Açlık susmaz! Gelecek kaygısı bastırılamaz!

Makarna, kömür, üç kuruş yardım paketiyle halkı susturabileceğini sananlar, bu milletin onurunu hiç anlamamışlar. Anladıklarında kendileri için yapabilecekleri bir şey de kalmayacak...

Açlık susmaz! Gelecek kaygısı bastırılamaz!

Bir ülkenin çöküşü sadece ekonomisiyle ölçülmez. 
Zihinler çökerse, umutlar yok edilirse, çocukların geleceği pazarlık konusu yapılırsa orada artık salt bir ekonomik krizden değil, açık bir rejim krizinden söz edilir. 

Türkiye, işte tam da bu çıkmazda! 

Enflasyon rakamı yalan, büyüme verisi palavra, açıklanan her veri birer makyajlı propaganda notu. 

Ama gerçeğin makyajı yok!
İktidar, bu ülkenin emeğini, alın terini, geleceğini yedi bitirdi.

Bu yaşanan sadece kötü ekonomi yönetimi değil; bu adeta sistematik, bilinçli ve ideolojik bir yoksullaştırma operasyonu haline büründü. 

Bu halka karşı organize olmuş bir yönetim duruşu mu? Bu yönetim duruşu halktan kopuk değil mi?

“Faiz sebep, enflasyon sonuç” denilerek ekonomi bilimi rafa kaldırıldı, ülke bir laboratuvar faresine çevrildi. 

Ama deneme yanılma yapanların yanıldığı şey sadece rakamlar değildi; bir milletin umudu, emeği ve geleceğiydi. Koca bir toplum denek yapıldı ve bugün milyonlar açlıkla, işsizlikle, kirayla, zamla baş başa bırakıldı.

Orta sınıf diye bir şey kalmadı. 
Planlı değil, sanki kasıtlı bir imha süreci yürütülüyor. Bugün 51 milyon insan Mısır seviyesinde bir gelirle yaşam savaşı veriyor. 
Ayda 8 bin lirayı bile göremeyen bir halk, Avrupa’dan pahalı bir ülkede yaşamak zorunda bırakılıyor. 

Gıdası, eğitimi, otomobili, kirası Avrupa standartlarında ama cebi Afrika ortalamasında! 

Bu bir ekonomik çöküş değil sadece, bu bir sınıfsal tasfiye hareketi gibi olmadı mı?

Bu tabloyu ortaya çıkaranlar, “büyüme” diyor, “istikrar” diyor. Ne istikrarı? Ve.... Kimin için? 

Ülkenin yüzde 80’i batarken, yalnızca yüzde 20’lik bir azınlığa refah taşıyan bu düzen hangi vicdanla kabul edilebilir ki?

Bu ülkenin kaynakları var ama o kaynaklar halk için değil, yandaşlar için kullanılıyor. Devletin ihalelerini alanlar niye hep aynı insanlar.. İş dünyası bunu seslendirince, bu defa iktidar gücünü bu kesime yöneltmiyor mu?

Devlet, sosyal adaleti büyütmek yerine, sadaka kültürünü genişletiyor. Biz halk olarak bunun farkındayız!

Makarna, kömür, üç kuruş yardım paketiyle halkı susturabileceğini sananlar, bu milletin onurunu hiç anlamamışlar. Anladıklarında kendileri için yapabilecekleri bir şey de kalmayacak...

Eleştirenler, gözaltına alınıyor,  akademisyenler bilimle global ölçülerle tarif etmek istiyorlar, susturuluyor. Zamları, geçim derdini, sokaktaki insanın tenceresinin içindekileri  yazan gazetecilere davalar yağıyor. 

Soru sormak “suç”, gerçekleri yazmak “ihanet”. 
Ama unutulmasın! Açlık susmaz. 
İşsizlik susturulamaz. 
Gelecek kaygısı bastırılamaz. 

