri yardımıyla Fethiye, Bodrum, Marmaris’e geçip yine milisler eşliğinde kuvvacı efelere teslim ediliyordu. Onlar da milli ordunun bulunduğu bölgeye kadar refakat ederek güvenli şekilde orduya iltihakını sağlıyorlardı.
Son olarak İstanbul ve sürgündeki vatansever subayların Anadolu’ya intikali konusundaki istihbari görevleri ve lojistik yardımları tamamlanınca Osmanlı’nın Erkan-ı Harbiye Reisi Mustafa Fevzi Paşa (Çakmak) da Ankara’ya giderek aynı görevine orada devam etti. Artık tüm vatanseverler, rütbeleri ne olursa olsun Gazi Paşa’nın emrine girmişti.
Ve O Günler...
Tüm bu insanlar önce Allah’a, sonra da istiklale inanmışlardı. Başaracaklarına inanıyor, güveniyorlardı.
Bu arada Damat Ferit Hükümeti boş durmuyordu. Gazi Mustafa Kemal ve bazı komutanlar hakkında idam fermanı çıkardı. İngilizlerin emriyle sözde din adamları Mustafa Sabri ve Dürrüzade’nin yayınladığı fetva ile milli mücadelenin devlete ve Halife’ye karşı isyan olduğu ilan edildi ve İngiliz uçaklarıyla halka atıldı. Bu durum milli mücadeleye olan güveni biraz sarssa da karşı hamle gecikmedi. Ankara Müftüsü Börekçizade Rıfat Efendi önderliğinde Ankara ulemasının hazırladığı fetva ile milli mücadelenin cihat olduğu ilan edildi. Anadolu’da yüzlerce müftü bu fetvayı onayladı. Bunlardan biri de Demirci Akıncılarının manevi önderi, Demirci Müftüsü, büyük dedem İbrahim Hakkı Efendi idi.
Ve... Gelindi 25 Ağustos’a. Eğer düşmana göz açtırmadan darbeyi vurup kısa sürede sonuç alınırsa zafer kazanılacaktı. Yok, eğer süre uzar ve muharebeler devam ederse ne mühimmat ne de askerde direnme gücü kalırdı; yenilgi kaçınılmaz olurdu. İşte bu noktada Gazi’nin dehası ön plana çıktı. Planı sadece üç Mustafa biliyordu: Mustafa Kemal, Mustafa Fevzi ve Mustafa İsmet.
Ankara’da çay partisi düzenlenecekti, yabancı misyon davet edilecekti. Daha doğrusu öyle bir imaj veriliyordu. Plandan haberi olmayanlar öfkeliydi; hatta Meclis’te bile Gazi Paşa’ya eleştiriler yöneltiliyordu.
Ankara’daki çay partisi sona erince Gazi gizlice Afyon’a doğru hareket etti. Topçu birlikleri patika yollardan, karanlıktan istifade ederek gizlice düşmanın ana tahkimatının karşısında bir tepeye konuşlandı. Yunan kampında ise Ankara’daki parti sebebiyle bir rahatlık seziliyordu.
Gece yarısından sonra komutanlar kampa vardılar, sabahı beklemeye başladılar. Gün doğmadan topçu atışı başlayacaktı. Ancak 26 Ağustos sabaha karşı korkunç bir sis bastırdı. Görüş mesafesi çok kısıtlıydı. Beklenildi, ama sis bir türlü dağılmadı. Ya bütün plan altüst olacak ya da körü körüne atış başlayacaktı. Karar verildi ve atış başladı. Kısa bir süre sonra sis dağıldı, düşman mevzilerinin darmadağın olduğu görüldü. Çok büyük zayiatlar vardı. Asker süngü taktı, yavaş yavaş inişe geçti.
Sisin iyice dağılmasıyla olay açık bir şekilde ortaya çıktı ve Gazi o tarihi emri verdi:
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”
Böylece Büyük Taarruz başladı ve 30 Ağustos günü inananlar zafere ulaştı.
Son Söz
Kıymetli okurlarım, bu zafer kolay kazanılmadı, bu Cumhuriyet de kolay kurulmadı. Kolaylıkla da feda edilemez! Şehit kanlarıyla sulanmış bu vatanın bölünmesine de Cumhuriyet’in ayarlarıyla oynanmasına da aziz milletimiz müsaade etmeyecektir. Aymazlık içinde olanlara da yüce Türk milleti sandıkta layık oldukları tokadı atacaktır.
Zafer ona inananlarındır! Zafere inanmayan hainler, “Keşke Yunan kazansaydı” diyenler bu bayramı kutlamasın.
30 Ağustos Zafer Bayramı, aziz milletimize kutlu olsun...
Kalın sağlıcakla...
Naci Akın
29 Ağustos 2025