Tam 23 yıldır aynı çark, aynı yüzler, aynı zihniyet. Artık beyinlerimiz haşlandı, vicdanlarımız kavruldu. Bu iktidarın ilk günlerinden beri yaşadığımız kadrosuzluk değil, düpedüz liyakatsizliğin kurumsallaşmasıydı.
Kayırmacılığın, ehliyetsizliğin, torpilin devlet yönetimi sanıldığı bir dönem yaşadık. Kurumlar çöktü, çökertildi. Göz göre göre çürüdü her şey, bizler de tanıklık ettik, altında kaldık.
Kanunlar mı? Sadece muhalefet için vardı. Kendileri içinse istisnalarla dolu bir krallık alanı yarattılar. Yasaları ayaklar altına alıp, “ben yaptım oldu” düzenini ülkenin genetiğine işlediler. Adaleti, ahlakı, vicdanı ezip geçtiler.
Helal-haram çizgisi en çok bu dönemde yok oldu. Dillerinden düşürmedikleri "kul hakkı" kavramı, en çok kendi yaptıklarıyla kirlenmedi mi?
Lüks içinde yaşayıp asgari ücretliye sabır tavsiye edenlerin, yoksullukla dalga geçenlerin iktidarında adaletin zerresi kaldı mı?
Tarih tüm bunları not aldı. Yazıldı, çizildi, belgelendi.
Fetö ile kol kola yürüyüp sonra “aldatıldık” diyenlerin geçmişi kitap kitap önümüzde duruyor. Tayyip Erdoğan'ı göklere çıkaran akademik tezler, siyasi ikbal için yazılmış methiyelerle dolu raflar...
Üniversitelerde artık bilim değil, biat konuşuyor.
Kaç kişinin doçent, profesör olduğu hâlâ şaibe konusu. Alımların ilandan önce kime gideceği belli; ilana değil isme özel kadrolar açılıyor. Bu nasıl bir akademi, bu nasıl bir devlet?
Ve iş vesayete gelince birden ayağa kalkan AKP milletvekilleri... Sözde vesayetle mücadele ettiklerini söyleyip en büyük vesayet düzenini kendileri inşa etmediler mi?
Mesele tarihse, evet bakalım tarihe. Bu iktidar nasıl anılacak?
Rakiplerinin adaylarını cezaevine attırmakla, miting otobüslerini bağlatmakla, meydanları karanlığa boğmakla, halkın iradesini boğmakla anılacaklar. Silivri'deki soğuk duvarlar, bu dönemin gerçek hafızası olarak kalacak.
Bir yandan ana muhalefet liderine yapılan linç girişimini kınayıp, diğer yandan bu saldırının araştırılmasını reddeden bir siyasi iktidarın tarihte yeri nedir sizce?
Cumhurbaşkanı adayına yönelik kumpaslar, geçmişe dönük intikamcı hamleler, dostlarına selam vereni zindana atan anlayış, neyin mirasıdır?
En sonunda sosyal medya hesaplarının engellenmesiyle ayyuka çıkan dış güçlerle işbirliği meselesi...
Kurtla yiyip çobanla yas tutan bir iktidardan başka ne beklenebilir?
Cezaevindeki bir insana ev baskını sahnesini izlettirerek neyi ispatladınız? Vicdan mı, güç mü?
Atalarımız boşuna dememiş: “Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri.” Peki, bu iktidarın ardında ne kalacak? Toplumu kamplaştıran, kurumu çürüten, adaleti zehirleyen bir miras mı?
“Baki kalan bu kubbede hoş bir seda imiş...” diyebilecek kaç kişi var bugün bu iktidar için? Kaç kişi geriye dönüp “iyi ki” diyebilecek?
İdeolojisiz bir kadro inşa edip, “İmam Hatip mezunu olsun da ne olursa olsun” diyerek devlet yönetimini mezuniyet üzerinden şekillendirdiniz. Bilgi değil sadakat aradınız. Sonuç? Devlet yönetimi çöktü, liyakat mezara gömüldü.