Bu düzenin çarkına sıkışan halkın biriken öfkesi, eninde sonunda sandığı da, sokağı da, tarihi de sarsacaktır.
Bu insanlık var olduğundan beri hiç bir zaman değişmemiştir, Türkiye'de de kumpaslar ne kadar sıksa da değiştirilemeyecektir.

Bu düzen sadece sandıkla değişmez. 
Bu düzen hesap sorularak değişir. Çünkü ortada sadece kötü bir yönetim değil, millete karşı işlenmiş devasa bir haksızlık ve eşit olmayan zincir haline gelmiş halkalar var.

Kadrosuz, liyakatsiz, denetimsiz bir yapıyla ülkeyi uçurumdan aşağı itenler, yarın çocuklarımızın yüzüne bakamayacaklar.

Gelenler de hesap sorulacağını bilerek yönetmek zorunda bırakılmalıdır. Hesap verilebilir bir düzen mutlaka kurulacaktır.

Bağımsız yargı, sokakta halka güven vermelidir. Hukuk devlet ile millet arasında karar veren olmalıdır.

Türkiye ancak gerçek bir hukuk devleti olduğunda, meclisin milletin sesiyle dolduğu, başbakanın hesap verdiği, cumhurbaşkanının denetlediği tam demokratik bir sistemle yeniden ayağa kalkabilir. 

Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi, bu ülkeye refah değil, felaket getirmiştir. İttifak pazarlıklarının girdabında halk unutulmuş, ülke devasa bir siyasi çıkar koalisyonuna hapsedilmiştir.

Bu düzen, yamayla düzelmez. Reformla iyileşmez. Çünkü sorun sadece sistemde değil; bu sistemi sürdüren zihniyettedir. Vakanın adı güç zehirlenmesidir.

Saray rejimi son bulmadan, bu ülke aydınlığa çıkamayacak.
Bu sistem kısa sürede enerjisini bitirdi. Partili Cumhurbaşkanı modeli çabuk yoruldu. Bir adamın başında iki şapka ile bu ülkenin yönetilemeyeceğini, dağda koyun otlatan çoban bile biliyor artık. 

Bu halk, sadece yeni bir iktidar değil, yeni bir düzen talep ediyor. 
Sokağı dinleyin.. "Yönetimde halk" başlığını atın, bakın neler duyacaksınız. Sosyoloji bilimine yeni başlıklar açılacak kadar enteresan yaklaşımlar ve tarifler var.

Halk kendi arasında neler diyor, ah bir duyabilseniz. Aslında halk özetle yeni bir sosyal adalet, yeni bir üretim modeli, yeni bir demokrasi. Ve artık, sokakta, işinde, evinde huzur istiyor.

Ve bu da ancak, halkın iradesini sandıkta göstermekle kalmayıp, sokakta, meydanda, düşüncede, her yerde örgütlü biçimde var olmasıyla mümkün. 

Halk inanın bu defa bunu da biliyor ve ona göre davranacak.

Sonucu görünce öğreneceksiniz. Sakın şaşırmayın.

Halk anayasal hakkını kullanırken, önüne gelen polis barikatlarını, tazyikli suyu, biber gazını istemiyor.

Protesto ve eleştiri hakkının anayasal hak olduğunun bilinciyle ve aynı halk tek gücü olan oy verme hakkıyla mutlaka bunu da hatırlatacak. İnanın bu günü de hep birlikte göreceğiz.

Çünkü bu gidişat bir kader değil, bu düzen yaşanması şart olan, kabullenilmek zorunda olan bir zorunluluk değil. 
Değiştirilebilir. 
Değiştirilmeli. 
Ve hesap sorulmalıdır!
Sandığı bekleyen halk bunları da biliyor! Dedim ya, sonucu görünce sakın şaşırmayın.. Sadece bu bilinçle demokratik hakkını kullanan bu halk iradesinin sonucunu zihninizde sindirin... Ve "milli irade böyle istedi" deyip köşenize çekilin...


11 Mayıs 2025
Mustafa Temiz

Güncelleme Tarihi: 10 Mayıs 2025, 22:25
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER