Gerçek siyaset ya da reel politika ne anlama gelir diye hatırlamakta fayda var.
Terminolojik olarak reel politika, bir nihai hedefe varmak için herhangi bir ideale veya kurama bağlanmaksızın, mevcut gerçeklere uygun şekilde amaçları gerçekleştirmeye çalışmaktır.
Eldeki olanakların dışına çıkarak ve risk alarak hareket etme üslubu bu politik yaklaşımda pek kabul görmez.
Tüm bu açıklamaları bir araya getirdiğimizde Türkçe olarak gerçek politika karşılığını kullandığımızda anlam daha da güçlenmektedir.
Türkiye ne yazık ki bir süredir hayatın gerçeklerine aykırı olarak iktidar hırsı uğruna son derece tehlikeli ve yanlış uygulamalarla yönetilmektedir.
Yanlış uygulamalar yerine sonuçları ele aldığımızda yönetenlerin yüksek enflasyon içinde yüksek kalkınma tercihi nedeniyle hayat pahalılığı olgusunu yaşamakta olduğumuz görülmektedir.
Bu tercih nedeniyle ülkemiz hazinesi tarihinin en yüksek faizini karşılamak durumunda kalmıştır.
Osmanlı dahil tarihimizde ilk defa faiz ödemesi, anapara ödemesini aşarak 3,7 trilyonluk geliri olan 2023 bütçesinde toplam olarak 1 trilyonu geçmiş, gerçek anlamda kötü bir rekor kırmıştır.
Baktığımızda güya Türkiye dünya görüşlerinin temelinde faizi ret eden hatta haram sayan Erdoğan tarafından yönetilmektedir.
Biz bu ekonomik sonuç ve siyasi yöntemleri konuşmayı bir kenara bırakalım ve hayatın gerçeklerini dönelim.
Türk milleti için en iyi şartlar altında bile sonbahardan başlayarak ilkbahar ve yaza kadar geçen dönem, ekonomik ve toplumsal zorlukların yaşandığı günler olmuştur.
Malum, eylül ayı ile birlikte okulların açılmasıyla hareketlenmelerle birlikte doğal olarak harcamalar artar.
Şimdiler de doğal gazın yaygın kullanımı bir miktar değiştirmiş olsa bile yakacak meselesi diğer önemli bir başlıktır.
Gerçi elektrik ve doğal gaz başta olmak üzere devlet tarafından temin edilerek vatandaşın kullanımına sunulan mal ve hizmetlerin fiyatları da neredeyse her yıl son baharın ilk günlerinde arttırılır.
Durum böyle olunca da tüm mal ve hizmetlerde fiyat artışlarının fiyat ayarlama söylemleriyle yapıldığına şahit oluruz.
Niye farklı olsun ki, bu yıl da öyle olmuş hatta en şiddetlisinin yaşanması kaçınılmaz olmuştur.
Halkımızın geleneksel olarak istisnalar hariç en kolay ulaşabildiği mevsim sebze ve meyve fiyatları artışta bu yıl rekor kırmaktadır.
TÜİK açıklamasına göre Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) yıllık %156,00, aylık %7,14 olarak gerçekleşmiştir.
Bir sendika konfederasyonunun Ankara'daki marketlerden düzenli olarak derlediği ve halkın en fazla tükettiği 64 temel gıda maddesinden oluşan bir sepetin fiyatı, Ekim itibariyle geçtiğimiz yıl 100 lira olmasına rağmen bu yıl 277,5 liraya ulaşmıştır.
Başka bir deyişle söz konusu ürünlerdeki fiyat artışı yaklaşık 3 kat seviyesine gelmiştir.
Özellikle halkımız tarafından en çok tüketilen sebzelerdeki fiyat artışları son derce dikkat çekicidir.
Eğer pazara gidemiyor ve fiyatları takip edemiyorsanız internetten bir kilo ıspanağın 15-20, bir kilo brokolinin 25-30, ha keza pırasanın 20 liraya satın alınabildiğini göreceksiniz.
Yine süt ürünlerindeki fiyatların ise üretici fiyatlarının düşük olmasına rağmen sütün bile ambalajlanmış olarak 2,5-3 katı fiyata ulaştığına şahit olursunuz.
Ne yazık ki süt üreticisi girdi maliyetlerini karşılayamadığı için her birinin sağmal olarak 50 bin lira olması gereken ineklerini 15-20 bin lira karşılığında kesime göndermektedir.
Bir kilogram kesif yem fiyatının 7-8 lira olduğu bir durumda 8-9 liraya süt satılması hayvancılığın bitişinin çan seslerinden başka bir şey değildir.
Süt fiyatlarının hesaplanmasında basit bir gösterge çizelgesi söz konusudur.
Evrensel kabule göre üreticinin üretime devam edebilmesi için en az kesif yem fiyatının 1,5 katına sütünü satması gerekir.
Bu değeri paraya çevirdiğimizde sütün hayvancılar için üretici fiyatının 10,5 lira olması gerekir.
Sonuç olarak süt üreticisi zarar içindedir.
Süt üreticisi zarar ederken süt sanayicisinin zarar etmesi söz konusu değildir.
Halkımız süt ve süt ürünlerine üretici fiyatlarının çok üzerinde fiyatlarla ancak ulaşabilmektedir.
Eski bir süt üreticisi olarak korkarım ki insanımız önümüzdeki kış günlerinde en ucuz peyniri bile 150 liradan almak zorunda kalabilecektir.
Et dediğinizi duyar gibiyim…
1kg et üretebilmek için büyük baş hayvanda 7 kg kesif yem kullanma zarureti söz konusudur.
1kg yem fiyatının 7-8 liraya ulaştığını düşünecek olursak 1kg et için 20-25 bin liraya aldığınız besi danasına onun kadar yem harcaması yapmak durumundasınızdır.
İşin özeti 1 kg dana etinin karkas fiyatı110-120 lira olması gerçeğiyle karşı karşıya kalırsınız.
Perakende et fiyatının ise gelinen nokta itibariyle %30-40 fazlasına170 liraya ulaştığı görülecektir.
Giyim de ise fiyat artışlarının gıdanın da üzerinde olduğunu bilmeyenimiz yoktur.
Tüketicinin krediye %30’un üzerinde faizle ulaşabildiği, ticaret erbabının ise tasarruf faizinin altında ulaştığı ortamda çoğunluğun yararına gerçekçi bir ekonomi yönteminin uygulandığından bahsetmek mümkün değildir.
Türkiye yüksek enflasyon sarmalına girmiştir.
Dönemsel sapmalar olsa bile bu yönetim anlayışıyla seçimlere kadar hayat pahalılığının artmaya devam edeceğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yoktur.
Bu durumda çare için mutlaka acı reçete uygulanacağını herkes bilir.
Ekonomiyi tedavi reçetesinin çok daha acı veren ilaçlardan oluşmaması için olabildiğince erken bir seçim zorunluluğu vardır.
Ancak görünen odur ki iktidar elindeki kamuoyu oluşturma araçlarını ve hayatın gerçeklerinden uzak her türlü tedbiri almak suretiyle bu ağır ekonomik şartları daha ağırlarını yaşatma pahasına seçim sonuna kadar geçiştirmeye çalışacaktır.
Her kim olursa olsun yapılan ilk seçimden sonra iktidarı alacak olanlara Allah yardım etsin.
Zor işimiz çoook zor!
24 Ekim 2022
Ahmet Orhan