Her savaşın ardında bir tarih, her direnişin içinde bir destan vardır…
Millî Mücadele yıllarında Anadolu’nun dağları, yalnızca silahların yankılandığı yerler değil; vatan uğruna verilen büyük mücadelenin, fedakârlığın ve cesaretin de şahidi oldu.
Manisa’nın Gördes ilçesi çevresindeki dağlık arazide yaşanan Güvemdere Muharebesi, işte bu büyük direnişin önemli halkalarından biriydi.
Gördes, Demirci ve Simav dağları hattında yoğunlaşan çatışmalar, bölgenin zorlu coğrafyasında Kuvâ-yı Milliye’nin, yani Akıncı müfrezelerinin Yunan işgal kuvvetlerine karşı yürüttüğü mücadelenin bir parçasıydı.
Dağların sarp ve geçit vermeyen yapısı, akıncıların gerilla taktiklerini başarıyla uygulamasına imkân sağlıyor; her kaya, her patika ve her geçit, vatan savunmasının bir mevzisine dönüşüyordu.
Ancak Güvemdere Muharebesi’ni hafızalara kazıyan yalnızca çarpışmanın kendisi değildi.
Bu mücadele, aynı zamanda Gördesli Makbule Hanım’ın cesaretinin ve fedakârlığının simgesiydi.
ÇATIŞMANIN EN KIZGIN ANINDA…
Güvemdere’de çatışmaların şiddetlendiği günlerde Makbule Hanım, Çamlıtepe civarında birkaç askerle birlikte atların korunması görevine bırakılmıştı.
Fakat savaşın seyri bir anda değişti.
Yunan kuvvetleri akıncıları pusuya düşürdü.
Simavlı Yusuf Çavuş’un bulunduğu grup ağır kayıplar verdi. Çatışmanın ardından sağ kalan akıncılar, yaralıları da yanlarına alarak geri çekilmeye başladı.
İşte tam o sırada Makbule Hanım ortaya çıktı.
Geri çekilenleri gördüğünde, savaşın ortasında korkuya değil, cesarete ses verdi.
Haykırdı:
“Bu düşmandan kaçılır mı? Yaralıları bırakın, düşmana hücum edin!”
Ardından silahını alarak ileri atıldı.
Bir kadının, üstelik savaşın en çetin anında gösterdiği bu korkusuzluk, dağılmak üzere olan akıncılar üzerinde büyük bir etki meydana getirdi.
Makbule Hanım’ın cesareti, geri çekilenleri yeniden toparladı.
Akıncılar yeniden hücuma geçti.
Düşman geri püskürtüldü.
Güvemdere’de kazanılan bu başarıda, Makbule Hanım’ın cesaretinin ve kararlılığının payı büyüktü.
DAĞLARI GÜVENLİ BÖLGELERE TERCİH ETTİ
Makbule Hanım’ın mücadelesi yalnızca bir muharebe anındaki kahramanlıktan ibaret değildi.
O, diğer çete ailelerinin aksine güvenli bölgelerde kalmayı reddediyor, daima müfrezeyle birlikte hareket etmek istiyordu.
Vatanın işgal altında olduğu bir dönemde kendisine güvenli bir yer aramıyor; dağları, silah arkadaşlarını ve mücadeleyi tercih ediyordu.
Bu kararlılığı zaman zaman eşi Usturumcalı Halil Efe ve diğer efelerle arasında görüş ayrılıklarına da yol açtı.
Baskılar arttığında ise Makbule Hanım, derdini anlatmak için Kaymakam İbrahim Ethem Bey’e gitti.
Orada kararlılığını tek bir cümleyle ortaya koydu:
“Dağlarda ölmek benim için daha hayırlıdır.”
Bu söz, onun Millî Mücadele’ye bakışını ve vatan uğruna göze aldığı fedakârlığın büyüklüğünü anlatmaya yetiyordu.
Sonunda, keşiflerde faydalı olacağı düşünülerek yeniden müfrezeye katılmasına izin verildi.
Makbule Hanım için mesele yalnızca savaşmak değildi.
Mesele, işgal altındaki vatan toprağında özgürlük için mücadele etmekti.
KOCAYAYLA’DA SON NEFES…
Güvemdere’de gösterdiği cesaret, Makbule Hanım’ın Millî Mücadele yolculuğundaki son kahramanlığı olmadı.
Gördesli Makbule Hanım, 17 Mart 1922 tarihinde, Gördes–Sındırgı hattında, Akhisar Akkocalı civarındaki Kocayayla mevkiinde çıkan çatışmada şehit düştü.
Henüz genç yaşındaydı.
Fakat ömrünün gençliğini, vatanın bağımsızlığı için verilen mücadelenin içine bırakmıştı.
Cephede aktif olarak savaşmış, korkusuzluğu ile askerleri cesaretlendirmiş, gerektiğinde geri çekilenleri yeniden hücuma kaldırmıştı.
Ve sonunda o da Anadolu’nun binlerce kahramanı gibi toprağa düştü.
Makbule Hanım’ın naaşı, şehit düştüğü Kocayayla’da toprağa verildi.
BİR KADINDAN DAHA FAZLASI…
Güvemdere Muharebesi, askerî açıdan küçük bir çarpışma gibi görülebilir.
Fakat bazı savaşların büyüklüğü, kullanılan silahların sayısıyla değil, bıraktığı izlerle ölçülür.
Güvemdere’de Makbule Hanım’ın gösterdiği cesaret, yalnızca o anki çatışmanın seyrini değiştirmedi.
Dağılmak üzere olan akıncıları yeniden bir araya getirdi.
Mücadele azmini diri tuttu.
Ve bölgedeki direniş ruhunu güçlendirdi.
Makbule Hanım, savaş meydanında yalnızca silah taşıyan bir nefer değildi.
O, cesaretiyle korkuya meydan okuyan, kararlılığıyla mücadeleyi ayakta tutan, varlığıyla silah arkadaşlarına moral veren bir kadın kahramandı.
Bugün onun adı, Millî Mücadele’nin sembol kadın kahramanları arasında anılıyorsa, bunun ardında yalnızca şehadeti değil; vatan uğruna yaşamayı da ölmeyi de göze alan bir irade vardır.
Güvemdere’nin dağlarında yankılanan o ses, bugün hâlâ tarihin derinliklerinden gelir:
“Bu düşmandan kaçılır mı?”
O ses, yalnızca bir muharebenin değil…
Bir milletin bağımsızlık iradesinin sesidir.
Makbule Hanım’ın hikâyesi, Anadolu kadınının gerektiğinde cepheye koştuğunun, silah kuşandığının ve vatanı için canını ortaya koyduğunun unutulmaz bir nişanesidir.
O genç yaşında toprağa düştü.
Fakat ardında, nesiller boyunca anlatılacak bir cesaret bıraktı.
Ruhun şad olsun aziz şehidimiz.
Ruhun şad olsun Gördesli Makbule Hanım.
Vatan sana minnettardır.
22 Nisan 2026
Rasih Hacıkadiroğlu