YAZIYI SESLİ OLARAK DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ..
“Yiyiniz ve içiniz, israf etmeyiniz. Şüphe yok ki ALLAH, israf edenleri sevmez” (A'raf, 7/31)
İsraf ve tasarruf, her iki kavram da toplum hayatımızın geçmişinde çok yer almasına rağmen milli gelirimizdeki artışla birlikte ne yazık ki önemini kaybetmiştir.
Tasarruf önce kişilerin, sonra da kurumlar ve toplulukların hayatından çıkmıştır.
Otomobilden motosiklete, giyimden yiyeceğe tüm ürünlerde tasarrufun yerini israf almıştır.
Bir tane otoparkı olmayan evler de önce 2-3 otomobil, sonra illaki benzinlisinden elektriklisine motosiklet.
Giyim malzemesindeki israf ve gıda ürünlerindeki çılgınlığı sormayın gitsin.
Artık okullarımızda çocuklarımıza tasarrufun önemi anlatılmıyor.
Tasarrufu önceleyen ekonomi politikaları yerine tüketimi esas alan kalkınma stratejileri uygulanıyor.
Hem de ithalata dayalı olanlardan.
Bir zamanlarım en ünlü banka hediyesi kumbaranın yerini başka şeyler almış durumda.
" İtibardan Tasarruf Olmaz" söylemi devletin başı tarafından sloganlaştırılmış, özellikle devlet harcamalarında temel yaklaşım haline getirilmiştir.
Kurumlardaki israftan bahsedecek olursak aklınıza ne gelirse her alan bir felaket durumda.
Yerel yönetimlerde kanunla en fazla %40(yüzde kırk) olacak şekilde sınırlanmış olan personel giderleri, pek usta olduğumuz yasayı arkadan dolanmakla hizmet alımına dönüştürerek çok asılmıştır.
Oy uğruna seçmene istihdam sağlamak için kadrolar aşırı şişirilmiştir. Temel fonksiyonu kentlerde yaşamı kolaylaştırmak olan belediyelerin kaynakları büyük oranda verimsiz bankamatik çalışanlarına tahsis edilmiştir.
Sonucunda da temel hizmetler alanında tatmin edici düzeyde hizmet üretilemez hale gelinmiştir.
Tüm belediyeler iflas noktasına gelmiştir.
Her türlü resmi tanıtım, toplantı ve toplantılarda aşırıya kaçılmış milletimizin vergileri altın varaklı makam odalarına hesapsızca harcanmıştır.
Üretimin yerine tüketim, hizmetin yerini ise hizmet binaları almıştır.
Devlet üretimden elini çekerken paraları kiralanan hastanelere yollara köprüler harcamayı tercih etmiştir.
Tıpkı Osmanlı’nın yıkılış dönemindeki gibi lüks hizmet binalarına yüksek faizlerle dünyadan toplanan dövizler harcanmıştır.
Velhasıl israfa dair örnekler saymakla bitmez.
Ne kolayca halktan toplanan, ne de uluslararası bankerlerden uygun faizle toplanacak borç kalmamıştır.
Artık deniz bitmiş, çakal çömelmiştir.
Devletin görevlilerine ve milletimize israf ve tasarruf kavramları anlatılmalı.
Tasarruf hayatın her alanına hâkim kılınmalıdır.
Aksi takdirde çok geç olabilir.
Unutmayın ki bugünün uğruna gelecek göz ardı edilirse borçlanma bağımlılığından çıkılamaz.
Netice itibariyle ekonomik özgürlüğünü kaybedenlerin bağımsızlığını da kaybetmesi kaçınılmazdır.
01 Mayıs 2024
Ahmet Orhan