Aylar önce televizyon ekranlarında dillendirildi, yazıldı, çizildi, bağırıldı.. “Sahte diplomalılar devlet kadrolarında cirit atıyor!”
Gazeteci Murat Ağırel, günlerce TV'deki programlarda, haberlerinde ve köşe yazılarında bu konuyu işledi.
Ama ne oldu?
Koca bir hiç!
Ne bir savcı harekete geçti, ne de bir kurum.
Sadece baktılar… Belki de görmezden geldiler.
Bugün, devletin en mahrem sistemlerine sızan, e-imzaları kopyalayan bir şebekeyle karşı karşıyayız.
BTK Başkanı'nın e-imzası bile taklit edilmiş! Daha ne olsun? Bu devletin dijital bekası resmen delik deşik edilmiş!
E-imza ile belgeler düzenlenmiş, doçentlikler verilmiş, mezuniyet kayıtları oluşturulmuş, notlar değiştirilmiş...
Ve bu süreçte sadece bireyler değil, gelecek nesiller de zehirlendi. Çünkü sahte diplomalı sözde akademisyenler öğrenci yetiştirdi!
Onlar da şimdi bir yerlerde görev başında!
Birileri doçent olmuş, profesör olmuş, üniversiteyi hiç görmeden imzayla mevki kapmış!
Peki bu ülkeyi kim yönetiyor?
Sahte belgelerle "devlet" kılığına giren şebekeler mi?
İşin daha da vahimi:
Bu skandalların üstü örtülmeye çalışılıyor!
Yüzlerce akademisyenin usulsüz atandığı iddiası İletişim Başkanlığı tarafından jet hızıyla yalanlandı.
Sizce bu telaş niye?
Üstelik yetmedi!
Bir başka şebeke, bu kez vatandaşlık dağıtmış.
E-imza ile sahte değerleme raporları düzenlenmiş, konutlar muvazaalı biçimde satılmış, parayla Türk kimliği verilmiş.
Ülkenin itibarı bu kadar mı ucuz?
Bir başka cephede TÜİK var.
Temmuz enflasyonu açıklandı: Yıllık %33.52!
Hadi canım sen de!
Bu ülkede pazara, markete, kasaba giden biri buna inanır mı?
Yumurta taneyle alınıyor, kiralar maaşı sollamış, tatil hayal olmuş…
Ama TÜİK’e göre her şey “harika”!
Hazine Bakanı çıkıp “44 ayın en düşük enflasyonu” diyor.
Ama vatandaşın alım gücü 7 ayda %20 azalmış, bunu konuşmuyor.
TÜİK’in rakamlarıyla yapılan maaş ayarlamaları resmen kul hakkına girmektir.
Bu halkı bile isteye yoksulluğa mahkûm etmektir!
Bu gidiş nereye?
Ülkenin dijital egemenliği çökmüş,
Devlet kadrolarına sahte belgelerle çöreklenilmiş,
Yargı sus pus,
TÜİK rakamları makyajlı,
Halk her gün biraz daha yoksul…
Ve bu iktidar hâlâ masal anlatıyor.
Ama kimse merak etmesin.
Sandık gelecek.
Ve bu halk, kendisini unutanları unutmayacak.
BELGELERİN HAVADA UÇMASI METEOROLOJİK BİR VAKA DEĞİL!
Son günlerde devlet koridorlarında belge trafiği yaşanıyor.
Evet, belgeler resmen havada uçuşuyor!
Neden mi?
Çünkü iktidarın gidişi artık yüksek sesle konuşuluyor.
Ve ne acıdır ki, bu ülkenin bürokrasisinde kök salmış o kadim hastalık bir kez daha nüksetti:
"Gidiyorlar bari ben kendimi kurtarayım" sendromu.
Devletin bazı vicdanlı memurları dışında, çoğu elinde ne varsa piyasaya salmaya başladı.
Evrak, belge, bilgi, kayıt…
Sanki devlette görev yapmıyor da kendi şirketinden alacak verecek hesabı kapatıyor!
Aslında bu tablo bize sadece çürümenin boyutunu göstermiyor, aynı zamanda "bürokrasinin sadakati" denilen kavramın ne kadar sığlaştığını da yüzümüze vuruyor.
Bugün sızdırılan belgeler arasında neler yok ki:
Sahte diplomalar,
E-imzalarla düzenlenen hayali atamalar,
Kamu kaynaklarının iç edildiğine dair iç yazışmalar,
Bürokratların mal varlığı belgeleri,
Hatta iktidar içi çatışmaların tutanakları…
Ve bu sadece başlangıç.
Çünkü yargı ve idari kadrolarda oluşan “bu iktidar gidici” havası, zincirleme bir çözülmeyi de beraberinde getiriyor.
Önce içeride panik başlar, ardından didişmeler, sonra da satışlar…
Sonra bir bakmışsınız muhalefet partilerinin kapısı dosyalarla dolmuş.
İşte o an, devletin değil ama iktidarın tüm çamaşırları birer birer ortaya dökülür.
Bugün bu belgeler neden saçılıyor?
Vicdan mı harekete geçti?
Hayır.
Çoğunlukla bu bir kurtarma operasyonu.
Kendi koltuğunu, malını, geleceğini kurtarma telaşı.
Demokrasi böyle dönemlerde test edilir.
Devletin hafızası, sırları, kurumları bir bir ortaya saçılıyorsa, bu "şeffaflık" değil, yönetim zaafıdır.
Devletin içinden bilgi fışkırmasıyla gururlanılmaz; bu, kurumsal bir iflasın itirafıdır.
Unutmayın:
Bugün konuşanlar, dün susanlar.
Bugün belgeleri dağıtanlar, dün o kararların altına imza atanlar.
Bugün kendini kurtarmaya çalışanlar, dün halkı ateşe atanlar.
Gidiyorlar korkusu, kurtarma seferberliği başlattı mı desem,
bürokrasi belge saçıyor, bu nasıl "Devlet" ahlakı mı desem,
"Demokrasi" değil, çürüme belgeleniyor mu desem,
yumurtayla sınanan millet, diplomayla kandırılan devlet mi desem,
sisteme sızanlar profesör oldu, bu ülkeye böyle ne oldu mu desem,
BTK E-İmzası taklit ediliyorsa, hangi güvenlikten bahsediyoruz mu desem,
Türk kimliği para karşılığı satılmış, haberiniz var mı efendiler mi desem...
Vallahi bilemedim.
Ve biz, bu tabloya sadece “belge uçuşuyor” diyerek bakamayız.
Sormamız gereken soru şu...
Bu çürüme ne zaman başladı, kimler göz yumdu, kimler faydalandı?
Ve en önemlisi:
Yarın iktidar değiştiğinde bu belgelerle kim hesap verecek, kim yine sıyrılacak?
Yoksa diyorum, tüm bunların başlangıcı, 2019 yılının Kasım sonu Aralık ayı başlarında girilen Kozmik odadan mı başladı?
Aziz Milletim uyan! İletişim egemenliğimiz ortalıkta kaldı ve hatta tehdit altında, bence beka sorunu bile var.
04 Ağustos 2025
Mustafa Temiz
GARİP PEKTAŞ 13 Ay Önce
Tuz kokmuş bunu biz biliyoruzda 23 senedir oy verenler ne zaman uyanacak kaleminize sağlık selamlar