Manisa Son Haber

Halef, Selef ve Telef Arasında Sıkışmış Bir Millet! / Mustafa Temiz Yazdı

MUSTAFA TEMİZ HABERLERİ

Son olarak duyduk: “Telef olacaklar”… Bu ifade, artık siyasi dilin yeni normalidir. Rakibine “telef” diyen bir akıl, sadece siyasi nezaketi değil, insani sınırların ölçüsü kaldı ise ve bunu da  konuşurken karıştırıyor mu bilmiyorum. Çünkü insan telef olmaz, yaşarken de ölürken de..

Türkiye, 2017 referandumuyla rejim değişikliğine imza attı. Sandığa gidip "Evet" diyen de, "Hayır" diyen de bu ülkenin evladıydı. Fakat gelin görün ki, o sandıktan çıkan "Evet" oylarıyla birlikte bir millet kendi kendini sistematik olarak devre dışı bıraktı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi... 

Adına bakınca kulağa modern geliyor olabilir, ama pratikte bir kişinin iki dudağı arasına sıkışmış koca bir memleketi yaşıyoruz artık.

Soruyorum size: "Ulan biz kendi ayağımıza mı sıktık?" düşüncesi size de uğruyor mu zaman zaman? Benim aklımdan hiç çıkmıyor! 

Çünkü her sabah uyanınca, vatandaşı ezen, hukuku ezen, liyakati ezen bir başka uygulamayla karşı karşıya kalıyoruz. Ve en kötüsü, artık buna alışıyoruz. Reaksiyon sıfır. Vicdanlar körelmiş, akıl susturulmuş.

Siyaset; hizmet yarışı olması gerekirken, intikam arenasına dönüştü. “Ben daha iyi yaparım” diyen kalmadı, “Ben daha çok sustururum” diyenler yükseldi. 

Rakiplerini siyasi rekabetin doğal parçası olarak görmek yerine, onları düşman ilan eden bir anlayış iktidarda. 

Son olarak duyduk: “Telef olacaklar”… Bu ifade, artık siyasi dilin yeni normalidir. Rakibine “telef” diyen bir akıl, sadece siyasi nezaketi değil, insani sınırların ölçüsü kaldı ise ve bunu da konuşurken karıştırıyor mu bilmiyorum. Çünkü insan telef olmaz, yaşarken de ölürken de..

Telef…
Gazeteci olduğumuz için bizler iyi biliriz, yıldırım düşmesinde ya da uçurumdan yuvarlanan keçi, koyun için deriz bu lafı. Şimdi bu ifade siyasete bulaştı. Ülkenin muhalefeti için telaffuz ediliyor. Yazık… Siyasette selef saygısı kalmadı. Yerine gelmeye namzet halef, selefinden tecrübe devralmak yerine, “telef” olmamak için mücadele edecek öyle mi?

Bir ülkede selef ile halef arasında bir ahlak zinciri yoksa, o ülkede devlet geleneği çürür. Devlet hafızası yerle bir olur.

Bugün Türkiye tam da burada. Eskiden başbakanlar, görevlerini devrederken rakipleriyle el sıkışırdı. Liyakat idarenin en zirvesinde de ortadan kalktı, sadakat tek ölçü oldu.

Milletin oyu ile seçilemeyen kabinede bakan, milyon fark atarak seçilen de olana bitene cezaevinden bakan oldu.

Oysa ki, bir ülkede halef ile selef arasında köprü kurulmazsa, en sonunda sistemin kendisi telef olur. Kurumlar çöker, adalet bitap düşer, halk çaresiz kalır. İşte bugün yaşadığımız tam da bu.

Şimdi bir yanda aklı susturulmuş, vicdanı bastırılmış kitleler var. Bu insanlar oy veriyor. Hem de öyle bir oy ki, kendi yoksulluğuna, kendi işsizliğine, kendi can yanışına rağmen inadından vazgeçmeden oy veriyor. “İnadım inat” diyen milyonlar… Kendi haline ağlayacağına, muhalefete söven iktidar diline alkış tutuyor.

