Bundan önceki yazımda liyakat konusunu başlı başına bir yazı olarak ele alacağımı söylemiştim.
Esasen planım bu konuyu hemen ele almak değildi.
Ancak çevremde gördüklerim, kulaklarımla duyduklarım ve tevatür yoluyla haberdar olduğum olaylar beni zaman geçirmeden bu husustaki düşüncelerimi siz değerli okuyucularımla paylaşmaya mecbur etti.
Her geçen gün daha çok duyduğumuz duydukça da daha fazla kaygılandığımız “LİYAKAT” kelimesinin ifade ettiği anlamı öncelikle açıklığa kavuşturalım.
Liyakat, TDK sözlüğündeki tanıma göre “Layık olma, uygunluk, yaraşır olma, değim.” olarak ifade edilmektedir.
Kelimenin ifade ettiği anlam üzerine derinlemesine araştırma yapmayı bir tarafa bırakarak bizim için gerekli anlama gelecek olursak: bir işi yapmak için gereken bilgi, donanım ve beceriye sahip olma halidir diye tanımlamak yerinde olacaktır.
Liyakat ve adalet, birbirinden ayrılmaz kavramlardır.
Adaletin olduğu yerde doğal olarak liyakatte bulunur.
Adil olma liyakatli olmanın doğal sonucudur aynı zamanda.
Liyakat bir anlamda gelişmişliğin de simgesidir.
Uygarlık seviyesini belirleyen ülke ve toplumların liyakat sahibi insanları uygun görevlerde değerlendirdiğine şahit oluruz.
Bizim ele almaya çalıştığımız anlamıyla liyakat, devlet için çalışacak insanların belirlenmesinde aranması gereken ölçüttür.
Liyakatli insanları değerlendirme konusunda doğu toplumları ve tüm geri kalmış ülkelerin başarılı olamadığı çok bilinen bir gerçektir.
GÖREV VE LİYÂKAT
Devletimizin işlerinin görülmesinde istihdam edeceği insanlarda sivil vatandaşlardan bazı farklı özellikler aranır.
İnsanlar sahip oldukları bu özellikler sayesinde önemli bir statü olan memur olup bazı ayrıcalıkları da kazanırlar.
Elbette devletin memuru olarak bu aziz millete hizmet etmek son derece şereflidir.
Bu özel durum, halkımızın çoğunluğu için devlet memuru olmak bir takım güvencelere kavuşma arzusunu yaratır.
Arz edilenin talepten az olması durumunda mevcutlar içinde “seçim” yapılması tek yol olarak ortaya çıkar.
Seçme mecburiyeti tartışma ve ihtilaflı hal ile belirdiğinde toplumun adalet duygusunu törpüler, devlete ve onu yönetenlere güveni azaltır.
Ne yazık ki Türkiye’de devlete işe alınacakların seçiminde adil davranılmaması liyakati yok etmiştir.
Türkiye, işe alımlarda en iyi özelliklere sahip olanı belirlemek ve halkın sisteme olan güvenini tesis edebilmek için ilk defa rahmetli Ecevit’in başbakanlığı döneminde 1999 yılında Devlet Memurluğu Sınavını(DMS) hayata geçirmiştir.
Sınavın ana amaçları arasında; kamu kurum ve kuruluşlarına yapılacak olan personel istihdamının, şeffaf ve adaletli bir biçimde gerçekleşmesi ve sınav rekabeti içinde personel kalitesini en üst düzeye çıkartmak sayılabilir.
Kısaca özetlemek gerekirse Türk toplumun kanayan yarası olan “torpili” ortadan kaldırmak ve ehil insanların devlet görevlerine alınması ve yükseltilmesinde adil bir yöntem olarak geliştirilen Kamu Personeli Seçme Sınavı ne yazık ki mülakat yönteminin olaya dahil olmasıyla neredeyse tüm anlam ve önemini kaybetmiştir.
Hiçbir vatandaşımızı adaletli bir işe alım sisteminin olduğuna inandırmak mümkün değildir.
Adalet duygusunun özellikle gençlerde yok olması önemli bir kısmında mensubiyet duygusunu azaltmış, istikbal uğruna milli benliklerinden bile uzaklaşmalarına neden olmuştur.
Bu duygusal çöküntü onları başka çözümler aramaya itmekte, maddi ve manevi anlamda en iyi yetişmiş gençlerimiz başta olmak üzere büyük çoğunluğu geleceğini Türkiye’de değil gelişmiş batı ülkelerinde aramaktadır.
Mülakatla yok edilen sisteme güvensizlik yaygın bir problem halini almıştır.
Büyük fedakârlıklarla, kıt imkânlarımızı yetişmeleri için harcadığımız gençlerimiz hiçbir bedel ödemeyen batı ülkelerine koşarak yol almaktadırlar.
Türkiye batı karşısında en büyük üstünlüğü olan genç ve donanımlı insan kaynağını bu adaletsiz sistem yüzünden kaybetmektedir.
ADALETİN HÂKİM KILINMASI
Devlete işe alımlarda mülakat yöntemi derhal terk edilmelidir.
Mülakatın bir zorunluluk olarak ortaya çıktığı durumlar asgari seviyeye indirilmelidir.
Mülakatlar günümüz teknolojisinin imkanları kullanılarak kayıt altına alınmalı, anlamsız, hatta muhatabına saygısızlık anlamına gelecek uygulamaların önüne geçilmelidir.
Devletin her faaliyetinin denetime tabi olması esastır.
Mülakatın bunun dışında olması düşünülemez.
Sonuca itiraz olması durumunda yargı yolu açılmalıdır.
Yargılama mülakat heyetinin ifadesi yerine gerçek kayıtlar esas alınarak yapılabilmelidir.
Yazılı sınavda derece yapıp mülakatta sıfır çekilmesini hiç kimsenin olağan görmesi mümkün değildir.
Adil olmayan bu sınav sistemi zaman kaybetmeden ıslah edilmelidir.
03 Eylül 2022
Ahmet Orhan