Bu iktidar arkasından neyle anılacak? Karanlıkta bırakılan muhalefet liderleriyle, devlet gücünü muhalifin üstüne salmakla, hukuku siyasi hesaplaşmaların silahı haline getirmekle...
Ve soruyorum: Bu nasıl bir siyaset? Bu nasıl bir adalet?
Tarih bu karanlığı yazacak. Hem de tüm çıplaklığıyla. Ve bizler, bu dönemi yaşayıp unutmayanlar olarak, o yazılanların en hakiki tanıkları olacağız.
Kendilerine “yeni” dediler ama geçmişin en kötü alışkanlıklarını daha da organize, daha da sistematik hale getirdiler. Ne hak kaldı ne hukuk. Ne kamu vicdanı kaldı ne de adalet terazisi. İhaleler yandaşa, kadrolar akrabaya, kurumlar cemaatten devralınıp başka cemaatlere ihale edildi. Halk mı? Seyirci koltuğuna itildi. Oy verdikçe susturuldu, sustukça ezildi.
Hatırlayın…
Bir zamanlar “çıraklık dönemi” dediler, affettik.
“Ustalık dönemi” dediler, sabrettik.
Ama şimdi bu ülke bir yıkım şantiyesine döndü.
Ne ekonomi kaldı elde, ne eğitim. Ne dış politika kaldı onurlu, ne içeride huzur.
Yandaş kanallarda pembe tablolar çizilirken, gerçek Türkiye karanlıkta donuyor. Pazarlarda çürük meyveye mahkûm edilmiş emeklilerle dolu bu ülke. Diplomayı “asla gösteremeyen” bir Cumhurbaşkanının gölgesinde bilim konuşmak isteyen akademisyenlere bile yer yok.
Ve sonra çıkıp hâlâ “milletimizle yola devam” diyebiliyorlar.
Hangi milletle?
Halkın iradesini cezalarla susturduğunuz, gazetecileri hapse attığınız, sanatçıları fişlediğiniz, sokağa çıkan her yurttaşı “terörist” ilan ettiğiniz o millet mi?
Bugün bu ülkede “aklı selim” sahibi herkesin zihninde tek bir soru yankılanıyor:
Bu düzen daha ne kadar sürecek?
Ama biliyoruz ki hiçbir zulüm sonsuz değildir.
Ve biliyoruz ki tarih, sadece kazananları değil, kazanırken kimleri ezdiğini de yazar.
Silivri duvarları, gece karanlığında yapılan polis baskınları, sabaha karşı gözaltılar... Bunlar unutulmaz. Mazlumun feryadı, zalimin kibrinden çok daha güçlüdür tarihte.
Bugün o meclis sıralarında göğsünü gere gere oturanlar, yarın birer dipnot olacak. Bugün parmak kaldırıp hukuku yok sayanlar, yarın göz göze bile gelemeden geçecekler bu halkın vicdanından.
Bir milletin vicdanı susmaz. Belki geç uyanır ama mutlaka uyanır.
İşte o gün geldiğinde, bu karanlık dönemin adı bir daha asla temize çıkamayacak şekilde yazılacak...
Yasaksız ama hukuksuz, kalkınmasız ama gösterişli, inançlı ama vicdansız bir iktidar dönemi.
Ve biz…
İşte biz bu dönemin hem tanığı hem de hesabını soracak olanlarıyız.
Yarınlar bizimdir çünkü unutmayanlar kazanır.
Asla unutmayacağız, çünkü bu 23 yılın ardından bu millet demokrasisinin daha da gelişmesi için artık bu ülkeyi bu kafa yapısı iradeye asla sandıkta bir daha teslim etmeyecek..
Çünkü son süreç ve yaşanılan adaletsizlikler, vicdansızlıklar bardağı taşıran son damlalardı...
8 Mayıs 2025
Mustafa Temiz