Manisa Son Haber
2026-08-07 19:04:53

Bizim Bakkal

Rasih Hacıkadiroğlu

07 Ağustos 2026, 19:04

1960'lı yılların ortalarında ilkokula giderken, bakkal olan babama yardım etmeye başlamıştım. Dükkânımızın bulunduğu yer, eskiden bir Rum tüccara aitmiş. Rahmetli dedem satın aldıktan sonra bakkal olarak işletmeye başlamış.
1930'lu yıllarda ticaret bugünkü kadar kolay değildi. Dedem ve diğer esnaflar, kimi zaman yaya, kimi zaman katır sırtında kafileler halinde Balıkesir ve İzmir'e mal almaya giderlermiş. Yolculuklar günler sürer, dağ yollarında eşkıya ve çetelerle karşılaşmak sıradan bir tehlike sayılırmış.
Dedemin anlattığı bir hatıra hâlâ aklımdadır. Bir gün Sındırgı dağlarında kafilenin önü silahlı bir çete tarafından kesilmiş. Herkesi tek tek aramışlar. Dedem, kadınları aramazlar düşüncesiyle parasını kafiledeki bir kadına vermiş. Ancak heybetli görünüşü çete reisinin dikkatini çekmiş.
— Dökül paraları! demiş.
Dedem ne kadar "Vallahi yok efe!" dese de inandıramamış. Çete reisi kulağından tutup bıçağı dayamış, hatta kulağını hafifçe kanatmış. Sonunda üzerinde para olmadığına kanaat getirince bırakmış. Dedem de derin bir nefes alarak yoluna devam etmiş.
1940'lı yıllarda ilçenin memur kesimi alışverişini genellikle bizim bakkaldan yaparmış. Deftere yazdırırlar, ay sonunda maaşlarını alınca borçlarını öderlermiş. Esnaf ile müşteri arasındaki güven her şeyden önemliydi.
1960'lı yıllarda dükkânın yönetimini babam devraldı ve bazı yenilikler yaptı. İzmir'deki Ermeni tüccar Santa Ruso'dan alüminyum tencereler getirdi. Ayrıca kahve kavurma ve öğütme makineleri satın aldı. Dükkânda kahve ve fıstık kavurulmaya, başlandı.
İşte ben de o yıllarda dükkâna gidip gelmeye başladım. Fıstık kavrulduğunda yayılan koku İzmir Caddesi boyunca hissedilirdi. Kokuyu alan müşteriler dükkâna uğrayıp sıcak sıcak kavrulmuş fıstık alırlardı.
Yaz tatillerinde sabah saat yedide dükkânı açardım. Önce kaldırımları süpürür, sonra su serperek serinletirdim. Yoldan geçenler:
— Hayırlı işler evlat!
diye seslenirlerdi.
O yıllarda çay ocaklarında çay beş kuruştu. İnsanlar yirmi kuruşa Alirıza'nın fırınından yeni çıkmış tahinli pide alır, çayla birlikte kahvaltı yaparlardı.
Cuma günleri halı pazarı, cumartesi günleri ise büyük pazar kurulurdu. Köylerden kamyonlarla gelen köylüler tavuk, yoğurt, tereyağı ve yumurta getirip satarlardı. Dönüşte çay, şeker, sigara, kibrit, lamba camı ve sıvı yağ gibi ihtiyaçlarını alıp ikindiye doğru köylerinin yolunu tutarlardı.
Öğle vakti geldiğinde çoğu, Helvacı İhsan'ın meşhur helvasından alırdı. Helvası öylesine yumuşaktı ki adeta yoğurt gibi akardı. Taze ekmekle yenir, ardından bir sigara yakılarak sohbet edilirdi.
Bizim bakkalın önü pazar günlerinde heybelerle dolardı. Köylüler alışverişlerini yapana kadar aldıkları eşyaları dükkânın önüne bırakır, emanet ederlerdi. At ve katırla gelenler ise hayvanlarını hanlara bağlarlardı.
İtfaiye Meydanı'nda Hacı Mehmet Pazarı kurulurdu. Kumaşlar, basmalar, ayakkabılar ve türlü giyim eşyaları satılırdı. İtfaiyenin alt tarafında ise "Yonca" diye bilinen hububat, yem, deri ve tahıl pazarı bulunurdu. Birlik Caddesi boyunca şekerciler ve kuruyemişçiler sıralanır, çarşı günleri büyük bir hareketlilik yaşanırdı.
Bugün geriye dönüp baktığımda, o yılların Demirci'sinde hayatın daha yavaş ama daha samimi aktığını düşünüyorum. Esnaf müşterisini, müşteri esnafını tanırdı. Alışveriş yalnız ticaret değil, aynı zamanda dostluk ve sohbet vesilesiydi. Çarşı, ilçenin kalbi; dükkânlar ise o kalbin atan damarlarıydı.
Bu yüzden çocukluğumun o küçük bakkalı, benim hafızamda yalnız bir dükkân değil; eski Demirci'nin yaşayan bir hatırası olarak yerini korumaktadır. 
20 Mayıs 2026
Rasih Hacıkadiroğlu

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.