Yurtdışında doktora yapan ve aynı zamanda üniversite ders okutan bir yakınımın anlattıkları beni çok etkiledi…Adeta çarpıldım..
Gerek kendisinin verdiği derslerde, gerekse yabancı hocalardan almış olduğu genelde derslerde; Batılı, Alman, İngiliz ve Amerikalı öğrencilerin dersten 5 dakika önce gelirken, derse geç kalan öğrencilerin çoğunluğunun arap hind malezya gibi doğulu öğrenciler olduğunu söyledi. Bu durumdan rahatsız olan bir batılı öğrencinin sorunu çözmek için yapılan toplantıda “ Siz Asya’lıların kafalarındaki zaman kavramını değiştirmek lazım sorun ancak o zaman çözülebilir “ dediğini ifade etmişti.
Evet bu çok doğru bir tespit, bugün dünya devleti Amerika’nın kullandığı dil olan İngilizcede zaman kavramına baktığımızda onlarda zaman sahip olunması gereken bir kıt kaynak, bizde ise geçilirmesi gereken değersiz bir şey gibi algılanıyor. Bir günün sonunda bir İngiliz “I have a good time or bad time“ der yani iyi veya kötü zamana sahip oldum derken. Bizse;” iyi zaman geçirdik, iyi zaman öldürdük, akşamı ettik, bu günü de yedik,” gibi sözcükler kullanırız. Gelişmiş ülkeler zamanı kutsamışlardır. “Time is up, time is over, time iş running ” zamanı bitten, zamanı tükenen bir değer olarak algılarlarken. Biz harcanması gereken değersiz bir şey olarak görüyoruz boşa geçiriyoruz.
Tren geçti, araba geçti zaman geçti. Zaman algısı yanlış olunca, zaman sahip çıkma bilinci de azalıyor, çünkü insanımız zamanı değersiz bir şey gibi algılıyor ve sahiplenmiyor, en büyük problemde bu yani zamana sahip çıkmamak.
Günümüzde insanımızın en büyük problemlerinden birisi de zamanını sahiplenememe ve onu iyi tanzim edememektir. Zamanı iyi değerlendiren öğrenci derslerinde, memur işinde, işçi fabrikasında, insanlar her türlü uğraşlarında başarılı olmaktadır
Çağdaş insanın ortak sorunlarından en önemlilerinden birisi de hayatını istediği gibi yaşayamaması, yapmak istediği şeyleri çoğunlukla zamanında yapamamasıdır. Hepimizin ortak derdi; Eşime ve çocuklarıma zaman ayıramıyorum… Yapmak istediğim çok şey var ama yapamıyorum... Günlerimin nasıl geçtiğini hiç anlamıyorum… Keşke yeterli vaktim olsaydı… Diğer insanlara yardım etmek istiyorum ama onlara ayıracak zamanım yok… Sosyal toplum kuruluşlarına katkıda bulunmak istiyorum, ama yeterli zamanım yok… vs, vs… Misalleri çoğaltmak mümkün.
Bir işin en kısa zamanda ve en az çaba ile nasıl yapılacağını öğrenmek; zamanımızı etkili kullanmanın yanı sıra, bize zamandan tasarruf etme fırsatı da sunar.
Dünyadaki bütün insanlar güne aynı 24 saatle veya 1.440 dakika ile veya 86.400 saniye ile başlar. Aslında, bir günümüz bizim çok değerli dakikalar ve saniyelerden oluşan bir Zaman Bankasıdır. Kaynak sınırlıdır ama onu kullanma biçimleri sınırlı değildir. Hesabınıza her sabah 86.400 TL yatıran ve iyi kullanmadığınız her TL’yi silen bir bankanız olduğunu düşünün. Bu bankaya ZAMAN ve TL’ye de SANİYE deyin. Her sabah hesabınıza 86.400 saniye işleniyor ve her gece iyi kullanamadığınız bölümlerini geri alamıyorsunuz. Bu banka, bakiyeden fazlasını kullandırmayan ve günleri aynı olmayan 365 güne sahip. Her gün size yeni bir hesap açıyor ve her gece bu hesabı siliyor. Yarını engelleyecek her hangi bir şey yok, ama yarın siz var mısınız, bu belli değil?
Yaşayan herkese tahsis edilmiş bir günün 24 saatinde neler oluyor? Bir kere bu sürenin yaklaşık 8 saatini veya 480 dakikasını uykuda geçiririz. Aynı miktarda zaman ölü işler için harcanır. Bize en büyük seçenek özgürlüğünü sağlayan, geriye kalan 1/3’lük süredir. Araştırmalar uygulamada bu geriye kalan sürenin de ancak yarısının etkili olarak kullanabildiğimizi ortaya koymuştur. Vakit nakittir hatta nakitten daha değerli altın elmas paha biçilmez bir mücevherdir.. Peki ya siz zamanınızı sahiplenip verimli kullanıyor musunuz ?
22.02.2026
İsmail Bozkurt
San Antonio / Texas / USA
Yusuf Yıldız 5 Ay Önce
Her hali ile çok güzel bir anlatım. Akıcı ve duru bir Türkçe kullanılmış. Bir kaç Arapca kelimenin yerine Türkce deneyin. Eleştirel yazı öğretici hale dönüşmüş. Teşekkürler, sağlıkla kal.
Yusuf Baykal 5 Ay Önce
Harika bir tespit, bu tür konularaparmak basmaya devam inşaAllah, selam ve muhabbetle...