Çünkü bu halkın bir kısmı hâlâ şunu anlamıyor: Karnını doyurmakla beslenmek aynı şey değildir.
Televizyonda duyduğu iki hamaset cümlesiyle kendini mutlu hissediyor. Hayatı ıskaladığını fark etmiyor. Oysa sosyal yaşam, kültürel derinlik, özgürlükler... Bunların hepsinden mahrum, ama mutlu. Şükrederek susuyor, itaat ederek yaşıyor.

İşte bu suskunluk, bu teslimiyet yüzünden.. Okumuş, donanımlı, insanların sesi bastırılıyor. Onlar “şeytan” ilan ediliyor. Onlara yakın olanlar da iftirayla, kara propagandayla sindiriliyor. Çünkü bu zihniyet dindarlığı değil, kindarlığı kutsuyor.

Yirmi küsur yıl…
Bir çeyrek asır geçti. Milletin sırtından geçinenler zenginleşti, halk fakirleşti. Devlet dediğimiz aygıt, kurumların üzerine çökmüş bir gölgeye dönüştü. Ahlaki çöküş diz boyu. Ve hala "bizden olsun çamurdan olsun" anlayışıyla siyaset yapanlar var.

Şimdi bir seçim daha yaklaşsa…
Yine bu zihniyet sandığa yansıyacak mı?
Yine halefler, seleflerini ezerek yükselip sonunda her şeyi telef mi edecek?

Peki, bu milletin aklı başına ne zaman gelecek?

Evet, millet olarak ayağımıza sıktık ve aslında hâlâ kanayan yerden aleme gülümsüyoruz.
Ama unutmayın: kan kaybeden sadece birey değil, sistemin ta kendisidir.
Ve bir sistem telef olduğunda, yerine neyin geleceğini kimse bilemez.

Bugün geldiğimiz nokta bir tesadüf değil. Bu, yıllardır yanlış tercihlerin, körü körüne sadakatin, koltuk sevdasına tapınmanın neticesi. Bir nesil heba oldu. Gelecek nesiller de aynı zihniyete teslim edilirse, bu karanlık bitmeyecek.

Ne yazık ki biz bu filmi defalarca izledik. Ve her defasında aynı tuzağa düştük. Kendimize benzemeyeni dışladık, sorgulayanı susturduk, hakikati söyleyeni hain ilan ettik.

Şimdi soru şu: Ayağımıza sıktık evet ama daha ne kadar kan kaybedeceğiz?

Bir diğer soruda şu ; Siyaset arenasında kaç kişinin daha telef olacağı kime soruldu... Bu telef olacaklara oy verende millet ya... Oy verenlerin oyu da telef olacak öyle mi? Bunu nasıl anlamalıyız.

"Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" den geldiğimiz noktada ekonomik terime Nas, siyasette de şimdi telef kelimesiyle muhatap edildik. Biz bunları hiç hak etmedik...

Milletiz biz... Üstelik büyük bir milletiz.. Hadi 3 Mayıs'tan yola çıkarak,büyük Türk milletiyiz. 

Biz seçimde konuşuruz ve net konuşuruz.. 

2025 yılı gerçeğinde bulanık zihinler aydınlandı, zehirlenmiş beyinler demokratik panzehiri damardan zerk etti uyandı.

Biz sandığı önümüzde gördüğümüz gün, adayı yanımızda bulsakta bulmasak da, kimin halef, kimin selef, kimin telef olacağına kararı veririz.

Bana unutturmayın değerli okurlarım, seçimden sonra kim halef, kim selef, kim telef oldu mutlaka yazacağım...

Hatta literatüre bir ünvan da ben ekleyeceğim.. Mesela "siyasi M...." 

Ezilen olmayın, ezenin yanında durmayın, ezen değil, esen kalın...

3 Mayıs 2025

Mustafa Temiz

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.